Bizim kadınlarımız… Mucize kadınlar…

Komşu oldukları belli olan iki kadın markette karşılaştılar. Selam, sabah derken sonradan gelen sordu; “Gidiyor musun?” Komşusu, içinde iki parça sebze olan poşeti gösterip “Buradan sadece bunları alabildim. Her şey çok pahalı… Diğerleri için ….markete gidiyorum. Orada fiyatlar daha uygun olabilir.” diye cevap verdi bıkkın bir ses tonuyla…

“Ben de bir dolaşıp bakacağım, olmazsa senin gideceğin markete geçerim.” dedi markete yeni gelen komşusu…

İki kadın birbirlerine “iyi alışverişler” dileyip ayrıldılar. Artık o kısıtlı bütçeleriyle ne kadar “iyi alışveriş” yapabileceklerse…

İki kadının market sohbeti kafama takılmıştı. Bu ülkede asıl kahramanlar kadınlardı. O kıt bütçeleriyle mutfaklarında mucizeler yaratan kadınlar… Ev kadınları, iş kadınları, genci, yaşlısı fark etmiyor. Eve ne kadar para giriyorsa ona göre tencere kaynatan fedakâr kadınlar… Hatta işsizlik durumunda bile, bulup buluşturup sofraya iki tencere yemek koyabilen o muhteşem kadınlar…

Kimi, yaz ayında torba torba taşıdığı domatesini, biberini, sebzesini kış için stoklar, fiyatlar ucuzken… Kimi ne olur ne olmaz diye ununu yığar; eriştesini, makarnasını, tarhanasını hazırlar. Kimi kavanoz kavanoz turşu kurar. Kimi meyve kurutur, uzun kış gecelerinde ağızlar tatlansın diye…

Bunları hazırlayabilmek için de Covit-19 salgınına rağmen o pazar senin, bu pazar benim, o market senin bu market benim dolaşır durur. Nerede ucuzluk varsa kovalar durur.

Hiçbir şey bulamasa kuru ekmekten yağlı suya papara yapar, yanında turşu ile sofraya koyar.

Onu da bulamazsa akşam vakti pazar ya da market atıklarını toplar, yine o tencereyi kaynatır.

Sofrası hiç boş kalmaz…

Bizim kadınlarımız, mucize kadınlar…*

Onlar bizim asıl kahramanlarımız…

Ve onlar, kaynatmaya çalıştıkları tencerelerinin başında her şeyin farkındadırlar…

Cüzdanının içindeki parayla ne yapacağını düşünürken kara kara, seçimde önüne gelecek sandığın da hesabını yapar, hesap sormak üzere…

Çocuklarının geleceğini satan iktidarları nasıl alaşağı edeceğini işte o boş tencereleri kaynatmaya çalışırken düşünür…

O tencereler alttan alttan kaynarken, iktidarın koltuğu da alttan alta kaymaya başlar, habersizce…

Ve günü geldiğinde o boş tencereler gereğini yapar…

İktidar değişikliklerinde sıralanan nedenlerin altında yatan asıl gerçek, kaynatılamayan tencerelerdir; yani ekonomiktir. Bu, Fransa Kraliçesi Marie Antoinette döneminin “Ekmekleri yoksa pasta yesinler!” saltanatı ile “Ben zengini severim!” diyen Turgut Özal iktidarı ve benzerlerinin, zaman ve zemin farklılıklarıyla  dönem dönem iş başında olmalarının bir sonucudur…

Boş tencereler, işte tam da bu şartlar oluştuğunda harekete geçer ve “saltanatlar” bir anda yok olur!

Tarihin sayfaları, bu gerçeklerle doludur…

Tülay Hergünlü – SMMM

 

*2018 TUİK verilerine göre, aylık geliri 527 TL veya altında olan ve yaşamını derin yoksullukla sürdürmeye çalışan 6 milyon 322 bin insanımız bulunmaktadır.