Güven duygusu 

“İnanması zor ama 40’lı, 50’li yıllarda kendilerine göre ahlaki değerleri olan hırsızlar yaşamış buralarda.”

Gece ferforje, ahşap veya hasır koltukları içeriye taşımak gerekmez … … bahçede unutulmuş bisikletlerin akıbeti merak dahi edilmezdi. Kümeslerden tavuk çalan tilkiler dışında, semt karakollarına pek iş düşmezdi buralarda.

Daha önceki yıllarda yaşamış olan bazı hırsızlar, zeytinyağına su katan bakkalı, işçisini sömüren işvereni, fiyatları abartan esnafı, atını döven arabacıyı, eşeğini hırpalayan sütçüyü soyarken kendilerince bir denge kurmuş olmanın da gururunu taşır; sosyal saygınlığı olan bir aile reisinin etrafında, yakınlarının da insanî bir çizgide olması koşuluyla yabancı bölgelerden gelebilecek tehlikelere karşı koruyucu bir kalkan oluştururlardı. Bir kahve sohbetinde, gazeteci Selim Ragıp Emeç’in çokça cam panodan oluşan köşkünün kolay bir lokma olduğunu savunanlar şöyle bir yanıt almışlardı: “Biz o evi soymayı aklımıza dahi getirmeyiz.” Bu konuşmaya kulak misafiri olan mahalle kabadayıları ve hırsız taifesi duyduklarına inanmakta epey güçlük çekmişlerdi.

Erenköy’de muhtarlık yapan ve ileri görüşlülüğü yanında babacan ve otoriter kişiliğiyle de saygın bir yer edinmiş olan Mustafa Güler’in Ethemefendi caddesindeki evinin kapısı hiç kilitlenmez; her gelen kapıyla kasa arasına sıkıştırılmış bir lastik ayakkabıyı şöyle bir iter, içeriye girdikten sonra arkası sıra gelecek olanlar için yine eski yerine koyarmış… 

Dilek Kent

 

Dilek Kent; Erenköy’de Duvarlar, Cinius Yayınları, s. 137-138