Sabanla fetih yapanlar kazandığında

19. yüzyılın ikinci yarısında, Avustralya ve Amerika’da, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle başlayan işçi hareketleri zamanla gelişir ve neticede 8 saatlik iş günü birçok ülkede resmen kabul edilir. Böylece “işçilerin ortak bayramı” 1 Mayıs, “birlik, mücadele ve dayanışma günü” olarak kutlanmaya başlanır. (1889) Osmanlı sınırları içinde, 20. yüz yılın hemen başında İzmir, Üsküp ve Selanik’te görülen 1 Mayıs etkinlikleri, 1912’ye gelindiğinde Osmanlı Sosyalist Fırkası tarafından da gerçekleştirilir.

İstanbul’un işgal altında olduğu günlerde de 1 Mayıs kutlanır. Tersane işçileri, Osmanlı Sosyalist Fırkası ve Türkiye Sosyalist Fırkası’nın kurucusu ve genel başkanı İştirakçi Hilmi (Hüseyin Hilmi) önderliğinde kızıl bayraklarla Kasımpaşa’dan Şişli Hürriyet-i Ebediye Tepesi’ne kadar yürürler. (1921) Bir sonraki yıl da Ankara’da İmalat-ı Harbiye işçileri 1 Mayıs kutlamaları yapacak, etkinlikler Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası tarafından düzenlenecektir.

Emekçinin bayramı 1 Mayıs, 1923’te de kutlanır. Öncesinde ne gibi gelişmeler olduğunu hatırlayalım.

Lozan Konferansı 4 Şubat-23 Nisan 1923 tarihleri arasında durdurulur. O arada, 17 Şubat 1923’te İzmir İktisat Kongresi toplanır. Alınan; “Milli İktisat” kararlarına göre “Kapitülasyon adıyla yabancı sermaye sahiplerinin ve azınlıkların yürüttüğü ekonomi yerine, daha çok yerli sermaye sahipleri eliyle liberal bir ekonomi modeli benimsenmiştir.”*

Kongre’ye katılan Mustafa Kemal çok uzun bir açılış konuşması yapar. Bir ifadesi şöyledir: “Arkadaşlar, kılıç ile fetih yapanlar, sabanla fetih yapanlara yenilmeye ve sonuçta yerlerini bırakmaya mecburdurlar. Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur.”

Mustafa Kemal’in vurguladığı temel konu; şahsi hırslar, saltanat ve fetih için ülkenin asli unsurunun yani Türklerin helak edildiği, işgal edilen ülkelerdeki gayrimüslimlere ise her türlü ayrıcalığın (kapitülasyonlar) tanınmış olduğudur. Ekonomiye önem verilmelidir, ekonomik kalkınma için tam bağımsızlık da şarttır. Ekonomik bağımsızlığın sınırlanması anlamına gelen kapitülasyonlar kabul edilmemelidir.

İzmir İktisat Kongresi’nde, “İşçi Grubunun İktisat Esasları” başlığında 34 madde için karar alınır. İlk maddeye göre, kadın ve erkek için kullanılan amele tâbiri yerine “işçi” kelimesi kullanılacaktır.  Maddeler; işçilerin hastalık durumu, çalışma süreleri, tatil günleri ve evlilik izin ve ücretlendirmeleri, doğum izni, çocuk işçilerin durumu, madenlerdeki çalışma şartları, ikramiyeler, kaza ve sigorta durumları, sakatlanmalar, sermaye sahiplerinin büyük fabrikaların civarında hastane ve sıhhî evler yapmalarının mecbur tutulması, memlekette işçiyi istibdatla kullanan kimselerin faaliyetlerine meydan verilmemesi gibi birçok ayrıntı içermektedir. Özetle; işçi haklarının yeniden düzenlenmesi, sendikal hakların tanınması, çalışma süresinin sekiz saat olarak kabulü, 1 Mayıs gününün Türkiye İşçileri Bayramı olarak kanunen kabulü, bu 34 madde içinde yer alır.

1 Mayıs 1923’te İstanbul’da etkinlikler yapılır. Askeri fabrika, demiryolu ve tütün işçileri, fırıncılar, tramvay, telefon, tünel, gazhane işçileri bu etkinliklere katılırlar ve “yabancı şirketlere el konsun”, “8 saatlik iş günü”, “hafta tatili”, “serbest sendika ve grev hakkı” yazılı pankartlar taşırlar.

Ancak 1929’a gelindiğinde “Dünya Ekonomik Krizi” yaşanacak, ülkemiz de ağır şekilde etkilenecek ve işçi sendikaları da bundan payını alacaktır. İktisat Kongresi’nde öngörülen iktisat modeli, “Devletçilik” diye bilinen, planlı ve karma ekonomiye yönelecektir.

***

Ülkemizde 1 Mayıs, uzun yılların ardından 1970’lerde büyük kalabalıklarla kutlanmaya başlanır. 2013’e gelindiğinde ise “Taksim’i Yayalaştırma Projesi” gerekçe gösterilerek 1 Mayıs kutlamalarına izin verilmez. Bu zaman diliminde belleklere yer eden 1 Mayıs, 1977’de yaşanan ve tarihe “kanlı 1 Mayıs” olarak geçen gündür. O gün meydanda yaşanan provokasyon neticesinde, 34 kişi ezilerek hayatını kaybetmiştir.

***

2002’den bu yana düşük ve güvencesiz çalışma koşullarının arttığı, binlerce insanın iş kazalarında hayatını kaybettiği, sendikalaşma oranının gerilediği bilinmektedir. İslamî referanslarla hükümet edenler, “İnsanların hakkını eksiltmeyin!” (Şuara/Şairler, 183) ifadesini unutmuş görünüyorlar. Halkı Allah’la aldatarak yönetenler elbette İslam’ın değerlerini ancak şekil olarak kullananlardır; tıpkı, “İnanmadınız, ancak Müslüman olduk deyin, iman henüz gönüllerinize yerleşmedi.” (Hucurat/Odalar, 14) ifadesinde belirtildiği gibi.

Yazımızı Devlet’imizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözleriyle noktalayalım:

“Bizim gözümüzde çiftçi, çoban, işçi, tüccar, sanatkâr, doktor, kısaca bütün vatandaşların hak, menfaat ve hürriyeti eşittir.”

Canan Murtezaoğlu

 

 

*https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/837325