Devlet başarısızlığının rekabete etkisi

Herhangi bir ekonomik istikrarsızlıkla karşılaştığımızda, devlet müdahalesiyle durumun düzelmesini beklemek, umut içinde olmak normaldir, fakat her yönetim yapısından bunu beklemek hayalden öteye gitmeyebilir. Böyle durumlarda devletin bireylerle veya toplumun esas gücünü oluşturan kurumlarla olan ilişkilerine bakmak gerekir. İstikrarsızlığın düzeltilmesinde hangi yapısal konuda etkili, hangi düzeyde kabul edilebilir olduğuna da bakmak gerekir.

Olumsuz gidişatın üstesinden gelebilmek ve biraz ekonomik rahatlama sağlayabilmek için bireyler, dayatılan belli kısıtlamaları gönüllü olarak kabul etmeye razı olabilirler. Örneğin; zorunlu olarak belli gruplara üye olmaya, verdikleri oyları ispat etmeye mi zorlanıyorlar; ya da ekonomik bağımsızlıklarını kazanmak için sosyal özgürlüklerinden mi vazgeçiyorlar?

Mikro anlamda, ekonomik istikrarsızlıkların düzelmesi için devlet, aldığı tedbirlere öncelikle kendisi başlamalıdır. En azından devletin kendisi, önemli tasarruf tedbirleri alarak ve tabi ki uygulayarak örnek olmalıdır. Devletin ekonomik anlamda aldığı kararlarla bir otorite olduğu ama sahip olunan bu otoriteyle, ekonomik başarısızlığının bireyler üzerinde yarattığı yükün kabul edilmesi, devletin aldığı her türlü kararın doğru olduğu inancına dönüşürse durum endişe verici olur..

En saf haliyle aslında devletin, “bağımsız” bireyler arasında bir toplumsal seçimin, sözleşmenin ürünü olduğudur. Asıl olanın, tarafların, sözleşmenin (verilen taahhütlerin) gereklerini yerine getirmeleridir. Toplumdaki bireylerin önemli bir kısmının rızası alınmadan yapılan herhangi bir devlet müdahalesi demokratik değildir sonucuna göre; devletin bir otorite ama bireylerin üzerinde tam bir güç olmadığı görüşünün hâkim olması, devletin güçlerini baskı aracı olarak kötüye kullanmasını engelleyen önemli bir görüş olduğu kavramını ortaya çıkarmaktadır.

Piyasa aksaklıkları ise, sağlayacağı faydalı olma amacından çok uzaklaşan kamu mallarının, politik amaçlarla hizmet gibi gösterilmesi, kaynakların politik nedenlerle boşa harcanmasına neden olmaktadır. Bir siyasi otoriteye sahip zihniyetin, kısa zaman önce onarılmış bir yolun, seçim zamanlarında tekrar sökülüp yapılması örneğinde olduğu gibi.

Böyle ekonomilerde bazen devletin idaresi, kamu yararını artırmaktan ziyade, güç kazanmak isteyen politikacıların elinde olabilir. Dolayısıyla bu tür anlayış sonucunda, gelirlerini artırmadan devlet harcamalarını artırmak yoluyla seçimlerde şanslarını en yüksek düzeye çıkarabilirler. Millî menfaatler adına yapılmayan harcamaların, toplumsal fayda ve yatırımlara dönüşebilecek alternatif yerine kaynak israfına dönüştüğü aşikârdır.

Parti listelerinden ziyade kendi destek gruplarına dayalı bir seçim sisteminde politikacılar, ulusal bakış açısından israfa yol açsa bile kamu kaynaklarını kendi destek gruplarını geliştirme projelerine yönlendirmeye çalışacaklardır. İşte bu nedenlerle birçok ülkede gereğinden fazla havaalanı ve stadyum vardır.

Ekonomik anlamda ise devlet başarısızlığı, piyasa aksaklıklarının düzeltilmesini zorlaştırmakta, piyasalar başarısız olmakta fakat devletler neredeyse daha başarısız olmaktadırlar. Piyasa başarısızlığı, zaten devletin daha başarısız olma sonucuna dayanmaktadır.

Devletin başarısızlığı gerçektir ve ciddiye alınmalıdır.

Ekonominin düzeltilmesi ve istikrarın sağlanması için devletin başarısızlık nedenlerinin azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması gereklidir. Gerçekte kendi ve birtakım grupların menfaatlerine kaynak yaratan seçim fırsatları yerine, ulusal çıkarları artırmak için mücadele eden politikacılar; rahat bir hayat sürmek yerine, kamu menfaati için çalışan bürokratlar ve çoğunluğun iyiliği için grup menfaatlerini arka planda tutan, denetlenen yapılar oluşturmak gerekliliği vardır.

Toplum açısından ayrıcalıkları kaldırmadan, piyasada tarafsız bir rekabet sağlamak kolay olmaz. Bütün şirketlerin aralarında olan doğru ve ticari kurallara uygun rekabeti sağlamak mümkün olamaz.

Tüketicilerin zevklerini kabullenip belli bir teknolojinin etkinliğini artırarak mücadele eden küçük, isimsiz şirketler arasında olan fiyat rekabeti yanında; teknolojiyi yeniden tanımlama, marka imajı yaratma ve reklam vasıtasıyla tüketici zevklerini manipüle etme becerisi olan çok uluslu, devasa şirketlerin yarattığı ezici rekabetle, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bu şirketlerimizi düze çıkartmanın yolu, ayrıca ağır bir yük oluşturan devletin başarısızlıklarını, anlatmaya çalıştığımız kadarıyla bertaraf etmekten geçmektedir.

Cengiz Hergünlü – SMMM-Bağımsız Denetçi

www.hergunlu.com

 

*Ha-Joon Chang’in, “Ekonomi Rehberi” adlı kitabının bazı bölümlerinden yararlanılmıştır.