“Dünyanın laneti ‘küçük’ politikadır.” Marcosson Röportajı-1

“Atatürk’e göre bizde olması gereken sistem, ne kapitalist ne de komünist sistemdi.”*
Erken gençlik yıllarından beri bağımsızlık, devletin yapısı, yönetimi gibi konular Mustafa Kemal‘in hep ilgisini çekmiş ve üzerlerinde derin derin düşünmüştür.

1923 yılının Temmuz ayında, Lozan Konferansı’nın da sona yaklaşmakta olduğu günlerde, Mustafa Kemal “The Saturday Evening Post” dergisi yazarlarından Isaac F. Marcosson’ı Çankaya’da kabul eder ve sorularını yanıtlar. Röportajın da yer aldığı metinde yazar, Anadolu ve savaş yılları ile ilgili görüşlerini de aktarmaktadır. Görüşmenin son bölümüne Latife Hanım da katılacaktır. Marcosson, röportaja** başlamadan önce şu notu düşecektir:

“Çok az insan Kemal’in güldüğünü görmüştür. Onunla geçirdiğim iki buçuk saat içinde yüz hatları ancak bir kez rahatlama belirtisi gösterdi. Demir maskeli bir adam gibi ve bu maske onun doğal yüzü.”

“Modern Türkiye’nin olağanüstü kurucusu Mustafa Kemal Atatürk” ün, üzerinde derin derin düşünülmesi gereken, çarpıcı cevaplarını okuyalım.

***

Mustafa Kemal önce, Ankara’ya yaptığı yolculuk boyunca yaşadığı zorluklar nedeniyle yazardan özür diler ve gelebildiği için çok memnun olduğunu ifade ederek şöyle der: “Amerikalıları Türkiye’de görmek isteriz çünkü isteklerimizi en iyi onlar anlayabilirler.”

Mustafa Kemal: Size ne söylememi istersiniz?

Marcosson: Amerikan halkına mesajınız nedir?

Mustafa Kemal hiç duraksamaz ve şöyle der: “Büyük bir zevkle. Amerika Birleşik Devletlerinin ideali bizim de idealimizdir. Ocak 1920’de Millet Meclisi tarafından ilan edilen Misak-ı Milli (Ulusal Ant), sizin “Bağımsızlık Deklarasyonu” nuz gibidir. İstenen, Türk topraklarının işgalden kurtarılması ve kendi kaderimizi kontrol etmektir. Bağımsızlık, hepsi bu!.. Türkiye ve Amerika demokrasi ülkesidir. Gerçekte, mevcut Türk hükümeti, dünyada şu an en demokratik hükümettir. İnsanımızın tam egemenliği esastır ve onun temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi de yargı, yasama ve yürütme kuvvetidir. Kardeş demokrasiler olarak, Türkiye ile Amerika arasında en yakın ilişkiler olmalıdır.”

Ekonomik alanda karşılıklı işbirliğinin faydalarına değinen Mustafa Kemal, Chester Projesi’nin*** Amerika’ya duyulan inanç ve güvenin somut örneği olduğunu söyler ve devam eder:

“Hayatım boyunca Washington ve Lincoln’ın hayatları ve eylemlerinden ilham aldım. İlk 13 koloni ile yeni Türkiye arasında ilginç bir yakınlık var. İlk Amerikalılar İngiliz boyunduruğuna son verdiler. Türkiye de imparatorluğun boyunduruğunu, tüm yolsuzluk ve yozlaşmalarıyla kaldırıp attı ve de diğer ülkelerin bencil müdahalelerine son verdi ki bu, daha da kötü olanıydı. Amerika, mücadele ile bağımsızlığa ve refaha ulaştı. Biz şimdi bir milletin doğuşuna tanıklık eden travmanın ortasındayız. Amerikan yardımı ile hedefimize ulaşacağız.”

Marcosson’un ifadesine göre Atatürk öne doğru eğilir -bu onun görüşme boyunca yaptığı tek harekettir- ve Washington ve Lincoln’a duyduğu ilginin nedenini açıklar:

“Onlar, sadece ülkelerinin zafer ve özgürlüğü için çalıştılar; diğer başkanlar ise kendilerini yüceltmek için. Kamu hizmetinin en yüksek biçimi bencil olmayan çabadır.”

Marcosson’un, “Sizin hükümetinizin ülküsü nedir? Hâla Panislamizm ve de Panturanizme inanıyor musunuz?” sorusunu şöyle yanıtlayacaktır Mustafa Kemal:

“Kısaca söyleyeyim, Panislamizm, din topluluğuna dayalı bir federasyonu temsil ediyordu. Panturanizm, aynı türde çaba ve hırs topluluğunu ırka dayalı olarak somutlaştırdı. İkisi de yanlıştı. Panislamizm fikri asırlar önce, Türklerin Avrupa’da en fazla ulaşabildiği Viyana kapılarında öldü. Panturanizm ise Doğu’nun düzlüklerinde telef oldu. Bu iki hareket de yanlıştı çünkü ikisi de fetih üzerine kurulmuştu; bu da güç ve yayılımcılık demekti. Yayılımcılık (emperyalizm) uzun yıllar Avrupa’ya egemen oldu fakat emperyalizm mahkûmdur. Cevabı Almanya, Avusturya, Rusya ve Türkiye enkazında bulabilirsiniz. Demokrasi, insan ırkının umududur. Bir Türk’ün ve benim gibi savaşla yetişmiş bir askerin bu şekilde konuşması garip gelebilir. Fakat bu, tam da yeni Türkiye’nin arkasında yatan fikirdir. Güç kullanmak ve fetih istemiyoruz. Ekonomimizi ve siyasi kaderimizi kendimiz belirlemek istiyoruz.”

Mustafa Kemal sözlerini sürdürür:

“Milliyetçilik anlayışım, aynı soydan, dinden ve yaradılıştan/tabiattan insanlar içindir. Türk imparatorluğu yüz yıllardır, Türklerin azınlığı oluşturduğu yığılmış insan kümeleriydi. Başka azınlıklar da vardı. Bunlar ve geçmişin fetih ülküsü birçok sorunun da kaynağı oldu. Türkiye’nin, çürümenin içine düşmesinin bir nedeni, bu zorlu hükümranlık/iktidar nedeniyle bitkin düşmesiydi. Eski imparatorluk çok büyüktü ve her defasında kendini sorunlara açık hale getiriyordu. Fakat eskinin güç kullanma, fetih ve yayılma fikri artık sonsuza dek ölmüştür Türkiye’de. Eski imparatorluğumuz Osmanlı idi. Güç anlamına geliyordu. Ancak şimdi kelime dağarcığından çıkarıldı. Biz şimdi Türküz, sadece Türk. Wilson’un ifade ettiği ‘özgür irade’ ülküsünü esas alan Türk’ün Türkiye’sini istiyoruz.”

“Bu, milliyetçilik demektir. Fakat bu, Avrupa’nın birçok yerinde özgür iradeyi hüsrana uğratan bencil milliyetçilik değildir. Bu, keyfi tarifeler ve sınırlar da değildir. Bu, ticarette açık kapıları, yeni ekonomik oluşumları, anavatanla şekillenmiş gerçek mülki vatanseverliği ifade eder. Kan ve fetihle geçen uzun yıllar sonrasında Türkler nihayet bir vatana sahip oldular. Sınırları belirlendi, sürekli sorun çıkaran azınlıklar dağıldı. Biz bu sınırların içinde kendi duruşumuzu sergileyeceğiz ve kurtuluşumuz için çalışacağız. Kendi evimizin efendisi olacağız.”

Mustafa Kemal, yazara doğru eğilir ve devam eder:

“Avrupa’daki barış ve yeniden yapılanmayı ne engelledi, biliyor musunuz? Yalın olarak şöyle: Bir ulusun diğerine müdahalesi. Bu, daha önce değindiğim açgözlü bencil milliyetçiliktir. Ekonominin yerine siyasetin geçmesine yol açtı. Almanya’nın savaş tazminatı, işi arapsaçına döndürdü. Dünyanın laneti ‘küçük’ politikadır.”

“Zor kazanılan Türk bağımsızlığımızı engellemek isteğinde olan milletler var. Onlar; milliyetçiliğimizi kınayan ve bunun sadece Doğudaki komşularımızı fethetme arzusunu gizlemek için bir kamuflaj olduğunu söyleyenler ve ekonomiyi yönetme konusunda yeterli olmadığımızı savunanlardır. Pekâla, görecekler… Yeni Türkiye’nin ilk ve en önemli düşüncesi siyasal değil, ekonomiktir. Biz, dünya üretiminin de tüketiminin de bir parçası olmak istiyoruz.”

***

Bu röportajın sadece giriş bölümünden aldığımız şu altı cümle bile “deha lider” in yol ve yöntemini izlemenin önem ve değerini göstermektedir:

“Bağımsızlık, hepsi bu!..”
“Kamu hizmetinin en yüksek biçimi bencil olmayan çabadır.”
“Demokrasi, insan ırkının umududur.”
“Ekonomimizi ve siyasi kaderimizi kendimiz belirlemek istiyoruz.”
“Kendi evimizin efendisi olacağız.”
“Dünyanın laneti ‘küçük’ politikadır.”

Yüz yıl öncesinin bu düşünce yapısına bugün de ihtiyacımız olduğu açıktır. Özellikle, “Ekonomimizi ve siyasi kaderimizi kendimiz belirlemek istiyoruz.” sözü hareket noktamız olmalıdır.

Röportajın bundan sonrasında Mustafa Kemal Atatürk’ün; tarım, ulaşım, sağlık, Birleşmiş Milletler ve Türk kadınının özgürleşmesi hakkındaki görüşleri yer almaktadır… Bir sonraki yazımızda bunları da paylaşacağız….

Canan Murtezaoğlu

 

*https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/367631)
** 13 Temmuz 1923’te yapılan röportaj 20 Temmuz 1923’te yayınlanmıştır. Özgün metin: http://www.saturdayeveningpost.com/wp-content/uploads/satevepost/kemal-pasha-october-1923.pdf
*** Chester Projesi, Osmanlı döneminde başlamış, ancak Almanya ve İngiltere’nin baskıları nedeniyle Osmanlı Meclisi’nde uzun süre bekletilmiş ve neticede, kabul edilmemiştir. Osmanlı-Amerikan Kalkınma Şirketi, sözleşmeyi Kasım 1922’de Ankara Hükümeti’ne sunmuş ve sözleşme, Nisan 1923’te Meclis’te onaylanmıştır. Ancak Lozan Barış Antlaşması’yla Kerkük-Musul bölgesinin Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında kalması ve diğer bazı gelişmeler nedeniyle Şirket, gerekli sermayeyi temin edememiş ve sözleşme,  Türk hükümeti tarafından 17 Aralık 1923’te feshedilmiştir. (Kemal’in Türkiyesi, Boyut, s.130)