“OKU!” nun dikkat çektikleri

Yaratan’ın, tebliğ için seçtiği Elçi’sine ilk emri “OKU!” dur. Diğer bir ifadeyle “OKU!” emri Kur’an’ın ilk cümlesi içinde yer alır. Kur’an, “bin aydan daha hayırlıdır” ifadesiyle tanımlanan “Kadir Gecesi” sinde Hz. Muhammed’e vahiy yoluyla inmeye başlamıştır. Aylardan, Ramazan’dır. Vahiy kısaca; bir buyruk veya düşüncenin Tanrı tarafından peygambere bildirilmesidir; hızlı bir şekilde ve gizlice söylemektir. Akıl yoluyla net kavrayamasak da, inanç bu yöndedir. Yusuf Suresi 76. ayette geçen, “Her bilenden üstün bir bilen bulunur.” cümlesi belki de akıl-inanç çizgisinde bir yol gösterici olacaktır.

Bu, kısa ve birçok kişi tarafından bilinmesi muhtemel girişten sonra, tanıtımını, “kırk konu başlığıyla ülke insanının, toplumun, yönetenin ya da yönetilenin din adına, insanlık adına aşamadıklarının vatandaş okumalarıdır” şeklinde yaptığım bir el kitabı, bir başucu kitabı olan “OKU!” adlı deneme türündeki çalışmamın 25. sayfasını sizlerle paylaşacağım.

İlgili sayfa, Yâ-Sîn Suresi 21. ayetle başlamaktadır. Kur’an’ın indiriliş amacına, Hz. Peygamber’in tebliğ görevine, aydınlanma uğruna canlarıyla bedel ödeyenlere değinmeden önce ayeti verelim:

“Sizden bir ücret istemeyenlere uyun. Onlar doğru yoldadırlar.”

Kur’an’a göre peygamber hem Allah’ın elçisidir hem de karşılık beklemeden toplumuna aydınlık sunandır. Ancak bu aydınlığı sunan peygamber de olsa, düzen değişikliği hemen kabul görmez, gerçekçi bulunmaz ve hatta reddedilir. Bu durum, maddeye öncelik veren toplumun yapısına da ışık tutacak şekilde şöyle ifade edilir Kalem Suresi 46. ayette: “Yoksa sen onlardan ücret istiyorsun da ağır bir borç altında mı kalıyorlar?”

Burada örtülü olarak değinilmek istenen, başkalarının değer yargılarına göre yol yürüyenlerin ödün vereceği ve gerçek aydınlığı getiremeyecekleridir.

Hz. Muhammed’den şöyle söylemesi de istenir Sad Suresi, 86 ve 87. ayetlerde: “De ki: ‘Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ve kendiliğimden yükümlülük taslayanlardan değilim. Bu, ancak dünyalara bir hatırlatmadır.”

Zorluklar arttıkça da Hz. Peygamber, yine ayetlerle teselli edilecek ve sadece uyarı yapmakla yükümlü olduğu hatırlatılacaktır. Bunlardan biri A’raf yani Yükseklikler Suresi 2.ayettir. Şöyle der:

“Bu, kendisiyle uyarman ve inananlara hatırlatma olması için sana indirilmiş bir kitaptır. Bunun için gönlüne bir sıkıntı gelmesin.”

Diğeri ise Al-i İmran yani İmran Ailesi anlamındaki surenin 138. ayetidir ve Kur’an, “… saygılı olanlara bir doğruluk göstergesi ve bir öğüttür.” olarak tanımlanır.

Çoğunluk geleneğin kabulüne teslim olsa da aydınlık uğruna ve gerektiğinde canıyla bedel ödeyerek sorumluluk alan kahramanlar da vardır. Devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk de karşılık beklemeden aydınlatan büyük bir kahramandır; toplumu kul gören tebaa zihniyetini kaldırmak için mücadele etmiş ve bir ulus bilinci yaratmıştır. Bu uğurda şehit düşen kahramanlar da “ücret istemeyenler” dir.

Selam olsun, kadın ve erkek tüm şehitlerimize, o kutlu ruhlara…

***

Bugün Ramazan’ın ilk günü. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, referansı İslam olan bir parti tarafından yönetiliyor. Ne yönetenlerin söylemleri ne de bir devlet kuruluşu olan Diyanet’in sergilediği din anlayışı Kur’an’dan onay alabiliyor. Kur’an, Bakara yani Düve Suresi 256. ayette; “Dinde zorlama yoktur.” ifadesiyle inanıp inanmama konusunda kişiyi özgür bırakmış. Ancak geleneğin dini ya da birilerinin zihniyetine göre düzenlenmiş din, toplumu yönlendirmek için kullanılıyor ve her vesile ile siyasetin oyuncağı haline getiriliyor. Diğer yandan din adına, örtülü bir zorlamanın olduğu toplumumuzda riya, her geçen gün kendine biraz daha yer buluyor.

Konu inanç meselesi değil, konu artık bir memleket meselesi!

Eğer Kur’an’ı, İslam’ın ana kaynağı olarak kabul ediyorsak, eğer “ücret istemeyenlerden” olmak istiyorsak; Ramazan günlerinin sükuneti içinde din adına yapılanları, söylenenleri irdelemek ve bilmeyenlere aktarmak bir gönül borcumuz ve bir gönül görevimiz olmalıdır.

Hayırlı Ramazanlar…

Canan Murtezaoğlu