“Bir kuşağın üzerine düşen görevi yapmamakla bıraktığı boşluk”

Evren boşluk kabul etmez, denir. Bu boşluk, sahipsiz bırakmaktır aslında. Evren, ne bir banka soyguncusuna engel olur ne de buluş gerçekleştiren bilim insanına. İkisi de belirlediği hedef için çalışır, ikisi de bulunduğu alanı doldurur, ikisi için de yaptığı iş önemlidir. Olumlu-olumsuz, iyi-kötü, aydınlık veya karanlık; işinin gereğini yapan sonuç alır.

6.645 beyitten oluşan Kutadgu Bilig’i günümüz Türkçesine çeviren Ord. Prof. Dr. Reşid Rahmeti Arat metnin önsözünde; “…Türkler, kendi maddi ve manevi varlığını açıkça ortaya koymamışsa bundan da – tanınmak üzere herhangi bir teşkilat kuramadığı için- herkesten önce bizzat kendisi sorumludur. Bir kuşağın üzerine düşen görevi yapmamakla bıraktığı boşluk ondan sonra gelen kuşaklar tarafından doldurulamayacağı gibi, bu kuşakların çalışmalarına da engel oluşturur. Bu durum en önemli işlerde olduğu kadar, en önemsiz görülen işlerde de böyledir; çünkü o işin yapılması için kullanılacak zaman bir daha geri dönmemek üzere uzaklaşıp gitmiştir.”*

Yaşamakta olduğumuz iç ve dış sorunların temelinde işte bu “maddi ve manevi varlığımızı açıkça ortaya koyamamak” vardır.

1947’de yapılan, yukarıdaki sitemin bir benzerini yıllar sonra, Söylev’i günümüz Türkçesine çevirip basıma hazırlayan hukukçu, akademisyen, yazar ve gazeteci Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedoğlu’ndan da okuyoruz.**

Velidedoğlu, çevirisinin, “Söylev’in İlk Kez 1978’de Basılan Kısaltılmış Metni Üzerine” bölümünde, Türk gençliğinin Atatürk’e bağlılığının duygusal değil bilinçli olduğunu ifade ediyor ancak haklı sitemini de okuyucu ile paylaşıyor. 15-20  Ekim 1927’de, Söylev’i altı gün boyunca başından sonuna dek dinleyen Velidedoğlu şöyle yazıyor:

“Atatürk’ün Söylev’ini, ömründe bir kez bile okumamış -sözde aydın ve milliyetçi- kişilere çok rastladım. Ne yazık ki bunların arasında ‘öğretmen’ ve ‘öğretim müfettişi’ kimliğini taşıyanlar bile vardı!.. Atatürk ilklerine bağlı gençlerden pek çoğu O’nun büyük Söylev’ini başından sonuna dek dikkatli, irdeleyici, inceleyici bir gözle okumuş ve bunu kendince değerlendirmiş değildir… Türlü yıllarda, söyleşide bulunduğum yükseköğrenim sıralarındaki gençlerden, Söylev’i okumuş olduğu sanısını uyandırmak isteyenlerin, Söylev üzerinde hiçbir bilgisi olmadığı, dahası, Söylev’in nerede ve hangi toplantıda okunduğunu bile bilmediği, kısa bir süre sonra meydana çıkıveriyordu. Bu büyük yapıtı hiç okumamış üniversite öğretim üyelerine bile rastlayıp şaşkınlık ve üzüntü içinde kaldığım olmuştur… Söylev’in, yetişen ve yetişmekte olan Türk aydınlarınca, gereği gibi okunup incelenmesi, toplumumuzda beliren ve kötü sonuçlar doğuran ideolojik düşün kargaşasını geniş ölçüde önleyebilirdi.  Ne yazık ki bu okuma yaygınlığı bugüne dek gerçekleşmemiştir.”

Bu sözlerin üzerinden 40 yıl daha geçti! Velidedoğlu’nun, “Sihir taşıyan bir değnek değil, ışık tutan bir meşale” olarak nitelendirdiği Söylev’in bu okuma yaygınlığına geçen kırk yıl içinde de ulaşılamadı. Bu görevi üstlenmesi gerekenlerin bıraktığı, âdeta umursamadığı ve her geçen gün derinleşen “boşluk”, devrim karşıtı zihniyet tarafından, 1950’den sonra adım adım dolduruldu. 2018 yılı itibariyle de rejim tümden değişti. Sorumlular; Cumhuriyet’in değerlerine inandığını söyleyen ancak şehit kanıyla kurulan Cumhuriyet’e sahip çıkmasını bilemeyen/bilmek istemeyen siyasetçiler, aydınlar ve halktır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi işini doğru yapan kazanmaktadır; iyi ve kötü görecelidir.

 

Canan Murtezaoğlu

 

* Kutadgu Bilig, Kabalcı Yayınevi, s.10
** Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedoğlu; Söylev, Cumhuriyet Kitapları, s.26