Başa döndük, “Bir şahıs” dönemine…

Yüz yıl önce 20 Ocak 1921 günü, ilk “Büyük Millet Meclisi” nin, ilk Anayasa’sının yani Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun kabul edildiği gün. Bu anayasa görüşmeleri sırasında Mustafa Kemal şöyle der: “… Antlaşma ve barış yapma, vatan müdafaası ilanı, yani harp ilanı gibi yetkilerin, mevcut olan Kanun-i Esasî’de kime ait olduğu yüksek bilginiz içindedir. Halbuki zannediyorum ki, milletin gerçek vekillerinden oluşan yüksek Meclis, artık bu yetkileri bir şahsa bırakmak istemiyor; kendi yapmak ve tamamen üzerine almak istiyor.”

Buradaki “bir şahıs” padişahtır.

I. Mahmut döneminde, Rumeli ve Anadolu âyanları ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan ve ilk “anayasal belge” olarak görülen Sened-i İttifak’la devlet iktidarı, ilk kez sınırlandırılmıştı. Ardından Tanzimat Fermanı geldi ve padişah, fermanın ilke ve kanunlarına uymaya yemin etti. Islahat Fermanı ile de bu durum pekiştirildi. Gelişmeler devam etti ve İlk Meşrutiyet’e, (1876) Kanun-i Esasi ilan edilerek geçildi. Bu, Türk tarihinin ilk anayasasıydı ancak padişah, olağanüstü durumlarda Anayasa’yı askıya alabilirdi. Ve böyle de oldu, II. Abdülhamit, Rus savaşlarını (93 Harbi) bahane ederek Anayasa’yı askıya aldı. Askeri ayaklanmalar neticesinde ise, Anayasa’yı tekrar yürürlüğe koydu. Osmanlı’nın II. Meşrutiyet günleri başladı. (1908) Bir yıl sonra II. Abdülhamit tahtan indirilince de Kanun-i Esasi’de bazı değişiklikler yapıldı. Ancak, meşruti bir parlamenter monarşi ile yönetilen Osmanlı, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı ile dağılma sürecine girdi ve Mebuslar Meclisi, Sultan Vahdettin tarafından tasfiye edildi. (11 Nisan 1920)

Türk’ün kurtuluş mücadelesi başlamıştı…

23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan ilk Büyük Millet Meclisi, dokuz ay sonra Anayasa’sını ilan etti. (1921) Devletin rejimi, dini, dili, başkenti, başkanı gibi unsurlar belirlense de Kanun-i Esasî resmen ortadan kalkmamıştı ve Anayasa yeni bir devletin ihtiyaçları için yeterli değildi. Gerekli çalışmalar yapıldı, 105 maddelik 1924 Anayasası kabul edildi ve parlamenter rejime yönelik adım atılmış oldu. Bu Anayasa, 1961 yılına kadar yürürlükte kalacaktır.

1961 Anayasa’sına giden yol, yönetime el koyan bir grup subayın oluşturduğu Millî Birlik Komitesi ile başladı. Kurucu Meclis’e anayasa hazırlatıldı ve halkın oyuna sunuldu. 1961 Anayasası, %61,5 ile halktan onay aldı. ’60’lı yılların sonlarına doğru ülke, adaletsizliklerin, emek sömürüsünün, siyasî beceriksizliklerin ve sokaktaki şiddettin sahnesi oldu. 12 Eylül 1980 yılında ordu yönetime el koydu. Yine bir “Kurucu Meclis” oluşturuldu ve yine bir Anayasa hazırlandı. 1982 Anayasası halkın verdiği %91,37 puanla kabul edildi!

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun” Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girince (2001) “82 Anayasası” nda 35 değişiklik yapılmış oldu.

Yetmedi… 2007’de anayasa referandum paketi gündeme geldi.

“Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine, aynı kişinin iki kez cumhurbaşkanı seçilebilmesine ve genel seçimlerin 5 yıl değil, 4 yılda bir yapılmasına” halkımız, %68,95 ile “evet” dedi.

Yine yetmedi…  2010’da Türkiye anayasa değişikliği referandumu gündeme geldi.

Değişiklik; “Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısıyla ilgili düzenlemeler, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun kurulması, YAŞ ve HSYK’nın ihraç kararlarının yargı denetimine açılması, askeri yargının görev alanının daraltılması” gibi konuları içeriyordu. Bu değişikliklere de halkımız %57,93 oranında “evet” dedi. “hayır” oyları artmıştı ancak yetmedi.

Bu “yetmezlik”, 16 Nisan 2017’de yapılan referandum sonucuna da yansıdı. Başa baş gibi görünse de sonuçlar; %51,18 evet” ve “%48,82 hayır” olarak açıklandı. “Başkanlık” sisteminin önü açılmıştı.

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi 9 Temmuz 2018 itibarıyla uygulanmaktadır. Yıl 2021, henüz üç yıl bile dolmadı, ancak…

Artık muhalefetin hiçbir teklifi Meclis’te kabul edilmiyor. (basın)

Başa döndük, Mustafa Kemal’in yüz yıl önce işaret ettiği “Bir şahıs” dönemine döndük… Neden?

Farklı nedenler ileri sürülebilir ancak temel neden; halkın da siyasilerin de “Kuruluş” değerlerinden, “Kurucu” iradeden tamamen uzaklaşmasıdır. Mustafa Kemal’in 20 Ocak 1921’de yaptığı uyarıya tamamen sırt dönmektir. “Meclis, artık bu yetkileri bir şahsa bırakmak istemiyor” ifadesini anlamamaktır. Kuruluş felsefesini okumak, anlamak, anlatmak, hatırlatmak ve genç kuşakları bu yönde uyarmak için uğraşmamaktır.

Çünkü “Cumhuriyet” bize altın tepside sunulmuştur. Evet, büyük büyük dedelerimiz, ninelerimiz yani o devrin çocukları, genci-yaşlısı, kadını-erkeği, yarı aç, yarı çıplak, yoksulluk ve yoksunluk içinde belki şehit, belki gazi olmuşlardır ama o da artık geçen yüz yılda kalmıştır, değil mi?

Kurtuluş ve kuruluş mücadelesi artık birçokları için “eskilerin masalları” olmuştur, değil mi?

“Saygı ve minnet” le anmak, anlamını bilmeden okuyuşlar gibi, anlamını bilmeden, hissetmeden paylaşılan görseller de sanal medyanın baş döndürücü akış hızı içinde yitip gitmektedir, değil mi?

Tekrar verelim: Yıl 2021 ve artık muhalefetin hiçbir teklifi Meclis’te kabul edilmiyor.

 

“İyi, yokuş tırmanmak gibidir, güçtür;
kötü şey ise iniş gibidir, kolayca elde edilir.”
(Kutadgu Bilig, beyit, 903)

 

Canan Murtezaoğlu

 

*Bazı tarihler ve seçim sonuçları için internet ortamından yararlanılmıştır.