Düşük ücret neyin göstergesi?

Gelişmiş ülkelerin çok uluslu işletmelerinin, imalatlarını, üretim maliyetlerinin en düşük olduğu ülkelerde yapmaya başlamalarının en önemli nedeni düşük işçilik maliyetleridir.

Bundan dolayı dar gelişme yolunda olan ülkeler, asgari ücretleri düşük tutmaya çalışırlar. Ücretleri yükseltmek isteseler de yükseltemezler, bu sayede ucuz işçilik avantajını kullanarak yabancı fonların gelmesini veya yabancı sermayenin yatırımlarını ülkelerinde yapmalarını beklerler.

Ucuz ücretlerin, aslında gelişmekte olan ülkeleri, gelişmiş ülkeleri finanse etmekten ileri götüremeyeceği sonucunu getirir.

2008 krizinde ABD, tarihinin en büyük cari açığını yaşıyordu ve bu açığı belli bir süre ucuz Çin işçilerinin emeği ile kapattı.

2008 kriz baskısı sonucunda ABD’li şirketler sermayelerini, teknolojilerini alıp Çin’e gittiler, orada yatırım yapıp, ucuz Çinli emeğiyle üretime başladılar, ürettiklerini ağırlıkla ABD ve Avrupa pazarlarına sattılar. Buralardan elde edilen kazançlarını ABD Hazine tahvillerine yatırdılar. ABD’nin cari açığını önemli ölçüde Çinli emeğiyle finanse etmiş oldular.

Ekonomi anlamında gelişebilmek için “öğrenim merkezimizi” kendi teknolojimizle birlikte üretime çevirmeliyiz. Sermaye mallarını tedarik ederek, edindiğimiz veya edineceğimiz yüksek üretim becerilerini ekonominin diğer sektörlerine, yani tüketim mallarını üreten imalat sektörüne, tarım ve hizmet sektörüne yaymamız gerekir.

Gelişmiş ülkelerin tam olarak yaptıkları böyledir. Eğer üretim sektörü gelişmez ise; hizmet ve finans sektörünün gelişmesi de mümkün olmaz. Üretme bilinci bilginin gelişmesine, yayılmasına ve paylaşılmasına önemli katkılar sunar.

Üretim sektörünün büyümesinde öncü olacak olan devlet, ekonomik hayatın vazgeçilmez ve en başta gelen kurumu olduğuna göre, sermaye birikimini, teknolojik gelişme gibi üretim ve verimlilik artışını sağlayacak katkı ve politikaları uygulamak durumundadır.

Bunun aksi yönde, dar kesimlere ayrıcalıklar sağlayan faaliyetleri özendiren çıkarcı politikalar uygulandığı takdirde, geniş kesimlerin üretim ve yatırım yapmaları zorlaşır ve güvensiz bir ekonomik piyasa oluşur.

Yasaların, dar kesimlerin çıkarlarının korunması yönünde çıkarıldığı toplumlarda, ekonominin işleyişi de bu dar kesimlerin kaynak ve becerileriyle sınırlı kalacak, kendi ülkesinin üretimine katkıda bulunmak yerine, ucuz işgücünün sağladığı avantaj sayesinde, gelişmiş ülkelere fason üretim yapan ülke durumuna düşebilecek.

Küreselleşme olgusunun desteğiyle, “uluslararası boyutta” tutulmaya çalışılan “serbestleşme sistemi” çoğu zaman zorunlu olarak gelişmekte olan ülkelerde uygulanmaktadır. Bugün gelişen ülkelere korumacılıktan vazgeçip, serbestleşmeye geçmelerini tavsiye eden ABD devleti, 19.yüzyılın büyük bir bölümünde, sanayileşme sürecinde, İngiltere ile arasındaki farkı kapatana kadar yüksek korumacı politikalar izlemiştir.

IMF’nin ise, zor duruma düşüp, geçici ödeme sıkıntıları çeken ülkelerin, bu sıkıntılar nedeniyle ithalat kısıtlamalarına gitmemelerinin sağlanması için, bu ülkelere destek vermek amacıyla tasarlanmış bir kurum olduğu sonucuna göre bir tezat oluşturduğu ve düşünmeye teşvik ettiği yadsınamaz.

Cengiz Hergünlü – SMMM-Bağımsız Denetçi
www.hergunlu.com

 

Yararlanılan kaynaklar:
Tim Harford; Bir Ekonomi Nasıl Yönetilir veya Mahvedilir, s.11
Mahfi Eğilmez; Küresel Finansal Krizi, s.61