Hanginiz Muhammed?

“Peygamber’imiz ile birlikte oturduğumuz sırada biri geldi ve ‘Hanginiz Muhammed’dir?’ diye sordu. Allah’ın Resulü ashabı arasında oturuyordu. ‘İşte dayanmış olan şu beyaz kimsedir’ dedik…”

“Peygamber’imiz bir gün sahabelere yemek vermekte ve onlara hizmet etmekteydi. Uzaklardan geldiği anlaşılan bir atlı, Peygamber’imizin meclisine yaklaşıp: ‘Bu kavmin efendisi kimdir?’ diye sordu. ‘Bu kavmin efendisini arıyorum’ dedi. Allah’ın Resulü ‘Benim,’ demedi. O sırada sahabelerine su dağıtmakta olduğundan, atlıya şöyle cevap verdi: ‘Bir kavmin efendisi ona hizmet edendir.”

“Beni Amir heyetiyle Allah’ın Resulü’nün yanına gitmiştik. ‘Sen bizim efendimizsin’ diye hitap ettik. ‘Efendi, Allah’tır!’ buyurdular. Biz: ‘Fazilette en ileride olanımız, mertlikte en başta gelenimizsin!’ dedik. Bize: ‘Söylediğinizin hepsi bu veya buna yakın bir söz olsun. Şeytan sizi uçurmasın,’ buyurdular.”

İslam Peygamberi’ nin hayatından üç rivayeti sizlerle paylaşmak istedim.

Bugün Türk toplumu Allah, Kur’an, Peygamber din, iman, türban sözlerini dillerinden düşürmeyen sözde dindar kesimlerce yönetiliyor. İslam Peygamberi’nin yaşam tarzından bir tek kırıntı bile sergilemekten aciz kişilerin, hallaç pamuğu gibi attıkları ülkede, “Hanginiz Muhammed?” sorusunu sorabileceğimiz bir tek kişinin olmadığını görüyoruz.

Bir avuç toprak parçasını bile inşaat alanlarına kurban etmeyi, İrem şehrinin sütunlarına rahmet okutacak gökdelenler inşa edip, en yüksek tepelere kondurdukları dev camileri millete hizmet zanneden kör zihniyet, sahabesine su dağıtan Hz. Muhammed’in- selam olsun- sergilediği mütevazı yaşamın kıyısına bile ulaşamıyor.

Etrafı “Şeytan’ın uçurduğu” şakşakçılarla çevrilmiş liderlerin, Firavun’dan ne farkı var?

Mal ve evlat çokluğunda yarışan, kendi toplumu ile bütünleşememiş, kendi din kardeşine kin ve nefret ile saldıran, iftiralar atan, düzmece delillerle hayatları hapishanelerde sönen gencecik fidanları kolluk kuvvetlerine yem yapan sözde Müslümanların iş başında olduğu ülkelerin sonu Âd, Semud, Lût gibi kavimlerin başına gelenlerden farklı olur mu?

İçinizde hiç İtalya’nın Pompei harabelerini göreniniz var mı?

Ya, Kur’an’da sözü edilen İrem şehrinden haberdar mıyız?

Her ikisi de ahlaken çökmüş, azmış toplumlara birer örnektir…

Günümüzün efendileri, halka mı hizmet ediyor yoksa küplerini mi dolduruyor?

“Ey insanlar! Allah’ın sözü gerçekleşecektir; Bundan hiç şüpheniz olmasın. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı da sizi Allah ile kandırmasın.” (Kur’an, Fâtır Suresi 5)

Kimler kalpleri ile idrak etmiyor, gözleri ile görmüyor, kulakları ile duymuyor?

Helak edilen toplumların içine düştükleri en büyük bataklık, azgınlık ve şımarıklıkta önde gitmeleri, mal ve evlat çokluğunda yarışmalarıdır.

İslami burjuva takımının her geçen gün biraz daha çoğaldığı, zenginliğin sınır tanımadığı, kul hakkının yenildiği bir ülkede, hâlâ çocuklar yatağa aç giriyorsa, analar çöplerden yiyecek bulmaya çalışıyorsa, işsizler intihar ediyorsa, orada zulüm var demektir. Zulüm olan toplumlar ise helak edilmeye mahkûmdur.

O muazzez İslam Peygamberi’nin yaşam tarzının örnek alındığı bir toplum olmadığımız sürece, Türkiye’miz ne yazık ki her geçen gün biraz daha Gayya kuyusuna doğru sürüklenecektir. Gerçek İslam’ı yaşamanın tek yolu Kur’an’ın ahlakı ile ahlaklanmaktır.

Bu Kur’an ahlakını Devlet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk de şöyle vermiştir: “Ahlakın millî toplumsal olduğunu söylemek ve ortak vicdanın bir ifadesidir demek aynı zamanda ahlakın kutsal sıfatını da tanımaktır. Ahlak kutsaldır; çünkü aynı değerde eşi yoktur ve başka hiçbir çeşit değerle ölçülemez.” **

“Hanginiz Muhammed?” sorusunu sordurabilecek insanların bulunduğu bir ülkede yüksek ahlak ve karakter vardır.

Bir ülkede ahlak yoksa başta adalet olmak üzere, insanı insan yapan tüm değerler ortadan kalkmış demektir.

Düşünmeyen, sorgulamayan, aklını başkalarına ipotek eden toplumlar, günümüz tarzı iktidarları ve dünyanın en zengin liderlerini yaratırlar.

Birey olarak kendimizi düzeltmezsek içinde yaşadığımız toplum da düzelmez.

Sorgulamaya öncelikle kendimizden başlamalıyız.

Çalışan, bunun için çalışsın.

Tülay Hergünlü – SMMM

 

 

 

*Afet İnan M.B. ve M.K.Atatürk’ün El Yazıları s. 361-362 – 1930