“Benlik sınırlarını esnetebilmek”

“Herkeste her zaman ortaya çıkmayan ama herkesin yaşamında en azından birkaç kere varlığını hissettiren; kiminin hissettiği kiminin ise varlığından haberdar bile olmadığı o garip dürtüdür ‘sınırları aşma’ arzusu…”* Bu sözler, değerli bilim insanı Prof. Dr. Sinan Canan’a ait…

Bu konuda, Canan’ın ilgisini çekenler ise; “doğumdan itibaren çevresi tarafından kendisine ‘sen’ diye kodlanmış ‘benlik sınırlarını’ esnetebilen, aşabilen ve yeni benlikler inşa edebilen veya buna muktedir olan sıradan insanlardır.”

Bu cümleleri okuyunca şu soruyu sorabilirsiniz: Acaba benlik sınırlarımı esnetebildim mi?

Tabidir ki, aynı soruyu kendime de sordum ve cevap aramak isteyen herkes gibi önce sıradan bir muhasebe yaptım, sonra belli başlı hayat notlarıma şöyle bir göz attım; birçok insanın benzer notları olabileceğini düşünmek de heyecan verici oldu!

Ben; birbirine ve inanca saygılı, çalışkan ve girişimci bireylere sahip geniş bir ailenin içinde doğma şansını yakalamış bir kız çocuğu idim. Birkaç neslin bir arada yaşadığı, bahçesinden çocuk sesinin, çiçeğin, sebzenin, meyvenin eksik olmadığı, balkonlarında keyifli muhabbetlerin yapıldığı bir evde büyüdüm. Yani mutlu bir çocukluk diyebilirsiniz. Bir devlet okulunda okumanın ayrıcalıklı olduğu yılların ilkokul öğrencisiydim, sonra da yabancı bir okulun sınavını kazanarak eğitim hayatını sürdürebilen bir orta okul-lise öğrencisi oldum. Sinan Canan’ın ifadesiyle “konfor alanı” içindeydim, yani “yaşam dediğimiz rutinler bütünü” içinde…

Hayatın olağan akışıyla ve çoğunlukla da anne-babanızın sizi dürtmesiyle belli bir yol almak mümkün ancak bunlarla benlik sınırlarınızda bir esneme sağlamak mümkün mü? Bence mümkün değil çünkü esas savaşınızla henüz baş başa kalmadınız yani “kaosun doğurgan ve yaratıcı tarafı” nı henüz keşfetmediniz.

Bazen de hayatın payı sizi dürter, dikkat et der ancak o dürtmenin ne anlam ifade ettiğini görmek ve onunla yürümek de çoğu zaman mümkün olmaz! Liseyi bitirmeye bir yıl kala ve de çok başarılı iken- eğitim hayatından ayrılıp “el” e karışmayı kabul etmek aslında hangi duygu ve düşüncenin sonucudur, bilinmez! Tamamen, “yeniye bir yönelme” midir ya da “kendince bir benlik sınırı esnetmesi” midir?  Cevabım yine “hayır” olacaktır çünkü bunlar da çevrenin dürtmesiyle gelişen olaylar zinciridir.

“Ben” henüz asıl savaşıyla yüzleşmemiş; İsa peygamberi dünyaya getirmekte olan Hz. Meryem’in; “Ve hurma ağacını kendine doğru silkele, üstüne taze hurma dökülsün.” (Meryem, 25) ifadesinin henüz muhatabı olmamıştır yani “oluş” a bizzat katılmamıştır.

Sinan Canan, sınırlarını aşabilmiş sıradan insanları tarif ederken, “mutludurlar, hayatlarından derin bir tatmin hissederler.” ifadesini de kullanır. Bana göre de bunu yakalayabilmek için, kendi savaşınızı vermeniz gerekmektedir. Ben bu savaşı aralıklarla da olsa iki kez verdim. Adliye koridorlarında duruşma vaktini beklerken test sorusu hazırlayarak da verdim, sekiz yıl süren bir hukuk mücadelesi boyunca iki yüz civarı duruşmaya fiilen katılarak, gerektiğinde kendi savunmamı yazarak, konuşarak ve de ipuçlarının peşine bizzat düşerek de verdim ve savaşımı kazandım.

Benlik sınırlarım genişledi mi, genişlemedi mi bilemem! Bildiğim, artık savaşını vermiş “ben” için sükûnet zamanı olduğudur. Ancak bu sükûnet, başka savaşların kazanılmasına katkıda bulunabilmek için “el” e karışmaya engel değil!  Yani din dilinde tarif edilen; “iş yapıp değer üretme” ye, diğer bir ifadeyle “iş ve oluşa katkı verme” ye engel değil!

Geçmişin bilim insanları, tarihe yön veren liderler ve yapıtlarıyla kitleleri etki altına alabilen büyük yazarlar ve sanatçılar,  sınırları aşmanın yollarını çok derinden hissederek kendi alanlarının zirvesinde yerlerini aldılar. Bu, bugün de böyle, yarın da böyle olacak.

“Benlik sınırlarını esnetebilen” sıradan insanlara gelince bunları; hür irade sahibi, aklını işleten, bilimsel eğitime yönelen, halkla bağ kuran, emeğe saygılı, doğa emanetini koruyan bireyler” (OKU!”, s.40) olarak tanımlamak doğru olacaktır. Bu bireylerin oluşturduğu toplum da günü geldiğinde sınırlarını “iyi ve güzel” olana doğru esnetebilecektir.

Canan Murtezaoğlu

 

*İFA; III. Kitap, Sınırları Aşmak, Tuti Kitap s. 5, 25, 32, 62