Basma da fistan giyemem aman

İlk iki yazımızda türkünün “zeytinyağı” ayağını yazmıştık. Bu kez “basma” yani Sümerbank ayağını yazacağız.

Yerli malı kullanımıyla ilgili konuşmaların yapıldığı günlerde Atatürk Yalova’dadır. Akşam sofrada bu konuda konuşmalar yapılır, fikirler söylenir. Atatürk hepsini büyük bir dikkatle dinler ve şöyle der; “Bundan sonra önder olarak benim de yerli malı kullanmam gerek. Gardıroptaki elbiselerimi getirin. Köşkün önünde yakın!”  Ortam bir anda derin bir sessizliğe bürünür. Sessizliği, Falih Rıfkı Atay bozmaya cesaret eder ve “Paşacığım, elbiseleri yakmayın, birer tanesini bizlere verin. Biz de hatıra olarak saklayalım!” der. Atatürk hafifçe gülümser ve “Peki!” der. Orada hazır bulunan herkese birer kat elbise verilir. Atatürk o günden sonra bir daha İsviçre’den kumaş getirtmez ve elbiselerini yerli kumaştan diktirir.

1933 yılında, Atatürk Cumhuriyeti’nin tartışmasız en büyük iktisadî kurumlarından olan Sümerbank Genel Müdürlüğü faaliyete geçer. Ticarî nitelikte mal üretmek üzere kurulmuş olan ve ana amacı Türkiye’de temel sanayileri kurmak ve yönetmek olan kuruluşun adını da bizzat Mustafa Kemal Atatürk verir. Zamanla Sümerbank’ın bünyesine her biri kendi alanında dev bir iktisadi değer olacak çok sayıda tekstil, tuğla, seramik fabrikaları ile bir de banka eklenir. Daha önce Devlet Sanayi Ofisi tarafından işletilen; Feshane (Defterdar) Fabrikası, Basmahane (Bakırköy) Fabrikası, Hereke Fabrikası ve Beykoz Fabrikası da Sümerbank’a devredilir. Atatürk’ün sosyal projelerini yazmaya kalksak ciltler dolusu kitap olur. Biz bu yazıda konumuz gereği o muhteşem tekstil fabrikalarının iki örneğinden kısaca bahsedeceğiz.

Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası: Sovyetler Birliği’nden alınan 8,5 milyon liralık krediyle kurulur. Fabrikada çalışanlar için sosyal ve kültürel mekânlar, (sinema, spor tesisleri, olimpik yüzme havuzu, eğlence merkezleri vb.) konutlar, revir, kreş, işçi ve memur lokali, market ve fırın gibi temel ihtiyaçları karşılayacak birimler de ihmal edilmemiştir. Hatta bekâr işçiler için yatakhane olarak kullanılması amacıyla bekâr apartmanı inşa edilir. Burada berber, terzi, yemekhane ve dinlenme odaları da vardır. Sonraki yıllarda işçilerin çocukları için bir de Sümer Ortaokulu oluşturulur. 

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası: Genç Cumhuriyet’in “1. Beş Yıllık Kalkınma Planı” nın ilk önemli eseridir. 1937 yılında kurulur. Devlet eliyle kurulan ilk basma fabrikasıdır ve beş kısımdan oluşur: Dokuma, Basma, Desen, Gravür ve Baskı bölümü. Fabrika, Türk-Sovyet ortak yapımıdır. Makineler ve teçhizatının çoğu Sovyetler Birliği’nden narenciye karşılığında alınır. Yani bugün bitirilen Türk tarımı ile o günlerde fabrikalar kurulabilmektedir!

Nazilli Basma Fabrikası da tıpkı diğerleri gibi, sosyal içerikli bir işletmedir.  Büyük bir sinema salonu, halkevi, hamam, “Sümer Spor” adında spor kulübü, “Sümer İlkokulu”, “Sümer Halkevi” ve çocuklar için kreş vardır. Yine bekâr işçiler için “Bekâr İşçi Evleri” inşa edilir. Desenleri çizenler aynı zamanda da ressamdırlar; Nazilli ve çevresinin güzel resimlerini yaparlar. Yapılan tablolar açık arttırma yoluyla satılır.  İşçilerin radyoları vardır, klasik müzik dinlerler. Düzenlenen balolarda, dans partilerinde, vals yapar, dans ederler. Piyano bile vardır ve çalmayı bilen işçilere serbesttir. İşçi korosu kurarlar. Sadece Nazilli’de değil, çevre illerde de konserler verirler. Konserlerinde Atatürk’ün önemsediği çok sesli müziğe de yer verirler. O yıllarda halkın pek de bilmediği çok sesli müziği Anadolu’da tanıtmaya çalışırlar. Şehir merkezi ile fabrika arasında çalışan, halkın da ücretsiz olarak bindiği “Gıdı Gıdı Treni” ve bu isimde bir de mizah gazetesi vardır.

Fabrikada, kentin su ve elektrik ihtiyacını da karşılayabilecek elektrik santrali ile su santrali kurulur. Demirhanesi, marangozhanesi, dökümhanesi, kaynak ve teneke işleri yapan atölyeleri ile Araştırma ve Geliştirme (AR-GE) bölümü de mevcuttur.

Cumhuriyetin kurucuları, çalışanların yaşamlarını kolaylaştıracak ve onlara 24 saat sahip çıkacak uygulamaları hayata geçirirler. Bunun için; İşçi ve Memur Biriktirme Sandıkları, İşçi Ölüm ve Hastalık Yardım Sandıkları oluşturulur, fabrika içinde işçi sağlığını koruyacak kırk yataklı bir hastane, bir eczane bir de laboratuvar kurulur. Günümüzün işletmelerinde anca kanun zoruyla haftada birkaç saat doktor bulunduruluyorken seksen yıl önce, bir fabrikada kırk yataklı bir hastane…

Rüya gibi…

O günlerde Nazilli’nin kâbusu haline gelen sıtma hastalığı fabrikanın sağlık ekibinin verdiği mücadele sonucunda yok edilir. Yılda iki kez halka bedava basma dağıtılır. Fabrika 1970’li yıllarda verimlilik ve kârlılık açısından zirveye ulaşır. 1974 yılında elde ettiği yüksek kârla Türkiye’nin o yıl en büyük yüz işletmesi arasında yer alır. 1974 yılı aynı zamanda da Türk tekstilinin hem içte hem de dışta zirveye çıktığı çok başarılı bir yıl olur.

Sonra ne mi olur?

Türkiye’de 1980 ihtilâli olur ve Turgut Özal iktidara gelir. Özal iktidarı, Cumhuriyet’in devasa fabrikalarını önce âtıl hale getirip ardından da hurdaya çıkarır. Nazilli fabrikasında da yavaş yavaş üretim düşürülür, makineleri yenilenmez. Başka fabrikalardan sökülen makineler Nazilli’ye monte edilir. Teknolojisi tamamen eskidiği için büyük bir bölümü âtıl hale gelen fabrikaya son darbe 2002’de vurulacak; Özelleştirme İdaresi’nce, bedelsiz olarak Adnan Menderes Üniversitesi’ne devredilecektir. Fabrika çalışanları gözyaşları içinde Bursa’ya nakledilecek, kapısına kilit vurulan fabrikanın, üniversitenin kullanımı dışındaki büyük bir bölümü, içindeki tarihî dokuma makineleri, araç ve gereçleriyle çürümeye terk edilecektir. Vicdanı olanların, bu dev eserin müzeye çevrilmesi talepleri ise yetkililer tarafından duyulmayacaktır! 

Sümerbank fabrikaları ilerleyen yıllarda birilerinin fena halde gözüne batacak ve elbette kaçınılmaz sonuç Sümerbank fabrikalarının da başına gelecektir. Önce özelleştirme kapsamına alınarak Sümerbank Holding’e dönüştürülecek (1988), bankası da Garipoğlu şirketler grubuna satılacaktır. (1995) Garipoğlu’nun adının cinayet ve banka yolsuzluğuna karışması nedeniyle geri alınacak olan Sümerbank, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilecek (1999), ardından da Oyak Grubu’na satılacaktır.  (2001)

Sadece fabrikaları değil, ismi de yok edilecektir. İki binli yılların Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın “Sümerbank’ı bitirdik, şimdi sıra isminde” cümlesi hafızalardan silinmeyecektir. Sümerbank, ÖYK kararları ve dönemin hükümetleri eliyle ya satılacak ya bedelsiz olarak devredilecek ya da kapatılacaktır. Oysaki giderek devasa bir sanayi işletmesi haline gelecek olan Sümerbank’ın bünyesinde; 56 işletme 49 banka şubesi yer alacaktır. 1987 yılında alınan kararla özelleştirme kapsamına alınan Sümerbank’a öldürücü darbe 2003-2016 yılları itibariyle gerçekleştirilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük ekonomik mucizelerinden biri olan; sata sata, devrede devrede, kapata kapata bitirilemeyen Cumhuriyet’in sanayi öncüsü Sümerbank’ın, 2016 yılı sonu itibariyle kalan; 245 personeli, 1 İşletmesi,1 bağlı ortaklığı ve 14 İştiraki ile 3 maden sahası ve 31 bayisinin özelleştirilme işlemleri devam etmektedir.

*

Mustafa Kemal Atatürk, İstiklâl Savaşı’nın ilk adımını nasıl Anadolu’da attıysa, Cumhuriyet Türkiye’sinin ekonomik kalkınma hamlesini de yine Anadolu’dan başlatmıştır.  Anadolu’nun dört bir yanında tütmeye başlayan fabrika bacaları, hem o yörelerde yaşayan insanlara iş ve aş sağlamakta hem de köyden kente göçü önleyerek ülkede topyekûn bir kalkınmanın meşaleleri yakılmaktadır.  Ancak günümüzde durum tersine dönmüştür ve bu, sosyal projeleri de içeren fabrikaların özelleştirilme kararlarıyla kapılarına kilit vurulması, köyden kente göçün ve kentleşme çılgınlığı ile yükselen işsizliğin de başlangıcı olmuştur.

ABD ile yapılan ikili askeri ve iktisadi anlaşmalar ile Marshall Planı, Thornburg ve benzeri raporlarla Türkiye’nin üretimini yabancıların eline teslim eden, 1945’lerden sonra iş başına gelen teslimiyetçi zihniyet, ne yazık ki bu ülkenin yönetiminden elini çekmemiştir, kısa vadede çekeceği de yoktur.

Atı alan Üsküdar sınırına varmıştır. Bundan sonra yapılması gereken o sınırı geçmelerine izin vermemektir. Bunun için de ülkenin önünde üç yıldan az bir zaman kalmıştır. “Çalışan bunun için çalışsın”

Tülay Hergünlü – SMMM

 

 

Not: Bu yazının hazırlanmasında Tülay Hergünlü’nün “İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne” adlı kitabından ve Sümer Holding’in web sitesinden yararlanılmıştır. (Http://www.sumerholding.gov.tr/tr/kurumsal/sirket/tarihce.aspx)