“Bilinçli saygı”

“Bilinçli saygıları artar” sözcükleri, Kur’an’ın bir cümlesinde yer alıyor. (Hüseyin Atay, İsra/Gece Yolculuğu, 109 meali) Burada geçen “huşû” kelimesi; alçak gönüllülük, Tanrı’ya boyun eğme, gönlü korku ve saygı ile dolu olma, hayranlık ve korkunun karıştığı bileşik bir duygu olarak tanımlanıyor. (TDK)  Huşû, farklı ayetlerde “içten saygılı” (Bakara,45) ve “boynu bükük” (Fussilet, 39) ifadeleriyle de meallendiriliyor.

“Bilinçli saygıları artar” ifadesinin öncesindeki konu; Musa’ya indirilen “9 ilke” ile ilgilidir. (İsra, 101) Firavun, bu duruma, “Ey Musa! Doğrusu, andolsun ben, seni büyülenmiş sanıyorum.” şeklinde karşı çıkmaktadır. Musa’nın cevabı ise, bu belgelerin “gözle görülen belgeler” olduğu yönündedir. Sonraki ayet bu durumu; “Ve onu gerçek olarak indirdik ve o da gerçekten indirdi. Seni yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” şeklindedir. Ardından Muhammed peygambere, Kur’an’ı insanlara nasıl okuması gerektiği açıklanır. Bu “ağır ağır” olmalıdır ve bu yüzden Kur’an, bölüm bölüm ayrılmıştır. “İster inanın ister inanmayın” sözcükleriyle din ve vicdan özgürlüğüne dikkat çeken, insana seçenek sunan Yaratıcı, “bilim verilenler” in konuya yaklaşımını ve varacakları noktayı da “bilinçli saygıları artar” şeklinde ifade eder.

Yaygın olan kabulün aksine din, bilgiye ve dolaylı olarak bilinçlenmeye işaret etmekte ve körü körüne inanç yerine sorgulanan inancı yeğlemektedir. Bu durum, “Kendilerine Rablerinin ilkeleri hatırlatıldığı zaman, onlara karşı kör ve sağır davranmazlar.” (Furkan/Ölçüt, 73) cümlesiyle de verilir. İnanandan beklenen ilgisiz kalmaması ve bunun yanı sıra sunulanı, aklı çalıştırarak, sorgulayarak anlamaya çalışmasıdır.

İslam dinini, “Bilince aykırı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor.”* cümlesiyle ifade eden ve “dinimizin felsefî gerçeğini inceleme, araştırma ve telkin bakımından ilmî ve fennî kudrete sahip olacak seçkin ve gerçek din bilginleri”* nin yetişmesini arzu eden Mustafa Kemal, Hz. Muhammed’in vefatının ardından başlayan süreci şöyle ifade etmiştir:

“Büyük bir devrim yaratan Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla belirmesi gerekti. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, onu bir an evvel toprağa vermek değil, yaratmış olduğu devrimi güven altına almaktı.”

Muhammed peygamberin yapmış olduğu devrim güven altına alınmış mıdır ya da ne kadar süreyle alınabilmiştir? Bu soruyu tüm devrimler için de sormak mümkündür.

Muhammed peygamberin bu dünyadan ayrılışının ardından, ilk emri “Oku!” olan İslam dini özünden uzaklaştırılmış, çıkar peşindeki yöneticilerin kitleleri yönlendirmek, cahillere boyun eğdirmek için kullandıkları en işe yarar yöntemlerden biri olmuştur ve bu durum sürmektedir. Buradaki örnekte olduğu gibi, Yaratıcı’ya karşı duyulması istenen “huşû”, yaptığı hiçbir şey yanlış değilmişçesine davranan yöneticiler için duyulmaktadır. Bu bir gaflet durumudur. Gaflet içindeki çıkar dinciliği, dini parçalar ve özünden koparır. Ancak bu özünden kopma durumunun, “…aldatan da sakın sizi Allah adına aldatmasın.” (Fâtır/Yaratan,5) ayetine rağmen, dindar olduklarını ifade edenler için bir anlam taşımadığı ortadadır. (“OKU!”, s.33)

Kutadgu Bilig’den okuyalım:

“Yürü, ey bilgisiz, hastalığını tedavi ettir;
ey bilge âlim, bilgisizliğin ilacını sen söyle.” (beyit, 158)

“Bilgisiz bilgiliye daima düşman olmuştur;
bilgisiz bilgiliyle her zaman mücadele etmiştir.” (beyit, 200)

Bu mücadeleyi gören gözler hep olmuştur, olmaktadır ve olacaktır. Önemli olan, bilginin önemini kavrayanların sorumluluk almaları ve gereğini yapmalarıdır.

Canan Murtezaoğlu