Çocuk Hakları/çocuğun hakları

20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen (Türkiye dahil 193 ülke onaylamıştır) Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin dört temel ilkesi şunlardır:

Ayrım Gözetmeme, Çocuğun Yüksek Yararı, Yaşama ve Gelişme Hakkı, Katılım Hakkı. Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre;

On sekiz yaşına kadar her birey çocuk sayılır… Her çocuğun yaşama hakkı vardır… Çocuklarla ilgili konularda çocuğun görüşü özenle dikkate alınacaktır… Çocukların herhangi bir ayırım gözetilmeksizin bütün haklardan yararlanabilmeleri güvence altına alınacaktır… Devlet, cinsel anlamda kötüye kullanım ve sömürü dahil her türden fiziksel veya zihinsel zarar ve ihmale karşı çocukları koruyacaktır… Engelli çocuklar özel muamele, eğitim ve bakım görme hakkına sahiptir… Çocuk, erişilebilecek en yüksek sağlık standardına ulaşma hakkına sahiptir… İlköğretim zorunlu tutulmalı ve parasız olmalıdır.

Bu başlıklar kâğıt üzerinde böyle ancak gerçek böyle midir?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun Nisan 2020’de açıkladığı “İstatistiklerle Çocuk, 2019” (yıl sonu itibariyle) başlıklı raporuna göre; nüfusumuz 83.154.997 ve bunun 22.876.798’i çocuk yani ülke nüfusunun yaklaşık %28’i çocuk.*

Çocuk İşgücü Araştırması’nın 2019 sonuçlarına göre de 5-17 yaş grubunda çalışan çocuk sayımız 720.000. Çalışan çocukların yaklaşık;  % 80’e yakını 15-17, % 16’ya yakını 12-14 , % 4,4’ü ise 5-11 yaş grubunda. Ara başlıkların olumlu ifadelerle verildiği TÜİK raporuna göre çalışan çocukların %65,7’si aynı zamanda eğitime devam etti. Diğer bir ifadeyle çalışan çocukların %34.3’ü eğitim sürecine katılamadı.

Bütün bu sayılar, Sözleşme’deki; “Çocuğun Yüksek Yararı”na mıdır?

“Resmî kız çocuk evlilikleri azaldı” ana başlığı ile verilen bölümde ise “16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2009 yılında %8,1 iken bu oran 2019 yılında %3,1’e düştü.” denilmekte.

“Resmî kız çocuk evlilikleri” ifadesi dolaylı olarak “resmî olmayan kız çocuk evlilikleri” ni düşündürmekte, daha net ifadesiyle “çocuk gelinler” konusunu çağrıştırmaktadır.

“Dünyada ve Türkiye’de erken evliliklerin çoğunluğu yasal yollarla gerçekleştirilen bir evlilik olmadığı için evlilik sürecinin kayıt altına alınması güçleşmekte ve erken evliliklerle ilgili resmi istatistiklerin tam olarak yansıtmadığı düşünülmektedir… Çocuk gelinlerin resmi kısıtlamalara rağmen gerçekleşip toplum tarafından da onay verilmesi bu konuda gerçek sayılara ulaşmayı imkânsız hale getirse de tahmin yürütme zorunluluğu, problemin şiddeti ve büyüklüğünü ortaya koymaktadır…” diyen Merve Çetin’in, “Toplumsal Bir Gerçeklik Olarak Çocuk Gelinler”** (Mart 2020) başlıklı makalesinden bazı satırlar verelim: 

“18 yaşından önce yapılan evlilikler temel insan haklarına ihlal olarak tanımlanmaktadır… Dünyada her yıl 700 milyondan fazla kadın 18 yaşını tamamlamadan evlendirilmiş olup bu kadınların üçte birisinin de evlendiğinde 15 yaşından küçük olduğu tespit edilmiştir (UNICEF, 2014)…Türk hukuk sisteminde çocuk gelinler, kanunlara göre çelişik durum olarak göze çarpmaktadır. Çocuk gelin ifadesi Türk Medeni Kanunu’nun da 17 yaşını doldurmuş, Türk Ceza Kanunu’na göre 15, Çocuk Koruma Kanunu’na göre 18 yaşını doldurmamış kızlara kullanılmaktadır… Erken yaşta evlilikler yalnızca cezaların artırılmasıyla önlenebilecek kadar basit bir sorun değildir. Asıl çözüm toplumda yapılacak olan zihniyet değişikliğinin sağlanması ve ailelere, kanun koyuculara, din alanındaki görevlilerin doğru yönlendirmesine, ülke yöneticilerine, kamudaki tüm görevlilere hatta eğitimcilere dahi eğitim verilerek ataerkil toplum bakış açısını yenilemeye ihtiyaç vardır.”

Çocukların; “Yaşama ve Gelişme Hakkı ve Katılım Hakkı” yukarıdaki verilere göre henüz kâğıt üzerindedir.

Canan Murtezaoğlu

 

*https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Cocuk-2019-33733
**https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1162813