Biz memleketimizi artık esir ülkesi yapamayız (4)

Türkiye’nin 2002 sonrası yaşadığı ekonomik krizleri anlamak için bugünleri hazırlayan Kemal Derviş ve 15 yasasını hatırlamak gerekiyor.

2001 krizinin ardından, Başbakan Bülent Ecevit, önceden de tanıdığı Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Kemal Derviş’i Türkiye’ye davet eder. Artık sahnede Kemal Derviş vardır. Derviş, liderlerin ve Cumhurbaşkanı’nın da onayıyla olağanüstü yetkilerle donatılarak Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı’na getirilir.

Kemal Derviş’in ilk toplantısında THY, PETKİM, TÜPRAŞ ve TELEKOM’un özelleştirilmesi konularında uzlaşma çıkar. Zaten ekonomistlerin üzerinde anlaşabildikleri tek konu Türkiye’nin milli servetlerinin özelleştirilerek satılmasıdır. Kemal Derviş’ten mucize beklerken, torbadan özelleştirme çıkmıştır. IMF kredi musluklarını serbest bırakır, Dünya Bankası, Kemal Derviş’e tam destek verir. Türkiye, borçlanarak ve borçlandırılarak ekonomik krizden çıkmaya çalışmaktadır.  

Nisan ortasında Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı açıklanır. Kemal Derviş, IMF’nin istediği yasaları “Tak!” diye sunmakta TBMM, “Şak!” diye onaylamaktadır. Sonraları “Kemal Derviş Yasaları” adıyla anılacak olan 15 yasa neymiş görelim:

Uluslararası Tahkim Yasası, Telekom Yasası, Şeker Yasası, Tütün Yasası, Tuz Yasası, Doğalgaz Piyasası Yasası, Merkez Bankası Yasası, Bankacılık Yasası, Sivil Havacılık Kanunu, Kamulaştırma Yasası, Bütçe Değişikliği Yasası, Görev zararları ve bazı fonların tasfiyesini öngören yasa, Ek Bütçe Yasası, İhale Yasası, Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası  

Söz konusu 15 yasa birer birer yürürlüğe girer. Türkiye’nin TEKEL ve Şeker fabrikaları ile TELEKOM başta olmak üzere tüm dev kurum ve kuruluşları -ki, buna bankalar da dâhildir- küresel şirketlerin eline geçer. Bugün özellikle tarımda neyin yoksunuysak nedenlerinin temelinde bu 15 yasa yer almaktadır. Metin Aydoğan sömürge yasalarıyla ilgili bakın neler yazmaktadır:

“Uygulama konusunda ise istemler şunlardı: Tarım destekleme alımlarının durdurulması, tarımdaki devlet desteğinin kaldırılması, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin tahıl stoklarını düşürmesi, çiftçi kayıtlarının tamamlanması, ormanların serbest kesim şartının gerçekleştirilmesi, Türk bankalarını satın alacak yabancılara devletin mevduat garantisi vermesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin siyaset üzerindeki etkisinin sona ermesi, parti kapatmanın zorlaştırılması ve Milli Güvenlik Kurulu işleyişindeki değişikliklerin yapılması…”*

Hepsi yapıldı…

Kemer sıkma dönemi başlamıştır. Program piyasalarda olumlu etki yapar, dolar düşer, borsa yükselişe geçer. IMF ve ABD’ den programa övgü ve destek mesajları gelir. Türkiye krizden çıkabilmek için ABD, IMF ve Dünya Bankası’nın tüm şartlarına boyun eğmektedir. Ülke, borçlandırılarak boyunduruk altına alınmaktadır. IMF, Türkiye’ye kredi musluklarını açmak için Telekom’un özelleştirilmesini ön şart koşmaktadır. Bu şart da yerine getirilir.

“Derviş yasaları” nın tüm maddeleri ile kemer sıkma politikaları yeni iş başına gelen AKP iktidarı tarafından da harfi harfine uygulanır. 2003-2008 arasında gösterdiği hızlı büyüme ile Türk ekonomisi dosta düşmana “bir ekonomik başarı” (!) örneği olarak sunulur. Ancak, bu “Derviş baharı” fazla sürmez. ABD’de konut piyasasında başlayan, finansal piyasaların ardından reel kesime de sirayet eden ve BM’in “yüzyılın krizi” olarak tanımladığı kriz, dünyanın tanınmış dev finans sektörlerini yutar. 2008 yılına “Küresel ekonomik kriz” damga vurur. Başbakan Erdoğan, “Ekonomik kriz bize teğet geçiyor!” der. Ancak “önünde sonunda Türkiye’nin kendi ekonomik krizini yaşayacağını” düşünen ekonomistler vardır. Nitekim ABD hapşırınca Türkiye nezle olur.

Paniğe kapılan bankalar kredi borcu olan şirketlere borçlarını ödemeleri için baskı yapmaya başlarlar. Karşılıksız çekler son yılların en yüksek seviyesine ulaşır, döviz ve banka kredi faizleri fırlar! Emlak, otomotiv, tekstil sektörü sallantıya girer. Firmalar batar ya da tamamen kapanır. Krizin ardından Türkiye daralma sürecine girer. IMF ile yeni bir stand-by anlaşması için görüşmeler sürmektedir. 2009 yılı başlarında “ek vergi istiyorlardı” gerekçesiyle IMF ile görüşmeler resmen bitirilir. Türkiye kendi yağıyla kavrulmak, bütçelerini kendisi düzenlemek niyetindedir. Ancak, her ne kadar bizim “IMF’ ye borç verecek” duruma geldiğimiz söylense de gerçekler hiç de böyle değildir. Türkiye adı konulmamış ya da üstü örtülen bir ekonomik krizin içine girmiştir.  2015 yılında Türk ekonomisi “gelişmekte olan ekonomiler” arasında en kırılgan ekonomiye sahip bir ülke konumuna yükselir. İyice hızlanan işsizlik ve enflasyonun yükselişine dur diyemeyen ve eldeki millî varlıkların sonuna yaklaşan hükûmet çareyi Varlık Fonu kurmakta arar. Amaç, elde kalan son değerli varlıkları teminat göstererek IMF dışında borçlanmaya devam edebilmek ve balon ekonomisini sürdürebilmektir.

Türk Milleti, İstiklâl Savaşı ile bağımsızlığını elde etmiştir ancak, yıllar ve yıllar sonra ekonomik bağımsızlığını kaptırmış, kendi ülkesinde “ekonomik esir” durumuna düşürülmüştür!

Devam edecek…

Tülay Hergünlü – SMMM

 

Yararlanılan kaynaklar:
Tülay Hergünlü, “İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne” Doğu Kitabevi, 2017
*http://www.guncelmeydan.com/pano/kemal-dervis-ve-guclu-ekonomiye-gecis-metin-aydogan-t39559.html