Atatürk ve çok partili sistem

Atatürk’ün devlet yönetimi konusunda fikir ve düşünceleri net ve açıktır. Ülkede yönetme biçimi cumhuriyet, yönetim biçimi de demokrasi olmalıdır.

Düşman işgali altındaki toprakları kurtarmak için Samsun’a çıktığı 1919 yılından itibaren kafasında düşündüğü ve zaman içinde tatbik ettiği yol “cumhuriyet ve demokrasi” yönetim sisteminin kurulması çabalarıdır. Önce düşman işgali altındaki topraklar kurtarılacaktır. Sonra da adım adım yeni devletin yönetme biçimi ve yönetim sistemi kurulacaktır. Bu kurulmada eski Türklerin devlet yönetme geleneğinden gelen “danışma” ilkesi hep aklındadır.

Erzurum-Sivas Kongreleri ve sonrası 1920 Nisan’ında Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Yönetim şekli savaş şartları altında dahi demokrasi yönetim sistemi ile düşmanla savaşılacaktır.

Düşmanla savaş Meclis ile beraber yönetilecektir. 1921 yılında Anayasa’nın Meclis tarafından çıkarılması ve savaşla geçen yılların sonunda Ekim 1923 yılında Cumhuriyet’in kurulması tamamlanmıştır. Yeni devlet, savaşlar sonrası kurulmuştur. 

Cumhuriyet’in kurulması ile 1921 Anayasası maddelerinde yapılan bazı değişiklikler ve sonrasında önce Eylül 1923’te Atatürk, Halk Fırkası (CHP) nı kurdu ve sonra da 1924 Anayasası Meclis tarafından kabul edildi. 

Ve sonrası cumhuriyetin ve demokrasinin ülkede yerleşmesi, kök salması için yapılan çalışmalar…

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetme biçimi Cumhuriyet’tir. Meclis daha işin başında kurulmuştur. Meclis’te siyasi partilerin yer alması, çok partili sisteme nasıl geçilebilir çalışmaları başlar.

Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam adlı eserinde şunları yazar:*

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Kazım Karabekir Paşa’nın önderliğinde 17 Kasım 1924’te Ankara’da kuruldu. Millî mücadelenin önderleri, artık yan yana değil, karşı karşıyaydılar.

1924 Anayasası, bir normal devir anayasasıydı. Bu Anayasa içinde tek partili rejimden, çok partili rejime yöneliş gayet tabiîydi. Zaten Meclis’te, en şuurlu görünen inkılâpçılar bile inkılâp heyecanı ile demokrasi hasretini beraber haykırıyorlardı.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, hükümetin bir kararnamesiyle 3 Haziran 1925’te kapatıldı. İlk çok partili sisteme geçme çalışması başarılı olamadı.

Çok partili sisteme geçiş için ikinci çalışma Serbest Cumhuriyet Fırka denemesidir.

Şevket Süreyya Aydemir şöyle devam eder:

1930 yaz aylarında Gazi Mustafa Kemal Paşa, Paris Büyükelçisi Fethi Okyar ile görüşür. Ona şunları söyler;

“Fethi Bey, siz bu dediklerinizi yapabilmek için bir siyasi parti kurunuz. Ben size bu işte yardımcı olacağım.”

Fethi Bey Gazi Mustafa Kemal’e 9.8.1930 tarihli bir mektup yazar ve Mustafa Kemal mektuba cevap verir. Bu mektuba verdiği cevaptan bazı cümleler;

“Büyük Millet Meclisi’nde ve millet karşısında, millet işlerinin serbest münakaşası ve iyi niyet sahibi kimselerin ve fırkaların içtihatlarını (görüş ve kanaatlerini) ortaya koyarak, milletin yüksek menfaatlerini aramaları, benim gençliğimden beri aşık ve taraftar olduğum bir sistemdir.”

“Memnuniyetle görüyorum ki laik cumhuriyet esasında beraberiz. Benim siyasi hayatta, bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel budur. Büyük Meclis’te aynı temele dayanan yeni bir fırkanın faaliyete geçerek millet işlerini serbest münakaşa etmesini Cumhuriyet esaslarından sayarım.”

“Reisicumhur bulunduğum müddetçe, Reisicumhurluğun bana verdiği yüksek ve kanuni vazifeleri, hükümete muhalif olan ve olmayan fırkalara karşı adilâne ve tarafsızca ifa edeceğime ve laik Cumhuriyet esası dahilinde fırkanızın, her nevi siyasi faaliyet ve cereyanlarının bir engele uğramayacağına emniyet edebilirsiniz efendim…”

Serbest Cumhuriyet Fırka denemesi de birincisi gibi başarılı olamadı ve 17 Kasım 1930 tarihinde kapatıldı.

Atatürk’ün sağlığında çok partili sisteme geçilemedi. Gençliğinden beri aşık ve taraftar olduğu sistemin arzu ve isteği, II. Dünya Savaşı sona erdikten sonra İsmet İnönü tarafından gerçekleştirildi.

Bahtiyar Çetinbaş – İnşaat Mühendisi ve Kentsel Dönüşüm Uzmanı

 

Yararlanılan kaynak:
*Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Remzi Kitapevi 1966, İstanbul, Cilt 2 İkinci Baskı, s.210 ve 389-393