Sait Molla’nın üçüncü mektubundaki kişiler!

İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin sözde lideri Sait Molla’nın Rahip Frew’a gönderdiği, buram buram ihanet ve maddiyet kokan mektuplarından ilk ikisini daha önce yayınlamıştık. Bugünkü yazımızda 3. mektuba ve içerikte yer alan iki isme kısaca değineceğiz.

Üçüncü mektubun satırları şöyle: “Yapılan propogandaları göz doktoru Esat Paşa kolu ve özellikle Çürüksulu Mahmut Paşa, resmi bilgilere dayanarak yalanlattırıyor ve halkın heyecanının yatıştırılmasına çalışıyorlar. Bu adamlara, başvurularında hiç yanıt verilmemesini, dün kararlaştırılan kişiye padişah aracılığı ile emir vermenizi rica eder, saygılarımı sunarım.” Tarih 19 Ekim 1919…

Mektup, Osmanlı padişahının nasıl bir kuklaya dönüştüğünün, asıl padişahın kim olduğunun âdeta resmî bir belgesi…

Diğer yandan, Sait Molla’nın rahatsızlık duyduğu, Gürcü kökenli Çürüksulu Mahmut Paşa, Talat Paşa kabinesinde Bahriye Nazırı olarak görev yapmış bir devlet adamıdır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan “Sulh Komisyonu” nda da görevlendirilmiştir. Ancak Mahmut Paşa’nın, görevi sırasında bir gazeteye verdiği demeçte yer alan; “Ermenilerin aşırı isteklerine hak vermeksizin, sınırlarda bazı düzeltmelerin yapılmasını kabul ederiz.” cümlesi şaşkınlık yaratacaktır.

Bunun üzerine Mustafa Kemal kendisine bir telgraf çekecek; “Doğu Anadolu halkının çok haklı olarak son derece kırgın ve üzgün olduğunu” belirtecek, “Erzurum ve Sivas kongreleri kararları doğrultusunda ulusun Ermenistan’a bir karış toprak bırakmayacağını ve hatta hükümet bu gibi bir acı zorunluluğa boyun eğerse, ulusun kendi haklarını kendisinin savunmaya kararlı olduğunu ve bunun bütün dünyaya duyurulmuş olduğunu” ifade edecek ve “bu ulusal azim ve kararın, herkesten önce İstihzarat-ı Sulhiye Komisyonu değerli üyelerince bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi” konusunu vurgulayacaktır.

Çürüksulu Mahmut Paşa, İstanbul’un işgali üzerine “İttihatçı” olarak bilinen bazı siyasilerle birlikte Malta’ya sürgün edilmiştir. Ancak görünen o ki, işgalcilere “şirin görünmek” sonucu değiştirmeye yetmemiştir.

***

Diğer isme gelince:

Mebuslar Meclisi’nin toplanma yeri hakkında İstanbul hükümetiyle, Ulusal Örgüt arasında tartışma başlamıştır. Mustafa Kemal, Sait Molla’nın üçüncü mektubuna denk gelen tarihlerde, İstanbul örgütüne, düşüncelerini öğrenmek üzere, bir telgraf çeker. Gelen yanıtta, barış yapılana kadar İstanbul’a ayak basmamaları ve Mustafa Kemal’in de milletvekili olmaması tavsiye edilmiştir.

Mustafa Kemal, daha sonra, 30 Ekim 1919’da İstanbul örgüt merkezinden Kara Vasıf Bey’in gizli, Şevket Bey’in ise açık imzasıyla şifreli bir telgraf alır. Telgrafa göre birçok üst düzey yetkiliyle görüşülmüştür. Bu yetkililer arasında, “bağlılığının yanı sıra önemli bir gücü de bulunan göz doktoru Esat Paşa” da vardır.

Telgrafta, “bütün düşüncelerin birleştiği noktalar” özetlenmektedir. Mustafa Kemal’in, bu tutarsızlıklarla dolu özete cevabı ise; “milletvekillerinin İstanbul’da toplanması tamamen tehlikeli ve sakıncalıdır” şeklinde olacak, neden seyirci konumunda kalmalarının istendiği sorulacak ve gerekçeleriyle bildirilmesi istenecektir. Sadrazam ve Savunma Bakanı hakkındaki görüşlerini bildiren Mustafa Kemal, Sait Molla’ya ait üçüncü mektupta bahsi geçen göz doktoru Esat Paşa için de şöyle diyecektir:

“Göz doktoru Esat Paşa hakkında kesin bir fikrim yoktur. Yalnız bazıları bu kişiyi son derece dar görüşlü, pek fazla şan ve ün düşkünü olarak gösteriyorlar. Kısaca irade ve düşüncelerinde kararlılık ve isabet olmayan, İstanbul’da düşman baskısı altında düşünen resmi ve özel kişilerin tavsiyeleri incelenmelidir.”

Mustafa Kemal’in sonraki ifadeleri, gelinen durumu açıkça anlatmaktadır. Bu ifadeleri yüz yıl öncesinin olaylarını değerlendirmek adına okumak elbette önemlidir. Ancak; o günlerdeki siyasi yozlaşmayı bugün içine itildiğimiz siyasetle kıyaslayarak okumak, Atatürk ve Türk isminin her vesile ile silindiği siyasetle kıyaslayarak okumak, kuruluşun değerlerini korumak isteyenlerin maruz kaldıkları tarz ve tavırları düşünerek okumak, yok sayılmayı düşünerek okumak çok daha önemli olacaktır. Bakın ne demiş o gün Mustafa Kemal Atatürk:

“Bizde yavaş yavaş oluşmaya başlayan düşünce ve inanç, ne yazık ki yabancılar değil, belki onlardan çok şimdiki hükümet üyeleri ile diğer kişilerden bazılarının bizi sakıncalı saymakta olmalarıdır.”

O gün, belli ki İstanbul’un neredeyse her sokağı, her köşesi ihanetle soluk alıp vermekteydi!

Bugün artık, büyük çoğunluğun içinde doğup büyüdüğü, kurucu değerlerin korunduğu parlamenter sistemde yaşamıyoruz. Yeni sistemde ise görünen o ki, siyasiler birilerine “sözcülük etmekten öteye bir görev” yapamıyorlar!

Ancak umutla diyoruz ki, “muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.”

Canan Murtezaoğlu

 

Kaynak:
NUTUK; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 176-178, 196