Danışan “diktatör”

“…durum hakkında onlara danış”* cümlesi vardır 1920 Meclisi’nin kürsüsünün arkasında ve gümüş harflerle yazılmıştır. Bu ifade, o günkü Meclis’in çalışmalarına yön veren demokrasi ruhunu da yansıtmaktadır. Yürütme de yasama da Meclis’in yetkisindedir. “Meclis hükûmeti sistemi” nin dünyada başka bir örneği yoktur. Bu sistem, Cumhuriyet’in ilanına kadar yürütülen sistem olacaktır.

Durumdan hoşnut olmayan Batı; Ankara hükümetinin varlığını reddetmiş; milliyetçileri “Kemalistler” olarak tanımlamış, Mustafa Kemal’e de “diktatör” gözüyle bakmıştır. Oysa ki Mustafa Kemal Paşa,  seçilmiş bir mebustur, veto yetkisi yoktur ve Meclis’in geçirdiği yasaları imzalamak zorundadır. Sadece, Türkiye’de demokratik bir hükümet kurmak için “muhteşem  kişisel gücünü” ** kullanmaktadır.

23 Nisan 1920… Yeni hükümet resmi olarak göreve başlar. Mustafa Kemal Paşa gelinen durumu belgeleriyle anlattıktan sonra Meclis’in çalışma sistemi ile ilgili iki yol sunar:

“Olağanüstü koşullarda bulunan tüm milletler şu seçeneklerden birini kabul eder: ya yasama organını askıya alır ve hükümetin yürütme koluna tüm gücü verir ya da tüm millete danışarak hareket eder. Tartışmaya, tam özgürlük veren İslam dinimize de dayanarak, ikinci yolun daha iyi olduğu fikrindeyiz ve bu yüzden tüm milletin kendi iradesiyle yönetildiğini görmek istiyoruz… Bugün Türkiye’de sizden üstün güç yoktur… Şüphesiz ki karar size aittir.”

Üç hafta boyunca Ankara’da kalan ve Meclis çalışmalarını izlemesine izin verilen “Public Ledger” gazetesinin yazarı Clarence K. Streit,** bu konuşmayı anılarında şu cümlelerle değerlendirir.

“… Kendi demokratik gelenekleriyle gurur duyan Batı ülkelerinin başkanları ve başbakanları ve milletleri Dünya Savaşı’na girdiğinde mutlak güç talep etmişlerdi. Fakat yönetimleri uzun zamandır bir despotluk örneği olan Türklerin lideri, elinin altındaki diktatörlük güçlerini reddetmekle kalmayıp, Türkiye’nin içinde bulunduğu krizin o ciddiyetini bile hükümetini, herhangi bir Batılı gücün barış zamanlarında dahi olduğundan daha demokratik bir temel üzerinde kurmak için kullandı.”

Mustafa Kemal Paşa’nın savunduğu ilkeler Anayasa’nın ilk sözleri olacaktır: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

Mustafa Kemal Paşa’nın aynı gazeteciye verdiği bir yazılı beyan da şu cümleleri içerir: “Türkiye’nin şimdiki ve gelecek rejimi halkın mutlak egemenliğine dayanacaktır. Türk halkının varlığı ve gücü hilafetin ve saltanatın gücünün gerçek kaynaklarıdır.”**

Gazeteci Streit, daha sonra Mustafa Kemal Paşa’ya; Yeni anayasanız yasama ve yürütme güçlerini bilhassa Meclis’e verdi. Bu durum mevcut Sultan’ın konumunu ileride nasıl etkileyecek?” sorusunu yöneltecek, Mustafa Kemal Paşa da gülümseyecek ve şöyle diyecektir: “Anayasamızı kabul edecek ya da çekilecektir. Bizim isteklerimize boyun eğen başka bir sultan bulmak kolay olacaktır.”**

Mevcut Sultan, VI. Mehmet yani Vahdettin’dir. İslam dünyası, zayıflığı ve milliyetçilere karşı olan düşmanlığı nedeniyle Sultan’a husumet içindedir.

***

Belli ki “yüz yıl” öylesine geçmiştir çünkü Türkiye’de demokrasi artık “amaç değil araçtır.” Meydanlarda gösteri malzemesi yapılan kutsal kitabın “…durum hakkında onlara danış” ifadesi belli ki bir anlam ifade etmemektedir.

“Belli ki” leri çoğaltmak mümkün… Yapılacak tek şey ise; Kuruluş felsefesinin yeniden hayat bulmasını sağlamak. Bunun için de öncelikle Çanakkale’nin, ekmeği bile olmayan ve vatan için canını veren çocuk şehitlerini hatırlamakla işe başlayalım. Ruhları şâd olsun…

Canan Murtezaoğlu

 

 

*Kur’an, Al-i İmran/İmran Ailesi, 159, Hüseyin Atay Çevirisi
**Bilinmeyen Türkler; Bahçeşehir Üni. Yayınları, s. V. Bölüm