Alçak teşebbüsler…

«Kimi ölüler bize ne kadar yakın; yaşayanların birçoğu ne kadar da ölü…» demişti Uğur Mumcu!

«Her memurum için, çoluk çocuğu için, şehit olmaya hazırım.» demişti Ali Gaffar Okkan!

Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara’da Karlı Sokak’taki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikasta kurban giderek yaşamını yitirdi. Hayatını kaybetmeden önce polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. “Bilgi sɑhibi olmɑdɑn, fikir sɑhibi olunmɑz.” demişti.

Şu cümleleri de kurmuştu devrim şehidimiz Mumcu: “Bu ülkenin hiçbir zaman ‘C’ planı olmadı. Bu ülkede daima A.B.D planları devreye sokuldu… Gelecek nesilleri değil, gelecek seçimleri düşünen politikɑcılɑrımız bu tɑblonun ressɑmlɑrıdırlɑr…  Biz unutkɑn bir ulusuz. Unutuyoruz olup bitenleri. Unutuyoruz ve oğullɑrı kızlɑrı ölen ɑnɑ bɑbɑlɑrı, kɑnlı gözyɑşlɑrıylɑ bɑş bɑşɑ bırɑkıp gidiyoruz… Haklıdan yana değil, güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar; güç merkezi değiştikçe dönerler; fırıldak olurlar…”

Devrim şehidimiz Okkan da, sekiz yıl sonra, 24 Ocak 2001 günü akşam saatlerinde makamından Valilik Binası’na makam aracıyla seyir halinde iken, kimliği belirsiz kişilerin açtığı ateş sonucu olay yerinde şehit edildi. Gaffar Okkan, Kars Emniyet Müdürü iken, Diyarbakır gibi yıllarca PKK ve Hizbullah terörünün ve aşırı göçün ağır sonuçlarını yaşayan bir ile emniyet müdürü olarak atanmıştı. Hizbullah’ın çökertilmesinde çok önemli bir rol oynadı. Kadın polisler Diyarbakır’da ilk kez onun emriyle sokağa çıktılar, trafiği yönettiler. Ayrıca mavi-beyaza boyattığı iki otomobili kadın polislerin emrine verdi; kaybolan çocukları toplayıp ailelerine teslim ettiler, yürümekte zorlanan yaşlılara yardım ettiler. 

***

Dünya tarihi; savaşların, kıyımların ve cinayetlerin tarihi olmuştur. (“OKU!”, s.46)

“Millî Mücadele yıllarında ve Cumhuriyet döneminde başta Mustafa Kemal olmak üzere devlet büyüklerine yönelik çok sayıda suikast tertiplenmiştir. Mustafa Kemal’e muhalif olanlar ve onun öldürülmesini tek kurtuluş yolu olarak görenler, âdeta hiç ara vermemiş, bir suikast girişimi başarısız olunca bir diğerini hayata geçirmeye çalışmışlardır…”* Sadece bir paragrafını aldığımız ve çok önemli ayrıntılar içeren makalenin tamamı okunduğunda, ihanetin içerideki ve dışarıdaki boyutlarını görmek mümkün. Diğer yandan büyük bedeller ödenerek kurulan Cumhuriyet’in değerlerine inanmış o günün polisinin görev anlayışındaki ciddiyet ve hassasiyeti ve de halkımızın gösterdiği duyarlılığı da açık ve net olarak görmek mümkün.

Atatürk’ün yanında uşak olarak görev yapan Cemal Granda şöyle yazmıştır: “Atatürk, maiyetindekilere fazla güven gösterir gibi olmasına rağmen her zaman tetikte ve uyanık kalmasını bilmiştir… Bir gün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’la görüşürken şöyle dediğini hatırlarım: ‘Kendimi koruma işimi kendim yaparım ve yapmaktayım. Gelip geçtiğim yerlerde neler olup bittiğine dikkat ederim. Gezi saatlerini, günlerini gerektikçe kendim değiştiririm. Benim dikkatimden hiçbir şey kaçmaz…” (Cemal Granda, Atatürk’ün Uşağı’nın Gizli Defteri, Derin Tarih Yay., İstanbul, 2014, s.118)

I. Dünya Savaşı yıllarında Mustafa Kemal, “gelip geçtiğim yerlerde neler olup bittiğine dikkat ederim” cümlesine örnek olacak şekilde, kendisine yönelik bir suikastı engellemiştir.

“Bir gece Mustafa Kemal ile Dr. Rasim Ferit Talay, 76 numaradaki bilinen eve gitmek üzere Akaretler yokuşunu inerken, yolun daraldığı Valideçeşmesi’nden az aşağıda, onun Vişnezade Camiine giden köşesinde Mustafa Kemal yavaşça, ‘Doktor tabancan var mı?’ diye sorar. O yok deyince: ‘Benim  ceketimin sol cebimde bir tane var, al ve tetiğini aç, arkadan bir adam geliyor, bir suikast yapacak!’ der. Doktor tabancayı alınca Mustafa Kemal sağ cebindeki tabancayı çekip döner ve arkadan gelene: ‘Dur!’ der. Adam, iri yarı bir kanun çavuşudur (İdris Çavuş). Şaşırıp eline aldığı parabellum tabancasını yere düşürür. Doktor eğilip tabancayı alır ve çavuşu öne katarak eve gelirler. Mustafa Kemal kendi adamına çavuşu içeri alıp misafir etmesini, ancak önce üzerini yoklamasını söyler. O sorguya çekilince Mustafa Kemal’i öldürmekle görevlendirildiğini anlatır. Mustafa Kemal bunu mesele yapmaz. Bir süre sonra Suriye’de yeniden VII. Ordu komutanı olunca kendine öz bir davranışla İdris Çavuş’u karargâhına alır. O, Eylül 1918 ricatında şehit olacaktır.” (Ord. Prof. Yusuf Hikmet Bayur; Atatürk, Hayatı ve Eserleri I, Samsun’a Çıkışına Kadar, Ankara 1963, s.153-154.)

14 Haziran 1926’da, Türkiye Cumhurbaşkanı’na karşı girişilen ancak hayata geçmeden engellenen İzmir suikastının ardından Mustafa Kemal Paşa şöyle diyecektir:

“Alçak teşebbüsün benim şahsımdan çok kutsal cumhuriyetimize ve onun dayandığı yüksek ilkelere dönük bulunduğuna şüphem yoktur.”

Devrim şehitlerimiz gibi nice şehidimiz de Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet için bedel ödeyenlerdir. Ruhları şâd olsun…

 

Canan Murtezaoğlu

 

*Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi; Polis Arşiv Belgelerine Göre Atatürk’e ve Diğer Devlet Adamlarına Yönelik Suikast Girişimleri, Cilt 30, Sayı 90, sayfalar 1-48, 2014