İşsizlik bütün kötülüklerin anasıdır

“…Yine işsiz bir sabaha uyanmıştı… Şu saati de ne diye kuruyorsam diye söylendi. Sanki işe gidecekmiş gibi her sabah aynı saate kurmaya devam etmenin ne anlamı var?

… Yapacak pek fazla bir işi yoktu. Erken kalkınca gün daha uzun geliyordu… Meğer Allah’ın günleri ne kadar da uzunmuş diye düşündü. Çalışırken böyle miydi? Saatin sesiyle yataktan fırlayıp, bir koşu lavaboya gitmek, duş almak, alelacele hazırlanıp, kahvaltı masasında yarı oturup yarı ayakta durarak atıştırmak, hiçbir zaman bardağındaki çayı dibine kadar bitirememek ve ev halkına şöyle bir “Allahaısmarladık!” diyerek aceleyle evden çıkmak… Kıl payı otobüse yetişmek; tıka basa dolu otobüste ayakta rahatça durabileceği bir yere konumlanıp, her zaman yanında bulundurduğu kitabını okumak…     

Bu koşuşturma için yakındığı, hatta bıktığı anları düşündü. Meğer bu koşuşturmalar hayatın ta kendisiymiş dedi, üzüntüyle… Böyle giderse paslanacağım dedi. İşsiz insanın bütün vücut sistemi yavaşlıyor. Bakışlarına bir düşünce yerleşiyor, bazen de donuk bakışlarla çevresini süzüyor… Bir süre sonra da gülmeyi unutuyor. Hatta gülmek ağır geliyor.  En kötüsü ise gülen insanlara tahammülsüzlük başlıyor… Hüzün can dostunuz oluyor. Ağlamaya bahane arar hale geliyorsunuz.”*

Dışarıya çıkın ve şöyle bir çevrenize göz gezdirin; endişeli, gülmeyi unutmuş, donuk bakışlı yüzleri siz de fark edeceksiniz.  Ülkemizde yıllardır süregelen işsizlik sorunu, Kovit-19’un da etkisiyle iyice kronikleşti. Türkiye, 1950’li yıllardan itibaren ekonomik açıdan dışa bağımlı bir ülke haline getirildi. 1980’li yıllardan itibaren de üretmeden tüketen, borçla yaşamını devam ettirmeye çalışan bir toplum yaratıldı. Hayatlarını, yaşlılıklarında ellerine geçecek emekli maaşına endeksleyen ve hayallerini bu küçücük emekli maaşına sıkıştıran insanların ülkesi olduk. Türk insanı üretmeyen ve susan bir toplum haline getirildi… 

Nereye kadar?

İşsizlik bütün kötülüklerin anasıdır. Toplumdaki suç oranlarının artmasının, sevgisizliğin, şiddetin, terörün arkasında da ekonomik nedenler vardır. Tarihte toplumları savaşa sürükleyen nedenlerin arka planında da ekonomik buhranlar vardır.

Mustafa Kemal Atatürk, Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlık ile mümkündür.” derken ülkenin bağımsızlığının sürdürülebilmesi için ekonomik bağımsızlığın önemine dikkat çekmiştir. Ne yazık ki Türkiye, ekonomik bağımsızlığını kaybetmiştir. Bu da ülkenin önünde dibi belli olmayan bir uçurumun varlığına işaret etmektedir. Bizi yönetenler acil olarak ileriye dönük ekonomik kalkınma plan ve programlarını hayata geçirmek, toplumu yeniden üretir hale getirmek zorundadırlar. Daha fazla gecikmeden, hemen…

Tülay Hergünlü – SMMM

 

 

*Tülay Hergünlü, “İşsiz”, Doğu Kitabevi, Sayfa:9