Dünyanın reformist ve akılcı ekonomisi

Dünyadaki ekonomik gelişmenin başlangıcı 15.yüzyıldan itibaren, kapitalizmin gelişmesine de katkı yapan, dünyayı tanımaya yönelik yaklaşımların; tanrıbilimci yaklaşımlardan, daha akılcı düşünce yapısına geçiş evresiyle başlar. Akılcı yaklaşımlar; yeni bilim, teknoloji ve kurumların ortaya çıkmasının en önemli nedenidir. Akılcılık sayesinde yeni reform hareketleri doğmuş, yeni, faydalı gelişmeler meydana gelmiştir.

Reform hareketlerinin başlangıcı; reformun öncülerinden sayılan, 1517 yılında Almanya’da doğan Martin Luther tarafından sağlanmıştır. Reformun ortaya çıkış nedenleri genel olarak siyasi, dini, sosyal ve ekonomik açıdan olmuştur.

İlk reformun başlangıcı, kilisenin para karşılığı, halkın günah çıkarmaya zorlanmasıyla başlamıştır. Kilisenin bu uygulamasıyla sadece kendisine değil, kendisine yakın bazı kesim ve taraflara fayda, menfaat sağlamasına karşı gösterilen tepki sonucu ortaya çıkmıştır. Kilisenin, para karşılığı günah çıkarma hakkını (endüljans) Fugger ailesine satması ve bu durumun Fugger ailesinin zenginliğinin gereğinden fazla artmasına neden olması, reform hareketini daha da güçlendirmiştir.

Kilise’nin ve papanın reformist halk hareketiyle zayıflatılması sonucunda, papanın sözlerinin Allah’ın sözlerinin önüne geçmesi engellenmiş, din anlayışı, akılcılıkla bağdaşmayan dinsel dayatmalardan uzaklaşmış, daha akılcı yaklaşımların önemi artmış, zihniyet değişimi perspektifinde yeni kültürel değişimlerin ortaya çıkması sağlanmıştır. Bu yeni akılcılığa dayalı anlayış sayesinde modern matematik ve bilimlerin doğması ve ilerlemesi süreci başlamıştır.

İşin ilginç yanı, aslında bu bilimler ilk olarak Arap dünyası ve Asya’dan alınmıştır. Ancak Batı Avrupalıların kendi icatlarıyla bunlara katkıda bulunmaları, bilimin ilerlemesine ve bugünlere gelinmesine neden olmuştur. Bilim ve matematiğin kurucuları olarak bilinen Kopernik, Galileo, Fermat, Newton ve Leibniz gibi bilim adamları bu çağda ortaya çıkmıştır.

Bu reform, iktisat tarihi araştırmalarında önemli kırılmalardan biri olarak kabul edilmektedir.

Ortaçağ dönemi; felsefeyi, siyaseti, hukuk bilimini tanrıbilimine bağlamış ve bunları tanrıbilim haline getirmişti. Bu sayede, sadece uhrevi bilgilere dayalı tanrıbilim sayesinde, papanın ve kilisenin de dayatmasıyla monarşi yönetimleri, halkı istediği gibi yönetmek ve yöneltmek kolaycılığından yararlanır hale gelmişlerdi.

Reform hareketi ile kilisenin ve papazların baskısı ile yerleşmiş olan skolastik düşünce, yerini bilimsel yaklaşımlara bırakmıştır.

Reform bağlamında, iktisaden ilerleme neticesinde en önemli gelişme ise çift taraflı kayıt yönteminin gelişmesine, bu reformun sonucunda ulaşılmış olmasıdır.

Henüz 15 ve 16. yüzyıllarda, çift taraflı kayıt yöntemiyle, (bugünkü bilanço alt yapısı) işletmelerin yöneticileri ile sahiplerinin birbirlerinden ayrıldığı; yöntemin, sermayenin rasyonel kullanımı ve maksimum kârın elde edilmesinin en güvenilir yöntemi olduğunun bu yüzyıllarda savunulur olmasıdır.

Gelişmiş ülkelerin ilerlemelerindeki başlangıç noktası, öncelikle dünyaya bakış açılarını akılcı yönde değiştirmek ve geliştirmekle başarılmıştır. Skolastik yapıdan bilime ve teknolojiye verdikleri değer ile kurtulmuşlardır.

Aynı dönemlerde bilginin araştırılması, geliştirilmesi ve en sonunda sistematik hale getirilmesi ile ekonomi bilimi kavram ve kuramları doğmuş, büyük yatırımların gerçekleşmesi için ellerindeki sermayelerinden fazla fona ihtiyaç duyan gerçek kişilerin fon bulabilmeleri için tüzel kişilik sağlayan (A.Ş. veya Limited şirket vb.) şirketler ve bankacılık sisteminin oluşması hemen devamında ortaya çıkmıştır.

Bu gelişmelere baktığımızda görünen, ekonominin gelişmesi ile akılcılığın bilgi, bilim ve teknoloji dışında gelişmediği, reform hareketlerinin toplumun önünü açtığıdır. Gelişmelerin, ilerlemelerin takipçisi olmak kadar, ülke insanımız ve akılcılığa dayalı zihniyet yapısıyla, bilgi ve bilim toplumu haline gelerek takipçiliğin önüne koymalıyız.

 

Cengiz Hergünlü – SMMM-Bağımsız Denetçi

www.hergunlu.com

 

Yararlanılan kaynak:

Pınar Daloğlu; Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi, Reform ve Muhasebe İlişkisi, s. 333 ve 346