Akıl çabayla işler

Akıl, insanoğluna verilmiş en büyük armağandır kuşkusuz. Onu işletmek de insan olmanın en temel işlevi… İşletmek diyoruz da; sandığımız kadar işletebiliyor muyuz; o akıl nasıl işliyor, kararlarımızı ve davranışlarımızı hangi unsurlar etkiliyor, orası çok karmaşık bir konu.

Çok şeyi bildiğimizi sanıyor, kendimize o kadar çok güveniyoruz ki; düşüne taşına aldığımızı sandığımız kararlarımızın bile ardında her zaman “rasyonel aklın” olamayabileceğini hesaba katmıyoruz. Bugün zihnimizin çalışması üzerine yapılan incelemeler, insanın pek de öyle zannedildiği kadar “akılcı” davranmadığını ortaya koyuyor.

Kafanızı daha fazla karıştırmadan, ağzımdaki baklalardan bir iki tane çıkarayım.

Her türlü kararımızın komuta merkezi olan beynimiz; hâlâ keşfedilmeyi bekleyen bir yığın mucizevi özelliğiyle olduğu kadar, sistematik yanılgılarıyla da yaşamımızın en temel ögesi malûm!

Çaktırmadan işleyen, bir kısmı atalarımızdan devraldığımız, bir kısmı da uzun süreli uygulamalarla otomatikleşen, hızlı ve fazla çaba gerektirmeyen, kalıp yargılar, ön yargılar, kestirme yollar kullanarak kimi zaman alelacele bölük pörçük bilgiyle hikâyeler uyduran sezgisel bir zihin yapısına sahip olduğumuz kadar,  karmaşık hesaplamalar yapabilen, öz denetim yeteneğine sahip, bilinçli seçim yapabilen, çaba gerektiren, dolayısıyla daha yavaş işleyen ve de azıcık da tembel bir zihnin yapısına sahibiz aynı zamanda. İşin ilginç yanı şu ki; bilinçli seçimler yapan ve akıl yürüten sistemimizin ana veri kaynağı da ruhumuz bile duymadan otomatik ve hızlı işleyen, alelacele bölük pörçük bilgiyle hikâyeler uyduran sistemimizin ürettiği düşünceler, şablonlar, hisler ve izlenimler…

Bu hazır veri, karar vermede ve davranış sergilemede bilinçli sistemin çoğu zaman işine yarıyor çünkü düşünmek, akıl yürütmek, hesap kitap yapmak zor ve zahmetli iştir, çaba ve enerji gerektirir.  Beyin de fazla enerji sarf etmek istemez. Bu yüzden hazır veriyi kullanmak bir yere kadar işine gelir, destekler ya da kendisine sunulan fikri akılcı hale getirip kullanır. Ancak kimi zaman da sansür eder ve o verinin kullanılmasına engel olur. Demek istediğim, bazen akla ilk gelene göre hareket etmek mümkün olabildiği gibi, çılgın bir düşüncenin ya da dürtünün davranış şekline dönüşmesine izin verilmemesi gibi bir sansür de söz konusu olabilir beynimizin içinde.

Kestirme yollara başvuran “sezgisel aklımızın” mucizeleri olduğu gibi, sürekli tekrarlanan hataları olduğu da biliniyor bugün. Mesela aklımıza iyi bir yanıt gelmediğinde, sorular karşısında “bilişsel rahatlık” ilkesine göre davranmak, tembel beynimizin kolaya kaçış kısa yollarından biridir. Yanıt tanıdıksa kolaya kaçar, doğru olduğunu var sayar. Bu da inançlarımızı saptırır. Örneğin bir şeyi sık sık tekrar etmek o şeye aşinalık izlenimi yaratır. Tanıdık olan şeyi de doğru zanneder zihnimiz; çünkü aksini düşünmek çaba, emek, bilinç ve enerji gerektirir. İnsanların yalanlara inanmasını sağlamanın en güvenilir yolu tekrar etmektir diyor işin uzmanları. Çünkü “tanıdık” olanı “gerçek” olandan ayırt etmek kolay değildir. (Daniel Kahneman, Hızlı ve Yavaş Düşünme, s:26-27, 74-75,481)

Uzun lafın kısası; siz siz olun, kendinize biraz daha yakından bakın. Aklınıza ilk gelene ya da her önünüze koyulana göre hareket etmeden önce, bu hangi sisteminizin kararı diye bir durup düşünün. Akıl devreye girerse; hem kendi elimizle, hem de “doğal kusurlarımızı” bilenler eliyle aldatılma riskimiz azalır. Benden söylemesi.

Meltem Kaynaş Kazezyılmaz – Planlama Uzmanı