Devlet ve şirket güç dengesi

ABD gibi bazı ülkelerde, şirketlerin etkileri muazzam boyuttadır. Amerikalı politika yorumcusu Jig Hightower şu sözleri sarf ederken aslında çok fazla abartıyor sayılmazdı: “Şirketlerin artık hükümetlere lobi yapmasına gerek kalmadı. Kendileri hükmet oldu.” Size konu tanıdık geliyor mu? Türkiye’de adlarını sıkça duyduğumuz bazı firmalar da acaba bu sınıflandırmaya girer mi?

Eğitimli halkın fazla olduğu toplumlarda, bireylerin akılcı kararlar almalarında daha yetkin oldukları ve daha akılcı davrandıkları kabul edilir. Açıkça insanların kendileri için neyin yararlı olduğunu ve bunu nasıl başaracaklarını bildikleridir. Buradaki çıkarım, insanların rahat bırakılmaları gereğidir. Hiçbir ataerkil hükümet insanlar için neyin yararlı olduğunu bildiği inancıyla insanlara ne yapmaları gerektiğini, gücüne güvenerek söylememelidir.

Oysaki devletin, bağımsız bireyler arasındaki bir toplumsal sözleşmenin ürünü olduğu ve dolayısıyla bireyler üzerinde olamayacağıdır. Sözleşmenin konusu ise, serbest irade beyanıyla seçme ve seçilme hakkının kullanılmasıdır.

Bir kez devletin vatandaşların üzerinde olduğuna inanmaya başladığınızda, devlete hâkim olanların keyfi olarak tanımladıkları, çoğunluğun yararı için, bir azınlığın özveride bulunmasını talep etmek çok kolay hale gelir.

Devletin vatandaşların üzerinde olmadığı görüşü, devletin veya daha çok devlet mekanizmasını kontrol edenlerin, güçlerini kötüye kullanmalarına karşın, bireylerin kullandığı çok önemli bir savunmadır.

Ama güçlü şirketlerin egemen olduğu toplumlarda; vergilerle finanse edilen ve devletin sağladığı birçok kamu malı kolaylıkla özel mallara dönüştürülebilir, güçlü özel şirketlere satılabilir, köprü ve yollarda paralı geçiş uygulanabilir. Halkın parasıyla yapılanları kullanmak için tekrar halktan para istenebilir. Olmuyor mu?

Bazı demokrasilerde devletin idaresinin birinci amacı, kamu yararları artırmaktan ziyade güç kazanıp elinde tutmak isteyen politikacıların elindedir. Dolayısıyla seçimlerde şanslarını en yüksek düzeye çıkaran politikalar izlerler. Örneğin; gelirleri artırmadan devlet harcamalarını artıran politikalarını yürürlüğe koyarlar. Parti listelerinden ziyade destek gruplarına dayalı bir seçim sisteminde politikacılar, ulusal bakış açısından israfa yol açsa bile, kamu kaynaklarını kendi destek gruplarını geliştiren projelere kanalize etmeye çalışacaklardır. İşte bu nedenle birçok ülkede, gerçekte ihtiyaçtan fazla havaalanı ve stadyum vardır.

Sonuç olarak devlet başarısızlığı savı, devletin niyeti ve becerisi şüpheli hale geldiğinde, devletin piyasa aksaklıklarını giderme adına müdahalede bulunma isteği halinde gerçekte işlerin daha kötüye gidebileceğine kesin gözüyle bakılır. Bu anlamda piyasalar başarısız olabilir, ancak daha gerçek olan devletlerin neredeyse daima daha başarısız olduklarıdır. Daha acı olanı bunu herkesin bilmesi fakat gereğini yapmamasıdır.

Cengiz Hergünlü – SMMM-Bağımsız DENETÇİ
www.hergunlu.com

 

“Ha-joon Chang Ekonomi Rehberi” adlı kitabın 338 ve 340. sayfalarından da yararlanılmıştır.