Bengü Taşlar

“Bengü Taşlar” ifadesi ile anlatılmak istenen sonsuzluktur; Orhun Abideleri’nin sonsuzluğa kadar kalması dileğidir. Bu dileğin sahipleri, yazıtlardaki Bilge Kağan ve Kül Tigin’dir.

Tıpkı, “Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.” cümlesi ile genç kuşaklara yürünmesi gereken aydınlık yolu işaret eden Mustafa Kemal Atatürk’ün dileği gibi…

Orhun Yazıtları’ndaki anlatım, konuşma tarzındadır, âdeta yönetenin, yönetilene bir çeşit hitabı ve hesap vermesidir. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün altı gün boyunca Türk milletine hitaben okuduğu tarihî belge, bağımsızlığın belgesi Nutuk gibi…

Milattan sonra 8. yüzyıla aittir Orhun Yazıtları ve Türkler henüz İslam dinine girmemiştir. İçerik ise, tarih tekerrürden ibarettir ifadesini doğrularcasına, tüm zamanlar için geçerli görünüyor. Birkaç satır aktaralım.

Yazıtlar’daki ifadelere göre;

“Türkler yabancıların siyasetine âlet olduğunda bozulma başlayacak, yabancı kültür Türk birliğini zedeleyecek ve kişiliğini kaybettirecektir.”

Burada, bir paragrafla da olsa, Osmanlı’ya değinmeden geçmeyeceğim.

Oğuz Türklerinin Bozok boyunun Kayı kolundan olan Ertuğrul Gazi’nin oğlu Osman Bey’in kurduğu ve 600 yıl hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu, sonunda kahırlı bir şekilde parçalanmış ve tüm can damarları koparılarak son bulmuştur. Osmanlı, başka farklı nedenler olsa bile, Türklere savaş meydanları dışında tüm kapıları kapatmanın, devlet yönetimini, ticaretini yabancılara bırakmanın bedelini ödemiştir. Osmanlı hanedanına yani geniş ve nüfuzlu sülalesine bakınca da şunu açıkça görmekteyiz:

Kuruluşun hemen başlarında, Osman Bey’den sonra başa geçen Orhan Bey üç eş almıştır. Üçü de Rum kökenlidir. Bunlardan Theodora Hatun, Bizans İmparatoru VI. İoannis’in, Asporça Hatun da yine Bizans imparatoru olan 3. Andranikos’un kızıdır. Asıl adı Holifera olan Nilüfer Hatun ise Yarhisar Tekfuru’nun kızıdır. Osmanlı hanedanı buradan gelmiştir. Padişah annelerinin hiçbiri, Osman ve Orhan Beylerin anneleri hariç, Türk değildir. Saray’ın sihirli değneği ile yükselen damatlar, paşalar, devlet erkânı yani söz sahipleri de benzer durumdadırlar. Türk olmayı, Müslüman olmayı ne kadar içselleştirdiklerini de zaman içinde değerlendireceğiz…

Yazıtlar’a dönelim:

Aradan on iki asır geçecek ve Atatürk şöyle diyecektir: “Bağımsız devletlerdir ki memleketlerinin iç ve dış siyasetlerini, yabancıların karışmasına imkân vermeksizin çizebilir ve yürütebilirler; dışa bağımlı devletler için böyle bir serbestlik söz konusu olamaz.”

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu şöyle devam edecektir: “Bağımsızlıktan yoksun bir millet, ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun, uygar insanlık karşısında uşak olmak durumundan yüksek bir muameleye lâyık olamazdı. Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden yoksunluğu, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildi. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı getirmelerine asla ihtimal verilemezdi.”

Yine Yazıtlar’daki ifadelere göre; “Bilgili ve ehil olmayan kişiler devlet kademelerine getirildiğinde yönetim bozulacak, ahalide hoşnutsuzluk görülecektir.”

Bu konuya, Orhun Yazıtları’ndan bir asır önce yani 7. yüz yılda Kur’an, şöyle dikkat çeker:

“Doğrusu, Allah size, işleri ehil olana vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emreder.” (Nisa/Kadınlar, 58)

“Toplumun yönetenlerine ve yönetilenlerine çok açık bir çağrıdır bu. İşi ehline vermek deyimi; yapılacak olan işi herhangi bir kişiye değil, konusunda en iyi olana vermek anlamındadır… Ancak bir toplumda yönetenler yol olarak adam kayırma ve yandaşlık üzerinden yürürlerse, üretilen değerler hakça paylaşılmazsa ve zenginlikler çıkar odakları arasında yani hep aynı eller arasında dönüp durursa toplumdaki dengeler bozulmaya başlar. Bu durumda da önce ahlak çöker; yozlaşma ve yoksulluk artar!” (“OKU!”, s. 44)

Son günlerde bunun en çarpıcı örneklerinden birini yaşamaktayız. Şu, buharlaşan yaklaşık 128 milyar dolar ve gecenin bir vakti 8.35’i gören dolar meselesi! Bak sen şu talihin cilvesine diye düşünürken gazeteci Emin Çapa şöyle bir soru sordu son atanan Merkez Bankası Başkanı’na: “Cuma günü, sizin başkan olacağınızı bilenler kimlerdi? 400 küsur milyon doları 7.18-20’den alanlar kimlerdi ve onlar 8.20’den bu dolarları sattılar mı? Biz, onları göremiyoruz ancak siz görüyorsunuz?” (HalkTV, Dünyanın 1001 Hali, 24.03.2021)

Bir kez daha dönelim Yazıtlar’a;

Bilge Kağan şöyle der: “Ey Türk ulusu! Kendine dön. Seni yükseltmiş Bilge Kağan’ına, özgür ve bağımsız ülkene karşı hata ettin, kötü duruma düşürdün.” ve sözlerini şöyle sürdürür: “Ancak, en zor şartlarda bile Türk milletinin içinden kuvvetli, dirayetli kişiler çıkacak, ülkeyi kurtarıp devleti yeniden kuracaktır.”

Evet, Göktürk Devleti’nin hükümdarı Bilge Kağan’ın sözleri evrende âdeta cisimleşmiş ve Türk milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur.

Yıllar sonra, yirmi birinci yüzyılda yaşananları, belki çok farklı şekillerde okuyacaktır yeni kuşaklar. Ancak biz şunu biliyoruz ki, hırslarının ve kinlerinin doğrultusunda yürümek isteyen birçok siyasetçi geçti ve de geçmekte bu topraklardan. Türk milleti, Osmanlı’dan beri “din” le aldatıldı, susturuldu. Bugün de “din” le aldatılıyor ve de susturuluyor. Ama bu din, “adalet” isteyen Kur’an’ın dini asla değil; dincinin hezeyanları diyebilirsiniz! Batı ise, her daim ülkemizdeki etnik kökenler üzerinden planlarını yaptı, yetmedi gençlerimizi birbirine kırdırdı ve de devam ediyor. Türk topraklarından parça koparma fikri hep vardı ve olacak. İşte Atatürk, tüm bunlara karşı savaştı. Önemli olan biz bu “savaş” a sahip çıkabilecek miyiz?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve kuruluş değerlerimizi korumakla yükümlüyüz.

Canan Murtezaoğlu