Bir zafer öncesinde yaşanan ihanetler: Birinci İnönü 

Kendisi sınırlı olanın, yapabilecekleri sınırlı gibi görünse de hainlikle birleştiğinde zarar verir. Tarih, sınırlarını bilmediği gibi hainlikte de önde gidenlerle doludur. “Kurtuluş” mücadelemizde bunun örnekleri çoktur. Atatürk; “Kahramanı kadar gafili de haini de çok bir milletiz!” demiştir. Şair Ataol Behramoğlu bu durumu derinden hisseden ve dizelerinde yansıtanlardandır.

“Nasıl boğuldunuz içinde ihanetin.
Ne çok hain.”

Bazı olayları Nutuk* kaynaklı olarak verelim:

Trakya, Yunanlıların eline geçer.  Oysa verilen talimat, Trakya’nın tümden işgali bile söz konusu olsa, “önerilecek herhangi bir çözüm şekli tek başına kabul olunmayacaktır.” Sorumlu kişi, 1.Kolordu’muzu “yönelim ve yönetim” den yoksun bırakan Cafer Tayyar Paşa’dır.  Cafer Tayyar, yabancıların verdiği güvence üzerine yapılan davete uyarak İstanbul’a gitmiş ancak bu durumu, döndükten sonra bildirmiştir. Mustafa Kemal şöyle diyecektir: “Efendiler, komutanlar askerlik görev ve gereklerini düşünürken ve uygularken, kafalarını siyasi düşüncelerin etkisi altında bulundurmaktan kaçınmalıdırlar.”

Diğer yandan “Anadolu ortasında çıkarılan iç ayaklanmalar” devam etmektedir. Mustafa Kemal, “İstanbul bu konuda öteden beri çalışmaktaydı.” diyecektir. Delibaş adlı bir eşkıya, topladığı asker kaçaklarıyla Konya’yı işgal eder.  3 gün içinde Konya işgalden kurtarılır. Ayrıca; Ilgın, Kadınhan, Çekil, Yalvaç, Karaman, Bozkır, Seydişehir ve Beyşehir de eşkıyadan temizlenir. Mustafa Kemal, yapılmak isteneni şöyle verir: “Bizim izlediğimiz düzenli ordu oluşturulması düşüncesine karşı çıkılarak, ‘milis’ diyebileceğimiz bir çeşit örgüt kurma düşüncesi, genel bir akım durumuna getirilmeye çalışılıyordu. Reşit, Ethem ve Tevfik kardeşler, Kütahya yakınında Kuva-yı Seyyare adı altında ellerinde bulunan kuvvete dayanarak, bu akımın başını çekiyor ve ateşli bir şekilde çalışıyorlardı.”

“Ordudan yarar yoktur, dağılsın!” sloganları yayılıyordu. “Ethem Bey ve kardeşleri de, herkes üzerinde bir tür otorite ve üstünlük kurmaya başladılar…” Bu üstünlük hevesine kapılanlar, Gediz yakınında bulunan bağımsız bir Yunan tümenine saldırmak niyetindedirler. Genel Kurmay Başkanlığı ise bu duruma karşı çıkar çünkü; “sınırlı ve geçici bir başarı” için işe yarayan kuvvetlerimiz yıpratılmış olacaktır. Cephe Komutanlığı yine de saldırı kararını alır ve Meclis’te bu konunun lehinde propaganda başlatılır. Ancak Gediz’de düşmana yapılan saldırı yenilgiyle biter, karşılık olarak Yunan ordusu da Bursa cephesinden saldırıya geçer. Mustafa Kemal bu durumu; Böylece efendiler, cephenin her tarafında, yeniden genel bir yenilgiye uğradık.” sözleriyle verecektir.

Aynı günlerde, bakanların seçilmesine dair kanunun değiştirilmesine neden olan, İçişleri Bakanı Tokat Milletvekili Nazım Bey olayı ortaya çıkar. Mustafa Kemal, “Yabancı çevrelere casusluk ettiğinden de asla kuşku duymuyordum. Gerçekten de daha sonra İstiklal Mahkemesi birçok gerçeği ortaya çıkarmıştı.” ifadesiyle anlattığı Nazım Bey’in görüşme talebini reddeder ve kendisini istifaya zorlar. Mustafa Kemal, bildiklerini Meclis’te, kapalı oturumda anlatacaktır.

Ethem ve Tevfik kardeşlerin etkisinde kalan Ali Fuat Paşa, Batı Cephesi’ne komuta edememiştir. Kendisine yeni bir görev verilir: büyükelçi olarak Moskova’ya gidecektir. Mustafa Kemal, İsmet ve Refet Beylerden “hızla düzenli ordu ve büyük süvari birlikleri meydana getirmelerini” ister. 8 Kasım 1920’de, “düzensiz örgüt düşüncesi ve siyasetini yıkma kararı” işleme konur. Mustafa Kemal şöyle diyecektir: “Bundan sonraki mücadelemizde, İstanbul aracılığı ile yapılan iç ve dış girişimler, bizi güçsüzlüğe düşürecek yönlendirmeler, Yunan ordusuyla olduğu kadar fakat anlaşılması ve anlatılması daha güç koşullar içinde, içerideki bozgunculara karşı uğraştığımız da görülecektir.”

Genelkurmay Başkanı İsmet Bey, aldığı ek görevle Batı Cephesi için çalışmalara başlar. Ethem’in emrindeki Kuva-yı Seyyare de gizlice Karakeçili adında bir müfreze kurar. Mustafa Kemal, bu müfrezenin varlığını tesadüfen öğrendiğini söyleyecektir. Ethem ve kardeşleri Cephe Komutanı’nın emirlerini dinlemedikleri gibi, “Gördesliler düşman askerini davet ettiler” ya da “düşman saldıracak” türünden yalan haberler yayarlar, savaş raporlarını Batı Cephesi Komutanlığı’na vermek yerine de doğrudan Meclis Başkanlığı’na gönderirler.

Sürtüşme bunlarla da kalmayacak, Kuva-yı Seyyare, Batı Cephesi haberleşmelerine sansür koyacak kadar ileri gidecektir. Bu, ulusal hükümete karşı bir ayaklanmadır. Mustafa Kemal hem cephede hem de Ankara’da gerekli önlemleri aldırır.

Mustafa Kemal, Ethem ve Reşit beyler ve bazı kişilerle birlikte Eskişehir’e gidip İsmet Paşa ile buluşmaya ve yüz yüze konuşmaya karar verir. Doktor Adnan Bey, Ethem Bey’in rahatsızlığını öne sürse de Mustafa Kemal Paşa ısrarcı olur. Mustafa Kemal, henüz uykudayken tren Eskişehir’e ulaşacak ve plan dışı olarak duracaktır. Mustafa Kemal sebebini soracak ve arkadaşlarının kahvaltı için lokantaya gittiğini öğrenecektir. Arkadaşları hemen geri gelir ancak içlerinde Ethem yoktur. Mustafa Kemal, Ethem’in kaçmasının sağlandığını anlar fakat bunu belli etmez. Bu durumda özel bir telgraf görüşmesi yapar ve İsmet Paşa Bilecik’ten Eskişehir’e hareket eder. Mustafa Kemal de bir iki istasyon ileriye gider ve buluşurlar.

Yemekten sonra yapılan toplantıda, hasta olduğu söylenen Ethem Bey’in ne zaman geleceği sorusuna kardeşi Reşat Bey şöyle cevap verecektir: “Ethem Bey şu dakikada kuvvetlerinin başındadır!” Devamında Reşit Bey “pek kaba ve saldırganca konuşmaya” başlar, hiç kimsenin emri altına girmeyeceklerini ve bunu herkesin kabul etmesi gerektiğini belirtir. O dakikaya kadar, kendisiyle “eski bir arkadaş” sıfatıyla ve samimi bir duyguyla görüştüğünü ifade eden Mustafa Kemal, arkadaşlığın ve yakınlığın son bulduğunu bildirir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve hükümetin başkanı olarak gereğinin yapılmasını İsmet Paşa’ya emreder. Genel Kurmay Başkanı İsmet Paşa’nın da, “Ben durumun gereğini yaparım.” kesin ifadesi ardından Reşit Bey siner ve kardeşlerinin yanına giderse bir çözüm yolu bulabileceğini söyler. Amacı vakit kazanmaktır ancak yine de kendisine bu izin verilir ve Kütahya’ya gönderilir.

Sorun çözülmeyecek, Ethem, ellerinde özel şifreler bulunan birtakım adamları görevlendirerek yeniden silah ve hayvan toplamaya başlayacaktır. Kütahya Mutasarrıf Vekili Ahmet Asım Efendi’nin evi basılacak ve ağır hakaretler edilerek götürülecektir. Bunun üzerine hükümete gensoru verilir ve sorumluların Harp Divanı’na gönderilmesi istenir. Ancak Tevfik Bey bunu da umursamadığı gibi Asım Efendi geri gönderilirse idam edeceğini bildirir. Bu durum Anayasa ve kanun hükümleriyle bağdaşmamaktadır. Ethem ve arkadaşları Haymana çevresinde asker toplamaya başlar, Demirci Efe de harekete geçmiştir.

Son bir girişim olarak Reşit Bey’in bazı kişilerle birlikte kardeşlerinin yanına gidip onlara öğüt vermesi kabul edilir. Heyet, Kuva-yı Seyyare’ye hükümetin son ve kesin emirlerini bildirecektir. Mustafa Kemal yapılan yazışmalara inanmış görünür ancak giden heyetin aldatıldıklarını ya da tutuklanarak istenileni yazmaya zorlandıklarını anlar. Mustafa Kemal şöyle der: “Kütahya’ya giden heyet gerçekten tutuklanmıştı. Kendilerine, bu yazılan şeyler dikte ettiriliyordu. Bunun böyle olacağını heyet gitmeden biliyordum…. Kâzım Paşa’ya gitmemesini hissettirmiştim. Çünkü Kâzım Paşa’yı geçici olarak değil sonuna kadar tutuklayarak, imzasını kullanmaktan çok yararlanabilirlerdi.”

Heyetin görevine son verildiği, Bakanlar Kurulu kararı ile kendilerine bildirilir. Heyet, Ethem ve kardeşlerinin elinden, kendilerine daha faydalı olacaklarına inandırarak zorlukla kurtulabilir. Mustafa Kemal, cephe komutanlarına asi Ethem ve kardeşlerine karşı fiilen harekete geçmelerini de emreder. Mustafa Kemal bu kardeşleri; “Türk vatanını bezdiren… utanmaz, haddini bilmez, küstah… herhangi bir düşmanın boğaz tokluğuna casusluğunu, uşaklığını yapacak kadar aşağılık ve rezil yaratışta olan…”kelimeleriyle tarif edecektir….

Kaçan asi Ethem ise ihanetini belgelercesine İstanbul’da Sadaret Yüksek Makamı’na çektiği telgrafta; “…Yunan komutanlığı ile anlaşmaya varılmış ise de… sizin onayınızın alınmasını da her bakımdan gerekli gördüm…” diyecektir.

5 Ocak 1921’de birliklerimiz Gediz’i işgal eder. Mustafa Kemal şöyle der: “Ethem ve kardeşleri de kuvvetleriyle beraber düşman saflarında layık oldukları yeri aldılar. Artık, Ethem olayı kalmamıştı. Ordumuzun içinde bulunan düşman, sürülerek, cephesine geri döndürülmüştü.”

6 Ocak’ta tüm Yunan ordusu bütün cephe üzerinde her noktadan saldırıya geçer. Ordumuz düşmanı karşılar ve yener. Bu, Birinci İnönü Zaferi’dir.  Yunan ilerlemesini durduran Miralay İsmet Bey, Mirliva rütbesine terfi eder ve Paşa olur.

Meclis; Reşit, Ethem ve Tevfik kardeşlere “hain” denmesini istemektedir. 8 Ocak’ta kardeşlerden Reşit Bey’in milletvekilliği de düşürülür.

Ancak hainlik sürmektedir. Ethem ve kardeşleri Kütahya’ya yönelerek zayıf tümenimize saldırır. 61. Tümen’e saldıran Ethem kuvvetlerini yenmek için Refet Paşa görevlendirilir. İzzettin Paşa da savaşmaktadır; 11-13 Ocak günleri düşmanla yalnız başına savaşır, asileri yener. Refet Paşa ise bu duruma seyirci kalır ve Ethem ve kuvvetlerinin geri çekilmesine uygun durum bırakmış olur. Ethem’i izlemekle görevli Derviş Bey ise büyük başarı göstererek asilerin toplanmasına zaman bırakmayacak, onları dokuz gün boyunca kovalayacaktır.

Mustafa Kemal şöyle diyecektir: “Sonuçta, bütün Ethem kuvvetleri tutsak edilmiş, sadece Ethem, Tevfik ve Reşit kardeşler yeni görev almak üzere, düşman ordusu karargâhına kaçabilmişlerdir.”

Düzenli ordumuzun ilk savaşı ve ilk zaferinin 100. yılında Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.

Canan Murtezaoğlu

 

*Nutuk; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları