“İstanbullu misafirler”

“Efendiler, bu fırsatla saygıdeğer ulusuma şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki asıl özü çok iyi analiz etmek dikkatinden bir an geri kalmasın.”

Atatürk’ün bu uyarısının nedeni o gün ne idiyse bugün de odur; değişen sadece isimlerdir.

***
Mustafa Kemal, “İçeriden ve dışarıdan gelen silahlı saldırıların, özellikle Ankara’daki ulusal hükümeti sarsamayacağı anlaşılıyordu.” diyerek İstanbul Hükümeti’nin “içeriden yıkma politikası” na; “Ali Rıza Paşa hükümetinin gelmesiyle olduğu gibi, görünüşte bizim için yumuşak sanılan bir politikayla, bizi içten yıkma girişimi yenilenecekti.”  sözleri ile dikkat çeker.

İstanbul’da Tevfik Paşa iktidara getirilir; Ahmet İzzet Paşa İçişleri, Salih Paşa da Donanma Bakanı olarak göreve gelirler. Yeni hükümet, Anadolu ile temasa geçmek ister, görevi üstlenen Ahmet İzzet Paşa’dır. Bir subay, bazı notlarla Ankara’ya gönderilir. Bu notlarda; Osmanlı’nın egemenliği altında, İzmir’de Yunanlılar tarafından özel bir yönetimin kabul edilmesi gibi koşullar da vardır. Bir barış ümidi olduğundan İstanbul Hükümeti ile uzlaşmak önemli olacaktır. Bu ifadeler, İstanbul’un hâlâ, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve hükümetinin nitelik ve yetkilerinden haberdar olmadıkları” nı göstermektedir.

Mustafa Kemal, gerekli bilgileri ayrıntılı olarak yazdırır, Ankara’ya gelen özel görevliye verir ve kendisini 8 Kasım’da İnebolu’ya gönderir. (1920) Ancak 12 Kasım’da Yüzbaşı Kemal imzalı kısa bir telgraf alır. Yüzbaşı, 9 Kasım tarihli ve İzzet Paşa imzalı şifreli bir telgrafı çekmek için İstanbul’dan hareket ettirilmiştir. Telgrafta, “İstanbul-Zonguldak arasında Fransız telsiziyle haberleşmek için Fransız temsilcinin onayı olduğu” yazmakta, “Hükümetle bir uzlaşma esası kabul olundu mu,” sorusu sorulmaktadır. Bir emir de İstanbul Posta ve Telgraf Genel Müdürü’nden, Kastamonu Posta ve Telgraf Başmüdürlüğüne gönderilmiştir. Emirde özetle; Anadolu ve başkent arasında telgraf haberleşmeleri bir an önce kurulmalı, İçişleri Bakanlığı yüksek makamının belgesini taşıyan memurlar herhangi bir yerde onarım yapabilmeli, kendilerine gereken yardım yapılmalıdır, ifadeleri vardır.

Bu telgraf üzerine Ankara, gerekli kişilere; “İstanbul ile görüşülmekten kaçınılması ve telgraf hatlarını onarma bahanesiyle gelen olursa tutuklanması gerektiği” emrini verir.

İstanbul hükümeti bir yandan da Ankara ile temas olanağı aramayı sürdürmektedir.

Mustafa Kemal, aracılar vasıtasıyla İzzet Paşa’ya, Salih Paşa’nın da içinde olacağı bir heyetle Bilecik’te buluşmanın mümkün olacağını bildirir ve hangi tarihte ve hangi yolla hareket edileceğini sorar.

23 Kasım’da Ankara’ya, özel görevli tarafından çekilen bir telgrafta ise İzzet Paşa’nın, “Eğer Anadolu, gönderilecek heyeti kabul etmezse, doğrudan doğruya benimle görüşerek amacımızı kendimiz belirlemeliyiz,” sözleri yer almış ve bu durumun da onay almaması halinde hükümette kalmayarak istifa edeceği ve Anadolu’ya geçeceği belirtilmiştir.

Aynı İzzet Paşa basına verdiği bir demeçte de şöyle diyecektir: “Hükümetin Anadolu’ya özel bir görevli göndermekteki amacı Ankara’dakilerle bir temas kurulup kurulamayacağını anlamak içindi…Pek doğaldır ki gereğinin yapılmasına çalışacağız.”

Mustafa Kemal’in yorumu ise şöyle olacaktır: “Efendiler, Tevfik Paşa, Ahmet izzet Paşa ve Salih Paşa, zamanın büyük adamları gibi tanınmışlardı. Ulus bunları akıllı, hazırlıklı, ileri görüşlü biliyordu… Biz ise gerçek durumun herkesin sandığı ve düşündüğü gibi olmadığına tamamen inanıyorduk…”

Ancak, kamuoyunu inandıracak koşulları hazırlamadan, İstanbul’un uzlaşma ve görüşme önerisini reddetmek uygun değildir. Böylece İzzet Paşa ve heyetiyle Bilecik’te bir görüşme kararlaştırılır. Bu kişilerin ulusal amaç için zararlı oldukları ortadadır ve Mustafa Kemal, “dolayısıyla görüşmeden sonra kendilerinin İstanbul’a dönmelerine izin vermeme gereği bence doğaldı,” diyecektir.

Bilecik’teki buluşma 5 Aralık 1920 günü, istasyon binasının bir odasında gerçekleşir. İsmet Paşa da Mustafa Kemal’in yanındadır. Mustafa Kemal kendini, “Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümeti başkanı” olarak tanıtır ve sorar; “Kimlerle tanışmak şerefine erişiyorum?” Salih Paşa, kendilerini İstanbul Hükümeti’nin bakanları olarak tanıtmaya kalkınca Mustafa Kemal, “İstanbul’da bir hükümetin bakanları olarak görüşmek istiyorlarsa kendileriyle görüşemeyeceğini” söyler. Bunun üzerine kimlik ve yetki söz konusu edilmez. Mustafa Kemal, üstün liderlik vasfını, dirayetini yani kavrayış ve zekâsını bir kez daha göstermiş ve mücadelesinin her adımında olduğu gibi denge yolunun zedelenmesine izin vermemiştir.

Nutuk’taki mücadele; bu mücadelede izlenen yol ve yöntemler, hükümet etmek, devlet yönetmek isteyen her siyasetçi için rehber niteliğindedir. Ancak 1938’den sonraki siyasetçilerin bu rehberden yararlanmak gibi bir kaygıları olmuş mudur? Bu rehberdeki zihniyet ülkenin kılcal damarlarına girebilmiş midir? Ülkeyi şu anda yöneten zihniyet, laik Cumhuriyet ve hukuk devleti olma düşüncesinden çok uzaktır ve Türkiye, âdeta bir zaman tüneli içinde ve tersine bir rota ile 1839 Tanzimat Fermanı öncesine doğru yol almaktadır.

***
Bilecik’te, birkaç saat süren görüşmeye, Ankara’dan bazı milletvekilleri de katılır ancak İstanbul’dan gelenlerin herhangi bir bilgi ve kanaatleri olmadığı anlaşılır. Mustafa Kemal kendilerine, İstanbul’a dönüş izni vermeyeceğini ve birlikte Ankara’ya gideceklerini açıklar.

Ancak Ankara’ya varıldığında bu durumu ilan etmez. Heyettekilerin, ulusal hükümet işlerinde yararlı olabilmeleri düşüncesiyle saygınlıklarının korunmasını istemiştir. Basına verdiği resmi bir açıklamayla da İstanbul’dan gelen Heyet’in, “ülkenin iyiliği ve güvenliği için daha verimli ve etkili bir şekilde çalışmak üzere aralarına katıldıklarını” duyurur.

Tevfik Paşa hükümeti adına İnebolu’ya özel bir memur gönderilir. Memurun sunduğu şifreli bilgiye göre özetle; İzzet Paşa heyeti Anadolu’ya katılmıştır. Hükümet, İzzet Paşa’dan bilgi istemektedir. Bazı paşalar; ülkenin çıkarları, Heyet’in Anadolu’da kalmasını zorunlu kılıyorsa, kalmalılar, demiştir. Bu durumda hükümet düşecektir. Hareket tarzını belirlemek için bilgi istenmektedir. (10/11 Ocak 1921)

Mustafa Kemal de verdiği yanıtta, İzzet ve Salih Paşaların, “ortak amacın kesin gereği olarak” Ankara’da kaldıklarını belirtecek ve kendilerinin de Hükümet düşmeden önce güvenli ve süratli bir araçla hemen Anadolu’ya gelmelerini isteyecek, “yapacakları hizmet ve gösterecekleri özverinin ulusça büyük şükranla karşılanacağı” nı ifade edecektir.

***
“İstanbullu misafirler” ise durumlarından memnun değildirler. Oysaki orada bulundukları süre içinde, “Asi Ethem ve kardeşlerinin kuvvetleri ortadan kaldırılmış, Yunanlılar, üç günde İnönü’de yenilmiş, Büyük Millet Meclisi için rahat ve memnun edici bir dönem açılmıştır.”

Ailelerinin yanına dönmek için izin isteyen İzzet ve Salih Paşalar, İstanbul’a döndüklerinde herhangi bir siyasi görev almayacaklarına dair söz verirler. İsmet Paşa bu ricayı Bakanlar Kurulu’na bildirir. Bakanlar Kurulu, “olumsuz akımlara da sebep oldukları anlaşıldığından” Paşaların İstanbul’a dönmelerini sakıncalı bulmaz. Mustafa Kemal ise bu iki Paşa’nın, sözlerinde samimi olmadıklarını, İstanbul hükümetinde tekrar görev alarak rahatsızlık yaratacaklarını belirtir; verdikleri sözün altına imza atmalarını ister. Bunun üzerine her iki Paşa da, İstanbul hükümetinden istifa edeceklerini bir taahhütname olarak yazıp imzalarlar. Mustafa Kemal, Paşaların söyledikleri sözler kadar kapsamlı olmayan bu kısa taahhütnameyi de yeterli bulmaz ve bunun bir aldatmaca olduğuna dikkat çeker. Ancak bu kısa taahhütnamenin kabul görmesi istenecek, İzzet ve Salih Paşalar, “böyle aldatmaca bir belgeyle İstanbul’a gitmenin yolunu bulmuş,” olacaklardır.

Neticede, Mustafa Kemal bir kez daha haklı çıkacak, Paşalar, İstanbul’a vardıklarında istifa edecekler ancak kısa bir süre sonra aynı hükümette diğer bakanlıklarda görev alacaklar ve bu durumu da Ankara’ya bildireceklerdir. İzzet Paşa ise hiç sıkılmadan, Salih Paşa ile imzaladıkları taahhütnameye uyduklarını ve görevlerinden istifa ettiklerini yazacaktır.

Nutuk’taki ilgili bölümü Mustafa Kemal’in, sözleriyle sonlandıralım.

“Efendiler, Ahmet İzzet Paşa, ekmeği ve nimeti ile yetiştiği Türk ulusunun içinde kalarak, ona en acı ve kara günlerinde hizmet etmeyi Vahdettin’in hizmetinde olmaya tercih edememişti. Dürrîzade Esseyit Abdullah’ın fetvasına bağlı kalıp Sultan’ın emri dışına çıkmakla suçlanmaktan ve şeriatın hışmına uğramaktan çekindi… İstanbul’da tekrar işbaşına geçip ulusal varlığın ve mücadelenin değerini ve etkisini yok etmeye, düşmanların elinde oyuncak bulunan Vahdettin’in egemenliğini sağlamaya bütün varlıklarıyla çalışmalarına verilecek gerçek anlamın ne olduğunu ben söylemeyeceğim. Onu Türk ulusuna ve Türk ulusunun bugünkü ve yarınki kuşaklarına bırakırım.”

Canan Murtezaoğlu

 

Kaynak; NUTUK; s. 343-347; 356-357; 374-375; 407-411