Biz memleketimizi artık esir ülkesi yapamayız (5)

Türkiye’nin savaş meydanlarında ele geçirilmesinin mümkün olmadığını dünya âlem görmüştür. Mustafa Kemal Atatürk, emperyalist Batı’nın Türkiye üzerindeki emellerini çok iyi bilmektedir. O müthiş ileri görüşlülüğü ile bu ülkelerin, uygun zaman geldiğinde askerî değil, ekonomik adımlar atacağını, içerideki iş birlikçileri ve uluslararası ekonomik tetikçileri eliyle Türkiye’yi ekonomik yönden vurmaya kalkışacağını tahmin etmiştir. İşte bu nedenle İzmir İktisat Kongresi’ndeki konuşmasında;

“… Ticaretimizin yabancılar elinde kalması, memleketimizin servetinden gereği kadar yararlanmamızı önler. Fakat bütün bunlar söylenildiği kadar basit ve kolay olmayan şeylerdir. Bunda başarılı olabilmek için gerçekten memleketin ve milletin ihtiyacına uygun ana program üzerinde bütün milletin birlikte ve denk olarak çalışması gerekir” demektedir.

2018 yılına gelindiğinde Kemal Derviş rüzgârının estirdiği, AKP iktidarının sürdürmeye çalıştığı yalancı bahar çoktan sönmüş, sanal ekonomik balon patlamış, piyasalar yangın yerine dönmüştür.  Türkiye, kurlardaki önlenemeyen yükseliş ile tamamen krize girer. Amerikan doları 4 TL sınırını zorlamaktadır. Merkez Bankası’nın Ocak ayından bu yana 10 milyar TL karşılıksız para basması da bir çözüm olmamıştır. Ekonominin lokomotifi inşaat sektörü de büyük bir durgunluk içine girmiştir. Borçların ödenememesi sonucunda haczedilen konutlar bankaların elinde patlar. Ormanlar, araziler, paha biçilemeyen kupon araziler yapılaşmaya kurban edilirken, ne yazık ki Türkiye’nin ekonomisi de betona gömülmektedir. Şeker fabrikalarının tamamının satılması da bir çözüm getirmeyecektir.  Geçmişte Menderes ve Özal’ın borçlanarak ve mevcut varlıkları satıp paraya çevirmek marifetiyle uygulamaya çalıştığı sistem, aynı sonucu vermek üzeredir; ekonomik iflas…

Hükûmet koltuğunun düşeceğini anlamıştır ve “baskın erken seçim” kararı alır.  2019’da yapılması gereken seçimler 24 Haziran 2018’e çekilir. Zamlar vatandaşın başından aşağıya konfeti gibi yağmaktadır. Dolar ise 5 TL. sınırına dayanmıştır… Seçimlerden AKP zaferle çıkar. Halk, yediği ekonomik darbelerin nedeni olarak AKP iktidarını görmemekte ısrar etmektedir. Bu durumu yaratan en büyük etken ise zayıf muhalefettir. Zira ana muhalefet partisi, durumu halka anlatmakta yetersiz/isteksiz kalmaktadır. Öyle ya muhalefet koltuğunda oturmak siyasi kolaylıktır. Oradan iktidara hesap sormak varken, sorumluluk almanın ne gereği vardır!

AKP iktidarda, CHP muhalefettedir… Sizin anlayacağınız Türkiye, kaldığı yerden devam etmektedir. Ancak bugünler iyi günlerdir. Dolar 5 TL’ ye dayandığı için sızlananları, Ağustos ayında çok büyük bir şok beklemektedir. Asya borsalarının açılması ile dolar ani bir yükselişle 7.20 TL’ yi geçer. 1 Ocak 2018 tarihinde 3.78 TL. olan dolar kuru, 12 Ağustos 2018’de yüze 91 değer kazanarak 7,23TL.’yi bulmuştur. Merkez Bankası’nın müdahaleleri sonucunda yıl sonunda 5,29 TL’ ye kadar iner. 

2019 yılına girilirken Türkiye döviz açısından rahat bir nefes almıştır ancak piyasaların ateşi daha da harlanmış, fiyatlar el yakmaya başlamıştır. Domates, salatalık, patlıcan ve benzeri yaz sebzeleri ile patates ve soğan astronomik fiyatlarla satılmakta, vatandaş çöplerden çürük sebze ve meyve toplamaktadır. İktidar çareyi meydanlarda “Tanzim” çadırları kurdurmakta bulur. Vatandaşlar Şubat- Mart aylarında, yağmur, kar, dondurucu soğuk demeden ucuz sebze almak için tanzim çadırlarında sıraya girerler. Ancak bu çadırlarda ucuz buldum diye kilolarla sebze almak yasaktır. En fazla üç kilo alınabilmektedir. Marketlerin manav reyonları âdeta sinek avlamaktadır. Bu duruma seyirci kalamazlar ve onlar da tanzim reyonları açmaya başlarlar. Marketlerin tanzim reyonlarında patlıcan ve salatalıktan 1’er kilo diğerlerinden 3’er kilo alınabilmektedir. Çadırların önünde kuyrukta bekleyen ve “Bizi düşürdükleri duruma bakın! Kendi memleketimizde dilenci olduk…” diye sızlanan vatandaş, Mart 2019 ve İstanbul için tekrarlanan Haziran 2019 yerel seçimlerinde bu kez faturayı iktidara keser; İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük şehir belediye başkanlıklarını CHP’ye verir.

2019 yılında 5,60-5,95 bandında gidip gelen Amerikan doları, yılı, 5,95 ile kapatırken,2020 yılında hem Türkiye’yi hem de dünyayı çok daha büyük bir tehlike beklemektedir; Korona virüs, (Covit-19) salgını…

Salgın, Türkiye’yi son derece kırılgan bir noktada yakalamıştır. Dünya çapında bir salgına hazırlıksız yakalanan ülkede ekonomik göstergeler bir kez daha tepetaklak olur. Beş milyonun üzerindeki Suriyeli mültecinin ve İdlib operasyonlarının da bu durumda payı vardır. Şubat ortalarına kadar zorlukla 6 TL’nin altında tutulan dolar kuru, Ekim 2020’de 9 TL. sınırını zorlayarak 8,32 seviyesine yükselir. 1 Ocak 2018’de 4,54 TL. olan Avrupa Para birimi Euro’da boş durmamakta, 10 TL. sınırını zorlamaktadır. 2020 sonunda doların ateşi biraz düşse de bugün (5 Mart 2021) itibariyle 7 TL’ nin üzerinde seyretmektedir.

Salgın nedeniyle işyerlerinin kapanması işsizliği de tetiklemiştir. TÜİK’in açıkladığı verilere göre 2020 yılının Kasım ayına göre işsizlik %12,9 olmuştur. Buna göre her 100 kişiden 13 kişi işsizdir. Bu durum genç nüfusta %25,4’ tür. Elbette TÜİK’in açıkladığı resmi oranlar gerçekler ile bağdaşmamaktadır. Salgının etkisi ve dövizin önlenemez yükselişi nedeniyle iğneden ipliğe sürekli zam yiyen vatandaş, veresiye defterlerine ve kredi kartlarına yüklenmektedir. Aylardır işyerleri kapalı olan esnaf kan ağlamakta, borçlar birikmekte buna karşılık hükümetin pınarlarından ancak kurumuş dudakları ıslatacak kadar su akıtılmaktadır.

*
Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, İzmir İktisat Kongresi’nde bakın daha başka neler söylemektedir:  

“Bugün var olan fabrikalarımızda ve daha çok olmasını umduğumuz fabrikalarımızda kendi işçimiz çalışmalıdır. Rahat ve mutlu olarak çalışmalıdırlar ve bütün bu saydığımız sınıflar aynı zamanda zengin olmalıdır ve hayatın gerçek lezzetini tadabilmelidir ki, çalışmak için kudret ve kuvvet bulabilsinler. Bundan dolayı programdan söz edildiği zaman, âdeta denebilir ki, bütün halk için bir ‘Emek Misak-ı Millisî’ dir.”

Konuşmasının son bölümünde, Erzurum Kongresi ile İzmir İktisat Kongresi’nin aynı hayati amaç çerçevesinde toplandığının altını çizen Mustafa Kemal Atatürk, şöyle devam etmektedir:

“Efendiler! Yüce heyetinizin bugün toplamış olduğu Türkiye İktisat Kongresi çok önemlidir, çok tarihîdir. Nasıl ki Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi felâket noktasına gelmiş olan bu milleti kurtarmak konusunda Misak-ı Millî’nin ve Anayasanın ilk temel taşlarını hazırlamak konusunda etkili olmuş, girişimci olmuş ve bundan dolayı tarihimizde, millî tarihimizde ve millî hayatımızda en kıymetli ve yüksek hatırayı kazanmış ise, kongreniz milletin ve memleketin hayat ve gerçek kurtuluşunu sağlamaya araç olacak kuralların temel taşlarını ve ilkelerini hazırlayıp ortaya koymak şekliyle tarihte en büyük adı ve çok kıymetli bir hatırayı kazanacaktır.”

*

Sonuç olarak; Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün hemen ardından ABD ile yapılan anlaşmalar ve iktidara gelen hükûmetlerin basiretsiz ve teslimiyetçi politikaları nedeniyle genç cumhuriyetin ekonomik damarları kurutulmuş, yer altı ve yerüstü zenginlikleri yabancıların eline teslim edilmiştir. 1980 iktidarı sonrasında millî değerlerin har vurup harman savrulmasıyla; ne yerli sermaye ne de emekçinin hakları korunabilmiş, üreten bir Türkiye’den tüketen ve geleceğini borçlanan bir Türkiye yaratılmıştır. Kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olan buğday ambarı Türkiye, artık buğdayını bile dışarıdan almaktadır.

Bütün bu yaşananlara rağmen Türkiye, milletiyle, ordusuyla, kurumlarıyla ayaktadır ve bu olumsuz şartlardan kurtulmanın yolunun da farkındadır: Cumhuriyet’in kurucu değerlerine çağın gereklerini de göz önünde bulundurarak geri dönmek; Atatürk devrimlerine sahip çıkmak…

Biz, Türk Milleti olarak bunca mücadeleden sonra ülkemizi yeniden esir ülkesi yapamayız, yaptırmayız… Çünkü çocuk şehitlerimize ve gelecek kuşaklara borcumuz var…

“Çalışan, bunun için çalışsın!”

Tülay Hergünlü – SMMM