Finansal ve insan merkezli raporlama

Günümüzde, gerek yatırımcıların, gerekse finansal bilgi kullanıcılarının, tek başına finansal temele veya gerçekleştikten sonraki verilere dayalı bilgilerle yetinmediğinden, finansal raporların geleceğe yönelik, uzun vadeli değer yaratma potansiyelini daha iyi anlatacak raporlama talepleri vardır.

Türkiye’de geçmişte sanayi bölgelerinde bulunan fabrikalara gittiğim zaman, doğaya salınan atık suların ve çıktıların veya atık çıktı malzemelerin yük taşıma araçlarıyla toprağa bırakılması hep dikkatimi çekmiştir. Yolları çamur içinde olan bazı sanayi bölgelerinde, sanki fabrika bölgelerinin bu şekilde olması gerekiyormuş gibi bir anlayış, bir kanıksama zihinlerde yerleşmiş gibi görünüyordu.

Çevre katliamına neden olan böyle davranışların yanında, dünyada Volkswagen veya diğer bazı grup otomotiv firmalarının karıştığı emisyon skandalı sonucunda, sadece finansal raporlamanın yeterli olmadığı, dışsal çevre ile sosyal çevre etkileşimleri gibi finansal olmayan bilgi ihtiyaçlarının, yani doğrudan insanı hedef alan konuların da raporlanması gerektiği ihtiyacı doğmuştur.

İnsanı merkezine alan raporlamalar ve işletme değerliliğinin önemi, 2008-2009 yıllarındaki küresel finans kriziyle birlikte öne çıkmaya, işletmelerin bu krizlerle birlikte, yaptıkları kurumsal raporlamaların işletme değerliliğine yönelik yeterli ve doğru bilgiyi sağlamadığı eleştirileri ve endişeleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

İşletmelerin yarattığı çevre katliamı veya işletme skandalları, sadece işletmelerin sahiplerini, yöneticilerini veya hissedarlarını etkilemediği, diğer yandan toplumun tüm birey ve paydaşlarını etkilediği gözlemlenmekte olup, en azından toplum bireyleri arasında işletmelere olan güvenin sarsılmasına neden olmaktadır.

Konu; güven, doğal çevreye verilen zarar, sosyal sorumluluk paylaşımı veya işletme çalışanlarının sosyal ve psikolojik durumlarına verilen değerler gibi finansal olmayan bilgilerin de raporlanması gerekliliğine dayanmaktadır.

Bu gibi nedenlerle, işletmelerin, işletme kârını veya hissedarların refah düzeylerini maksimize edebilme amaçları, işletme amaçlarının gerçeklikleriyle bağdaşmadığı anlayışı hâkim olmaya başlamıştır. Bir işletmenin tek başına kârlılığı, başka işletmelere göre ne derecede başarılı olduğunu göstermez. Bunun yanında kârlılık kavramıyla, bir işletmenin kendi içinde ideal olarak ne derece başarılı olabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapmak zordur.

Açıklamaların yanında ortaklar için toplam kâr, pay başına kazanç kadar önem taşımamaktadır. Pay başına kârın maksimum olması ise işletmenin piyasada gerçekleştirebildiği değerliliği ile eş değerdedir. İşletme değerliliği; gelecekte, riskin bertaraf edilebilme kabiliyetiyle yapılan yatırımlar sonucunda, yaratabileceği nakit akımlarının, bugünden tespit edilip değerlendirilebilmesi ile gerçekleşebilmektedir. Anlık elde edilen kârlar, geleceği belirlemek için yeterli olamayabilir.

Pay başına kazancın maksimizasyonu önemli olmakla beraber, paydaş teorisi daha önemli hale gelmiştir. Paydaş teorisinden amaçlanan; işletmeye ortak olan ilgililerden daha çok, işletmeyle ilgili olan tüm bireylerin; yani müşterilerin, tedarikçilerin, işletmenin etkilediği ya da etkilendiği sosyal çevre ilgililerinin tamamı paydaş olarak kabul edilen daha geniş bir perspektifi içermektedir.

Böyle geniş paydaş anlamında, geleneksel finansal raporlama modellerinin, paydaşların, bir şirketin geçmişi ve geleceğini değerlendirme sürecinde yeterli bilgi ihtiyaçları karşılanmadığı anlayışı hâkim olmaya başlamıştır. Aslında araştırmalar sonucunda yanıltıldığını, finansal raporlama ihtiyaçlarının karşılanmadığını düşünen paydaşların bu ihtiyaçlarına duyarsız kalınmamış, dünya genelinde 15 milyondan fazla çalışana sahip ve yıllık toplam cirosu 7 trilyon Doları aşan küresel Amerikan şirketlerinin CEO’ları tarafından oluşturulan, 45 yıllık bir sivil toplum kuruluşu olan Business Roundtable, 2019 yılında gerçekleştirdiği toplantısında aldığı kararlarla işletmenin amacını yeniden tanımlamış ve hissedar odağını paydaş odağına kaydırmıştır.

181 CEO’nun imzasıyla açıklanan karar ile 1978 yılından beri işletmenin temel amacının hissedarlara hizmet etme görüşü yerine, tüm paydaşlara değer yaratmak görüşünü benimsemiştir. (Business Roundtable 2019)

Bu görüş ile paydaşların finansal ve finansal olmayan raporlamalar ile daha kapsamlı bir şekilde beklentilerini karşılamayı amaçlamaktadır.

Sonuç olarak arzulanan ve beklenen, başta yatırımcılar olmak üzere işletme paydaşlarının, işletmenin kısa, orta, uzun vadeli değer yaratma amacına uygun yol, strateji ve süreçlerine yönelik bilgi ihtiyaçları artmış olup, salt finansal raporlamayla işletme model ve durumlarını anlamak mümkün değildir.

Paydaş teorisine göre, işletmeler açısından doğruyu söylemek ve gerçek olan, zamanlı bilgiyi paydaşlarla paylaşmaktır.

Finansal raporlamada yetersiz kalan, bağımsız denetime tabi olduğu halde bağımsız denetimlerini yaptırmayan bazı işletmelerin, raporlama kültürü bile oluşturamadan, değere dayalı yönetim ve raporlama sistemlerini nasıl uygulayacaklarını düşünmeleri lazım. Aksi takdirde dünyadan ve yeni anlayışların uzağında kalarak yürümeleri zor görünüyor.

Yasaların zorlamasından çok, yöneticilerin bilgi birikimine dayalı isteklerle, değişimlere uygun tepkiler vermek zorunda olmaları, sadece bilgisayarları değil kendimizi de güncellememiz gerekliliği vardır. Benim yaşadığım uygulamalar, böyle gerekliliklerin yeteri kadar yerine getirilmediği yönünde gerçekleşmektedir.

Makale yazma ihtiyacım, böyle gelişmelerin yarattığı endişelerimden kaynaklanmaktadır.

Cengiz Hergünlü – SMMM-Bağımsız Denetçi
www.hergunlu.com

 

Yararlanılan kaynaklar:
Prof. Dr. Ali Ceylan, Prof.Dr.Turhan Korkmaz; İşletmelerde Finansal Yönetim s.14 prgf.3
Dr. Öğr. Üyesi Burak Özdoğan; Çözüm Dergisi, Finansal ve Finansal Olmayan Raporlamada İş Modeli Temelli Muhasebe Yaklaşımı