Ebu Hanife ve demokrasinin iz düşümü

İnanıyor ve düşünüyorum ki, çoğu okuyucumuz bu başlığı yadırgayabilir, ilginç bulmayabilir. Üç yıl öncesine kadar ben de size yakın düşünce ve ön kabullerde idim. Fakat Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk ve Ebu Zehra’nın Ebu Hanife hakkındaki kitaplarını okuyunca, bu olağanüstü aklı bir yere not ederek; Roma ve Yunan kültür ve tarihi üzerinde çalışmalar ve İslam dünyasında, Türkiye dışında demokrasinin tutunamamasının nedenlerine yoğunlaştım.

İki tarihsel çizgi vardır;

a) Dinler yapılaşmaları itibarıyla kurucuları tarafından monoteist değil aslında monoterm olarak aktarılmıştır. (Allah’ın kelamı İbrahim oğulları için yani Musevi, Hristiyan ve Müslüman için tek kabul veriyordu; ya biat ya da ikincil kişisin, iktidarı alınca sana seçenek vermiyorum. Bunun örnekleri ne acıdır ki kalemle değil hep kanla yazılmıştır.)

b) Ama insan, nasıl ki Prometheus tanrılardan bilgiyi çaldı ve işkenceye direnç gösterdi, bu seçeneksiz din sürecine binlerce yıldır bagajında taşıdığı bilgilerle yeni düşünceler ve anlayışlarla açılımlar yaptırdı ve çözümler getirdi.

İslamiyet’in oluşumu 610 yılında ilk vahiyle başlar ve Peygamber’in ölümüne 90 gün kala, 23 yılda sona erer. Hz. Muhammed, İslamiyet’in çerçevesinde insanlığa önemli mesajlar vermiştir:

– inandığına aracısız ibadet edebilme özgürlüğü

– kişilerin değerlendirilmesinde soy sop, hanedan mensubiyeti değil, liyakatın asıl olması

– hangi sosyal pozisyonda olursanız olun, kararlarınızın dayanağının meşveret yani istişare ve maslahat yani yeniliğe açık olması.

Hz. Muhammed hem zamanın fotoğrafını çekerek dine yalnız peygamber sıfatı ile değil devlet adamı kişiliği ile de çerçeve çizdi ama yukarıda belirttiğim meşveret ve maslahat kavramları ile dinamik bir din bıraktı.

Fakat tarihsel gerçeklikte, insanlığın temel bir inkâr edilemez ve yönlendirici DNA’sı vardır; bu da iktidar olma, güç kullanarak yönetme iştahı.

Musevilik ve Hristiyanlık bu DNA fırtınasından kurtulamayarak eşitlikçi, sevgi dolu, paylaşımcı ve yardımsever bir yapıdan Rabbi ve Papaların oligarşisine taşınarak, kuruluş amacını unutarak insanlığı bin yıllık bir karanlığa gömdü.

Hz. Muhammed öldüğü gün kapının önünde iktidar savaşları başladı ve bu; ayrılık, nifak, taraftarlık tohumları yeni oligarklar yarattı. Dört emirül-müminin devri karışıklık içindedir ve İslam toplumu giderek Peygamber’in ilkelerinden uzaklaşır. Tepe noktası ise Hz. Muhammed’in dizinde oynattığı torunu Hz. Hüseyin’in Müslümanlarca yalnız bırakılarak katledilmesidir. Nerede Peygamber sevgisi!

Bu süreç, Muaviye gibi art niyetli bir kişinin yolunu açar ve Hz. Peygamber’in ilkelerine ters olarak hanedanlıklar bütün İslam dünyasını, Türkiye Cumhuriyeti kuruluncaya kadar ele geçirir. Zulüm, toplumları geri bıraktırmaya başlar.

Hz. Peygamber’in yaktığı ışık Arap-İran-Türk dünyasında bilim ve felsefeyi yaşama getirir. Özellikle Hristiyanlarla, Zerdüşt dini, Mani dini ile temas, felsefe bilim gibi akıl yürütme yöntemleri İslam medrese ve âlimleri arasında revaç bulur.

Ebu Hanife İran kökenli bir Mevali (Arap olmayan Müslüman halklar için kullanılan bir terimdir.)  dedenin torunu olarak MS. 699′ da Kûfe’de doğar ve 767’de Bağdat hapishanesinde kırbaç ve zehirle öldürülür.

Ebu Hanife yani Numan bin Sabit çocukluğundan itibaren çok iyi eğitim alarak, özellikle fıkıh konusunda daha sonra Hanefi mezhebini oluşturacak çok yüksek ilmi değerlendirmeler ve tebliğler yazmıştır. Ömrünün yarısını Emevi döneminde, yarısını da Abbasi döneminde geçirmiştir. Her dönemin de dik duran bir âlimi olarak gerek siyaseten gerekse dini yorumlarındaki açılımlardan dolayı tepki çekmiştir. Mazlumlardan yana tavır koyarak Alevilere yapılan baskılara karşı çıkmıştır.

Konu başlığında değindiğim demokrasi izdüşümü tanımı, Ebu Hanife’nin fıkıh ilmine getirdiği yeni kabullerin sonucudur.

Ebu Hanife’nin, yaşadığı tarihsel ortamın dünya ölçeğine göre çok ileri kabulleri ve önermeleri şunlardır.

– İnsanın rey ehli olması; yani mevcudu değerlendirip, ihtiyaç ve şartları tahlil ederek akıl yolu ile geleneklerin üstüne çıkabilmesi

– Kamuoyunun yapısı ve kararları ve tepkilerinin göz ardı edilemeyeceği; Ebu Hanife aynı zamanda çok iyi bir tüccar olarak, insan ilişki ve davranışlarına hakim olduğundan bunları fıkıh konularında bir unsur olarak ele almıştır.

–  Kıyas yaparak meselelerde akıl yürütmek; örneğin ibadet ayetleri dışında bütün ayetlerde nedensellik araması

– İstihsan yani daha güzel ve iyiyi arama; yani yaşam dinamizmini sağlayarak gelenekçi ve icma yoluyla durdurulan ilerlemeye, yenileşmeye -bir ölçüde diyalektiğe- olanak sağlamak

– Özellikle medresede talebeleri ile yapılan derslerde, geçmiş ve mevcut durumları bir model durumuna getirip, bu modele ileride hangi meseleler yüklenir ve çözümleri ne olur çalışmaları ile hukukun genel hükümlerini oluşturmuştur.

Ebu Hanife, “rey, kamuoyu, kıyas ve istihsan” ile kendisini iyi inceleyen İsfahanlı Ragıp’ın dediği gibi “Akıl komutan olacaktır.” gerçeğini anlatmıştır.

Burada hep beraber düşünelim: Bu saydıklarım, fikir dünyası demokrasinin temel özelliklerinden değil midir?

Ebu Hanife bunları söylerken ve talebe yetiştirirken, bütün dünya otorite ve bağnazlık altında inlemektedir.

Ebu Hanife;  zındıklık, kâfirlik  ve benzeri siyasi suçlamalarla öldürüldü.

Ne yazık ki onu açtığı bu yol üç asır süren İslam medeniyet ve bilim dünyasında yer bulamadı. Kendisinden sonra gelen âlimler felsefe, bilimle uğraştılar ama bu konuya kimse devam etmedi.

Mutezile gibi aklı esas alan bir akım siyasetten uzak durmak için bu konuya destek vermedi. Bugünkü anlamıyla bir aydın pısırıklığı…

Hanefilik bir mezhep olarak yürüdü ama bu dört madde hiçbir zaman “ben Hanefi mezhebindenim” diyenlerin aklına da gelmedi!

Tarih bize bazen güneşler veriyor ama faydalanmasını bilmiyoruz.

Giardano Bruno MS. 1600’ de papazlar tarafından yakılırken bilim ve akıl diyordu.

Ebu Hanife MS.767’de halifenin fetvası ile hapiste kırbaçlanıp zehirlenirken akıl ve bilim diyordu.

Işıklar içinde uyusunlar.

Cenap Murtezaoğlu – İşletmeci

 

Yararlanılan kaynaklar:
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk;  İmamı Âzam Ebu Hanife, Yeniboyut Yayınları, İstanbul 2009
Muhammed Ebu Zehra; Ebu Hanife (biyografi)
Cemil Sena; Hz Muhammed’in Felsefesi, 1967 baskısı