Korkma, sönmez!

1920 yılında Atatürk’ün başkanlık ettiği bir toplantıda Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa’dan bir teklif gelir. Paşa, askerin moralini yükseltecek bir “vatan” yahut “istiklâl”  marşı düzenlenmesi gerektiğini söyler. Ülke insanını coşturacak, moralleri yükseltecek, cesaret verecek, bir marşa sahip olmanın zamanı gelmiştir.  Zaten yabancı ülkelerin de katıldığı törenlerde bir Millî Marş ihtiyacı kendini göstermektedir. Görev, Maarif Vekâleti’ne verilir ve Kasım ayında Milliyet Gazetesi’nde şairlere bir duyuruda bulunulur.

Başvuranlar arasından yedi adet şiir seçilir. Bu arada Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Meclis’te yaptığı konuşmada, Mehmet Âkif (Ersoy)’e giderek bir şiir yazması konusunda ricada bulunduğunu ancak Mehmet Âkif’in, işin içinde ödül olduğu için kabul etmediğini söyler. Bunun üzerine ödül verilmeyeceği konusunda şairi ikna ettiğini ve elinde mükemmel bir şiiri olduğunu ve okumak istediğini ifade eder. “Korkma!” diye başlayan şiir, büyük bir alkış fırtınası, coşku ve gözyaşları arasında ulusal marş olarak kabul edilir; Tarih 12 Mart 1921’dir.

1930 yılından itibaren de iki kıtası, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ ün bestesi ile marş olarak çalınmaya başlayacaktır. *   

                 

İstiklâl Marşı
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettigi günler Hakk’ın…
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı. 
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Cânı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar -ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!

 

Bize, bu toprakları vatan yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, bu millete sonsuza kadar, “Korkma, Sönmez!” diyerek haykıracağı bir millî marş emanet eden Mehmet Âkif Ersoy’a ve marş olarak besteleyen Osman Zeki Üngör’e rahmet diliyoruz.

Allah bu milleti, bir kez daha İstiklâl Marşı yazmak zorunda bırakmasın.

Tülay Hergünlü – SMMM

*Tülay Hergünlü, “İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne” Doğu Kitabevi, 2017, Sayfa, 38