Bir Kemal Sunal filmi olsa da izlesek

Yaşadığımız bu salgın günlerinde, 2006 yılında kaleme aldığım, Kemal Sunal ile ilgili bir yazı aklıma geldi. Tekrar okudum. Güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Biraz günümüze uyarlayarak yeniden yayınlamak istedim.
Bazen kendi kendimize şöyle mırıldanırız; “Bir Kemal Sunal filmi olsa da izlesek.”

Özellikle 1970-1980,  hatta ’90 kuşağı çok daha düşkündür onun filmlerine. Neredeyse her karesini ezbere bilirler o kuşağın insanları. Bazı filmlerinde söylediği sözler bugün dahi espri konusu yapılır.
Kemal Sunal aklımıza gelince önce o bütün yüzünü kaplayan içten, geniş gülümsemesini hatırlarız. Eşeği Kadife’yi ve bir de Emine’sini. Tabii en başta da “Hababam Sınıfı” nı…
Yüzümüze bir tebessüm yayılır; içimize bir hüzün.
Kemal Sunal öleli neredeyse 21 yıl olacak ama hâlâ bizleri güldürmeye, gülerken de düşündürmeye devam ediyor. Filmleri tez konusu oldu. Psikologlar, filmlerinin bugün bile izlenmesinin nedenini araştırır oldular.
Neden bu yeri doldurulamaz sanatçının filmleri tekrar tekrar izleniyor?
Neden bir sonraki karesinde neler olacağını bile bile bu filmleri izliyoruz?

Nedeni basit:
Bugün pek çoğunu kaybettiğimiz değerlerimizi bu filmlerde arıyoruz.
İnsanlığımızı, dostluğumuzu, komşuluğumuzu, arkadaşlığımızı arıyoruz…
Mahalleliyi, bakkalı, kasabı, manavı, mahallenin delikanlısını, genç kızını; paylaşmayı, sevgiyi, saygıyı, birlikte ağlamayı, birlikte gülmeyi arıyoruz…
Adile Teyze’yi, Hababam Sınıfı’nı, Kel Mahmut’u, Halit Akçatepe’yi; onurlu yoksulluğu, gururlu fedakârlığı arıyoruz…
Oya oya, nakış nakış işlenen, çarçabuk tüketilmeyen tertemiz aşkları, Tarık Akan’ı, Emel Sayın’ı arıyoruz.
Tabii bir de saflığı…

Günümüzde ne yazık ki sevgileri tükettik, saygıyı ise hiç görmüyoruz!
Yoksulluk onursuzluk oldu, fedakârlığın adı ise enayilik!
Paylaşmanın adı savurganlık, dostluk ve arkadaşlığınki ise menfaat!
Saflığın adı ise aptallık!
Bakkalın, manavın, kasabın yerini süper, hiper, gross marketler aldı.
Veresiye defterlerinin yerini ise kredi kartları…
Gülmeyi unuttuk, güldürmeyi de…
Kapılarımız hep kapalı, tabaklarımız boş; içini doldurup götüreceğimiz bir can komşumuz yok!
Misafir odalarımızı tarihe gömdük, şimdi salonlarda oturuyoruz!
Tertemiz aşkların adı ise düzeyli (!) birliktelik oldu.
Mahallemizin genç kızını ve delikanlısını ise hiç görmüyoruz…
“Mahallelerimiz” e ne mi oldu? Mahalle olmaktan çıktılar; gelip geçenlerin kullandığı sıradan yollar oldular. Artık yaşamıyorlar!
Zaten yalnızdık, şimdilerde tamamen yalnız kaldık. Covid-19 salgını nedeniyle birbirimizden tamamen kaçar olduk. Yan yana gelmekten korkuyoruz…
Sevdiklerimizin yanında olamıyoruz, onlara sarılamıyoruz, ellerini tutamıyoruz…
Yalnız ağlıyoruz…
Gözyaşlarımızı silecek, teselli edecek kimsemiz yok!
Yalnız ölüyoruz ve yalnız gömülüyoruz…
Yine toprağın koynuna ama tabutla…
*
Yapılan araştırmalarda bu karantina günlerinde de Kemal Sunal filmleri televizyon kanallarında en çok yayınlanan ve en çok izlenen filmler arasına girmiş…
İlginç değil mi?
İşte biz bütün bu kaybettiklerimizi Kemal Sunal ve diğer Türk filmlerinde yeniden, yeniden yaşıyoruz.
Çünkü o filmler biziz…
Çünkü o filmlerin kahramanı; saf bir gönülle sorgulayan, adalet arayan, haksızlığa karşı duran, doğrunun yanında yer alan, en güzel kızı kendine âşık eden, herkesi, her canlıyı seven, güldüren, güldürürken de düşündüren bir yurdum insanıdır.
Bugün insanlığınıza dair neyi unuttuysanız, bir Kemal Sunal filmi bulun ve izleyin!
Hepsini o filmlerde bulacak ve yeniden yaşayacaksınız…

Tülay Hergünlü – SMMM