Temizlik imandan gelir

Millet olarak kişi ve çevre temizliğine fazla önem vermeyen bir yapıya sahibiz. Su ve sabunla aramızın çok iyi olduğu da söylenemez.

Evlerimizi temizleriz ama sokak ve caddelerimizi çöplüğe çeviririz. Sahillerimiz yüzer bir çöplük görünümündedir.

Aracımızla giderken içtiğimiz pet su şişesini ya da meşrubat kutusunu fırlatıp atmayı, kül tablamızı asfalta boşaltmayı, burnumuzu sildiğimiz kâğıt mendili camdan savurmayı severiz! Bazen trafikte beklerken, can sıkıntısından burnumuzu karıştırdığımız da vakidir!

7’den 70’e ter kokmayı severiz! Toplu taşıma araçlarında havalandırma cihazları genellikle çalışmaz… Kapılar ve pencereler açık, seyahat ederiz. Tepkisiz bir millet olduğumuz için sesimizi çıkartmayız; havasız ve ter içerisinde yolculuğa devam ederiz. Hapşırınca elimizi ağzımıza getirmeye de bir üşeniriz ki sormayın gitsin! Tıpkı ağzımız bir karış açık esnerken olduğu gibi.

Her yere çöpümüzü rahatlıkla bırakırız. Cezası da yok. Varsa da uygulayan bir merci yok. Piknik yaptığımız yerlerde ve deniz kenarlarında çöplerimizi bırakmayı marifet sayarız. Parklarda ve bahçelerde zevkle çitlediğimiz çekirdeklerden çöp dağı oluşur ama aldırmayız. Çöpleri toplayan çevrecileri ve duyarlı vatandaşları ise şaşkınlıkla izler, enayilikle suçlarız. Sokaklara, asfaltlara, hâsılı bulduğumuz her yere tükürmekten ise acayip zevk alırız. Uyaran olursa yumruğu gözünün üstüne savururuz! Sokaklar bizim değil mi ister tükürür, ister sümkürürüz, kim ne karışır? Ha bir de burnumuzu elimize silip, elimizi de oramıza buramıza artık neresi uygunsa oraya siliveririz. Mendil denen bir şey var ama genelde almayı veya bulundurmayı unuturuz!

Yanan izmaritimizi düşüncesizce yol kenarına fırlatıp, orman yangınına bile sebep olmaktan hiç çekinmeyiz.

Namaz kılmak için abdest alırız ama kirli çoraplarımızı yıkadığımız ayaklarımıza giyer, camilere öyle gireriz. Bu sebepten camiler çok kötü ayak kokar. Secdeye vardığımızda kokudan baygınlık geçirmemek için kendimizi zor tutarız. Kıldığımız namaza gelince; onu da inşallah Allah kabul eder!

Ah bir de el yıkamayı alışkanlık haline getirsek! Sokaktan gelir el yıkamayız. Tokalaşmayı ve öpüşmeyi de pek severiz!  Neyse ki şu virüs belası başımıza geldi de el yıkamayı öğrenebildik!

Ne diyor sağlık uzmanları; “Maske, mesafe, temizlik…”  Maske tamam da mesafe ve temizlikte ilerleme kaydedebildik mi acaba? Belki de bu Covit-19 insanoğlunun doğayı kirleterek katletmesine bir ceza olarak gelmiştir, ne dersiniz? İnsanlar içeriye girince doğa kendine geliyor. Bu durum, bir yıldır yaşadığımız salgın süresince bilimsel olarak da tespit edilmedi mi?

Salgın hastalıkmış, virüs ha bire mutasyona uğruyormuş, on binlerce insanımız ölüyormuş ne gam! Nasılsa serde tevekkül var; bize bir şey olmaz…

Hep düşünürdüm, Yüce Allah, neden namaz öncesinde abdest almayı şart koşmuş diye. Cevap ortada; temizlik için… Abdest uzuvları sürekli dışarıyla temasa maruz kalıyor ve kirleniyor.  Bedeni ve elbiseleri temiz tutmak bazı ibadetlerin ön şartı. Bu salgın nedeniyle elleri en az yirmi saniye yıkama olayını da düşünecek olursak, Allah kulunu biliyor…

Ne demiş büyüklerimiz; “Temizlik imandan gelir.” *

Tülay Hergünlü – SMMM

 

*Hz. Muhammed Mustafa’nın- selam olsun- bir sözü olduğu da rivayet edilir.