Çocukların gözyaşlarıyla sulanan bir eğitim dönemi

İktidarın 7. Milli Eğitim Bakanı, 2020-2021 Eğitim Öğretim Yılı Yarıyıl Dönemi Kapanış zilini çalıp bir konuşma yapmış. Önemli bir bölümünü buraya alıyorum:

“Bugün yarıyıl tatilimiz başlıyor. Çok sıra dışı bir dönemi geride bıraktınız. Sınıflarınızı, koşturduğunuz koridorları, okulun bahçesini, öğretmenlerinizi en çok da arkadaşlarınızı özlediniz. Sabah erkenden kalkıp, yollara düşmeyi bile özlediğinizi düşünüyorum. Uzaktan eğitimin inceliklerini öğrendiniz, bir şekilde öğrenmek durumunda kaldınız. Hayatınızın gerçekten unutamadığınız günleri olduğunu düşünüyorum.”

Okula gitmeyi sevmeyen çocukların bile okullarını, öğretmenlerini, arkadaşlarını özledikleri doğrudur. Bir kısmı, ailesi tarafından kendisine sağlanan bilgisayarlı, tabletli, internetli çalışma ortamı nedeniyle sabah erkenden kalkıp okula gitmeye gerek duymadı. Ancak, öyle bir kesim vardı ki, bunlar, cep telefonlarının çekeceği uygun bir ortam bulabilmek ümidiyle, kar, kış demeden, yağmur, çamur demeden dağ, tepe gezmek zorunda kaldılar. 21. yüzyıl Türkiye’sinde, açık arazilerde, derme-çatma çadırlar kurarak içinde eğitim yapmaya çalıştılar. Büyük çoğunluğun telefonu olsa bile interneti yoktu. En hazini ise evlerinde EBA’nın yayınlarına ulaşabilecekleri bir televizyonları bile yoktu. Devletin söz verdiği tabletler yerine ulaşmadı.

İşte size, üç çocuğunu tek başına büyütmek zorunda kalan ve bizzat şahit olduğum bir annenin feryadı: “Kızım 6. Sınıfa gidiyor. Ben genellikle dışarıda olduğum için cep telefonunu yanıma almak zorunda kalıyorum. Kızım, devlet okuluna gidiyor ama okul, internetten ders yayını yapıyor. Bunun içinde ya bilgisayar ya da tablet gerekiyor. İkisi de bizde yok. Kaymakamlık, Milli Eğitim Müdürlüğü, belediye, okul idaresi, çalmadığım kapı kalmadı. Hiçbirinden sonuç çıkmadı. Kızım derslerinden geri kaldığı için her gün ağlıyor. Bize bir çözüm bulun ne olur!”       

Eğitim İmecesi Kişisel Gelişim Grubu olarak kendi çapımızda bir kampanya başlattık ve yedi çocuğa tablet ulaştırdık. O çocukların sevinçlerini görmenizi isterdim. Tabletini öpenler, sarılanlar…

Tablet olsa ne olacak, internet olmadıktan sonra… Burada da okul öğretmenleri, eş dost devreye girdi.

Yedi çocuk tamam da, uzaktan eğitime ulaşamayan binlerce çocuk ne olacak? Nitekim, ana muhalefetten, “Devlet okuluna giden 3 milyon 17 bin öğrencinin evinde internet yok. Ayrıca 754 bin 429 öğrencinin evinde televizyon yok!”* açıklaması geldi. Bu çocuklar eğitim alamadı. Eğitimleri eksik kaldı. Nasıl telafi edilecek?

2002 yılından itibaren 7 kez Milli Eğitim Bakanı, sayamadığımız kadar eğitim sistemi değiştirildi. Her gelen bakan; “Sistemi sil baştan değiştiriyoruz.”, “Öncelikle Sistem problemli. Tamamen değiştiriyoruz.”, “Sistem eski. Değiştiriyoruz.”, “Böyle sistem olmaz. Sistemi değiştiriyoruz.”, “Sistem çok sıkıntılı. Değiştiriyoruz.”, “Böyle sistem mi olur? Sistemi değiştiriyoruz” dediler. Son Milli Eğitim Bakanı (2018- ) da “…Sistemin bütün bileşenlerini birlikte dönüştürüyoruz…” dedi… (Basın)

Sistemin bütün bileşenleri birlikte dönüştürüldü mü, dönüştürüldüyse hangi yöne dönüştürüldü, tartışılır. Ancak, her gelen bakanın yaptığı köklü değişikliklerle Atatürk’ün en büyük devrimlerinden olan Türk Milli Eğitimi (Tevhid-i Tedrisat Kanunu)’nin özünden uzaklaştırıldığı, Türkiye’nin, uluslarası eğitim sistemi sıralamasında kendisine yer bulamadığı tüm gerçekliğiyle ortada… Buna bağlı olarak pandemi sürecinde,  hem ekonomik hem de eğitim sistemi olarak sınıfta kaldık.

Bakan çok haklı… Gerçekten de “çok sıra dışı” bir eğitim dönemi geride bırakıldı;

Çocukların gözyaşlarıyla sulanan bir eğitim dönemi…

Tülay Hergünlü – SMMM

 

*CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun açıklaması