İstanbul’un işgaline günler kala…

İstanbul’un fiilen işgaline yirmi gün kala Mustafa Kemal, yaşanan gelişmeler nedeniyle şöyle diyecektir.

“Biz elbette işi böyle bir kaderciliğe bırakamazdık. Tam tersine, olayların akışının ne olabileceğini önceden sezinleyerek, karşı önlemlerini düşünmek ve anında kararlı olarak uygulamak yanlısıydık.”

Önceden sezinlemek ve karşı önlemleri almak… Atatürk’ten sonraki çoğu basiretsiz siyasetçinin, yöneticinin bir türlü kavrayamadığı düşünce yapısı…

O günlerde İstanbul’da kırk bin Fransız, otuz beş bin İngiliz, iki bin Yunan ve dört bin İtalyan kara kuvveti yığınak yapmış, İngiliz’in Akdeniz donanması da Fındıklı Sarayı’na karşı demir atmış bulunmaktadır.

İtilaf devletlerine boyun eğmeyi kendine vazife edinen hükümet, Osmanlı ordusuna ait Akbaş cephaneliğindeki cephanenin bir kısmını da İngilizlere vermiştir. Hükümet; Rumeli sahiline sallarla geçip Fransızların el koyduğu Akbaş cephaneliğindeki silahların tamamını, cephanenin de bir bölümünü ele geçiren, Fransız nöbetçileri tutuklayıp haberleşme hatlarını da kesen kahraman Köprülülü Hamdi Bey ve birlikte mücadele ettiği Kuva-yı Milliye’yi hiçe sayarak bir kez daha “günün efendileri” ne bağlılığını göstermiştir. Mustafa Kemal bu konuyu da içeren telgrafında Rauf Bey’e; “Akbaş cephanesinin bir kısmının İngilizlere geri verilmesi için kesinlikle hiçbir yardım yapılmamasını isterdik. Boş bir fişek kovanının bile İngilizlere geri verilmemesi daha uygun olur düşüncesindeyiz.” demiş ve bu durumu, “yapmacık davranış”, “ikiyüzlü hareket” olarak nitelemiştir.
***
Tarih 22 Ocak 1920… Mustafa Kemal, 10. Kafkas Tümeni Komutanlığına Temsil Heyeti adına çektiği telgrafta; “İstanbul’daki telgraf haberleşmelerini güven altına almanız gerekmektedir…” der ve milletvekillerine de Tümen Komutanı aracılığıyla bildirimde bulunur: “İngilizler, Savunma Bakanı Cemal Paşa ile Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa’nın görevden çekilmesini istemişlerdir… Bu girişim, devletin bağımsızlığını ortadan kaldırmaya yönelmiş kesin bir harekettir… Bu mücadelenin ilk aşamasında görev ulusun vekillerinindir… Devletin siyasi bağımsızlığına karşı kesin bir müdahalede bulunulduğunu, Barış Konferansı’na, Avrupa uluslarına, İslam dünyasına ve tüm ülkeye duyurmak gerekir. İngilizler saldırılarını durdurmazlarsa, Meclis’in görevi, Anadolu’ya geçmek ve ulusun görevini üstlenmektir. Bu hareket, bütün ulusun gücünü kendi varlığında toplamış olan Kuva-yı Milliye tarafından her şekilde desteklenecektir. Şimdiden gerekli önlemler alınmıştır.”

Mustafa Kemal, Rauf Bey’e de şu direktifi verecektir: “… Hükümetin, kendinden önceki hükümetler gibi, ulusal bağımsızlıktan sessiz bir şekilde özveride bulunması kendi yetkisi bakımından yetersizliğini, anlayış ve kavrayış olarak da asla güvenilir olmadığını bir daha açıkça göstermiştir. Bu kadar çetin sorunları, karakter ve düşünce yapısı bakımından bu derece zayıf kişilerle çözmeye çalışmak artık mümkün değildir. Dolayısıyla hükümetin son durum nedeniyle düşürülmesi gerekmektedir.”

Mustafa Kemal, bakan veya milletvekillerinin tutuklanma olasılığına karşı da Anadolu’da bulunan yabancı subayların tutuklanması için emir verir.

Diğer yandan Padişah’ın isteğiyle oluşturulan, “İslam Teâli Cemiyeti altındaki kuruluşlar, ulusal örgüte doğru saldırılara başlamışlardır.”

Toplumu saptırmak, kandırmak ve onu gerçekleri göremez hale getirmek için o gün kullanılan araç nasıl “din” idiyse, bugün de “din” dir; elma şekeri olarak sunulan din!

4 Mart’ta Ali Rıza Paşa kabinesi istifa eder. Mustafa Kemal, Vahdettin’e gönderdiği telgrafta, “…memleketimizin, milli vicdana güven veremeyecek bir kabine başkanına hiçbir dakika tahammül edemeyeceğini arz etmeyi vatan vazifesi sayarız.”  diyecektir.*

Bu arada Mustafa Kemal’in “vatansızlar” olarak nitelediği ve İngiliz işbirlikçisi Ahmet Anzavur’un ihaneti devam etmektedir. Mustafa Kemal, Kastamonu Valiliğine çektiği telgrafla bu durumun basın yoluyla halka anlatılması gerektiğini hatırlatır. Mustafa Kemal, 7 Mart’ta da İstanbul İtilaf Devletleri temsilcileri ve Amerika Yüksek Komiseri Amiral Bristol’a, “Kilikya ve dolaylarında Ermenilerin katledildiklerine dair çıkarılan söylentileri yalanlayan”*  bir telgraf daha gönderir.

10 Mart’ta toplanan İtilaf temsilcileri, Londra’dan gelen bilgi üzerine, Kuva-yı Milliye önderlerinin tutuklanmasına karar verirler. Rauf Bey bu bilgiyi Mustafa Kemal’e ulaştırır. Mustafa Kemal’in cevabı şöyle olacaktır: “… sizlerin hemen buraya gelmeleri çok gereklidir… İtilaf devletlerinin zorlayıcı yöntemler uygulayacaklarına kuşku yoktur.”  Ancak bu zamanında yapılan uyarı dikkate alınmayacak, Rauf Bey, Vasıf Bey gibi kişiler, “büyük bir boyun eğişle” Malta’ya gönderileceklerdir. Oysaki Anadolu’ya geçmeleri için bütün hazırlıklar tamamdır.

Mustafa Kemal, Nutuk’ta bu durumu şöyle değerlendirecektir: “Ankara’ya gelmeyi istemeyip İngilizlere teslim olmayı ve Malta’ya gitmeyi tercih etmelerindeki sebep ve bahane gerçekten incelenmeye değer görülür.”

İşgal, yaklaşmaktadır…

Canan Murtezaoğlu

 

Kaynaklar:
Nutuk, Türkiye İş Bankası yayınlar, s. 251-279
* Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü