Sermayeden öz sermayeye geçiş

Makroekonominin içine sığmayan ve ayrı bir dal olarak ortaya çıkan “finans” kavramı daha çok mikroekonominin içinde kendisine yer bulmuştur. Devlet yönetimine bağlı olarak, makroekonomi ölçeğinde çıkan buhranlar veya kriz dediğimiz dönemlerde, işletme finansı anlamında, yeni finansal varlıklar türetilme yoluna başvurulmuş, getirisi mevcut bir finansal varlığa dayanak oluşturan türev ürünler dediğimiz, benzeri veya farklı türlerde, finans dünyasında geniş bir finansal ürün yelpazesi meydana gelmiştir.

Finans, değer üreten finansal varlıkların (dönen varlıkların) alınıp satılması sonucunda, yani işletme riskinin dengelenmesi, finansal varlıkların bu şekliyle kullanılmasının önemi yanında, finans kavramının düşünüldüğü veya zannedildiği gibi asıl anlamının, ihtiyaç duyulduğu anda para yaratan bir kaynak bulma merkezi olması dışında çok daha önemli işlevleri vardır.

Finans aslında mali anlamda bir kurumu finansal verilerle yönetmenin, yönetebilmenin temellerini oluşturur.

Bir firmanın başarısını hatta varlığını sürdürebilmesi için dönen varlıkların yönetimi kadar üretime devam etme kararı, duran ve dönen varlıklara yatırım yapma gücünün ölçülmesi, öz sermayenin değer ölçümleri ile yatırıma katkısının büyük ölçüde izlediği finansal politikalarına, aldığı finansal kararlara bağlı olduğunun dikkate alınmasına bağlı olduğu kabul edilmektedir. (Dr. Öztin Akgüç; Finansal yönetim s.16)

Finans kuramı, ihtiyaç duyulduğu anda fon bulma bölümleri değil de geleceğin belirsizliği içinde, gelecekteki alternatif para girişlerinin bugünden değerlendirilmesi ile uzun vadeli yatırım kararlarının ilişkilendirilebilmesi ile ilgilidir.

İşletmelerin, kuruluşta ödedikleri sermaye kavramı ile öz sermaye kavramı arasında bulunan farkın ayırt edilmesinin, finans kavramının idrakiyle çok yakın ilgisi vardır.

Öz sermaye kavramı, muhasebedeki sermaye kavramından farklıdır. Sermayenin muhasebedeki anlamı; işletme sahip veya sahiplerinin işe başlandığı zaman işletmeye koydukları iktisadi veya reel varlıklardır. Bunlar para, demirbaş, makine ve teçhizatlar gibi sermaye mallarının oluşturduğu muhasebede bir hesap adından başka bir şey değildir. Uzunca yıllar bu hesap tutarı değişmez ve durağandır.

Buna karşılık öz sermaye ise söz konusu varlıkların iktisadi kıymetlerinin belli bir tarihteki tutarına göre değerlenmekte, fakat bu tutar işletmenin gösterdiği faaliyetlere göre devamlı değişmektedir. Öz sermayenin bu dinamikliğine karşın, muhasebedeki sermaye hesabı bilançonun pasifinde statik bir kalem olarak yer almaktadır.

Ancak ülkemizde bazı işletmelerde, bir mali danışman, bilanço sermayesinin yetersiz olduğu kararına vardığı zaman, kredi finansörlerine karşı, bilançonun makyajlanması anlayışıyla sermaye artışı farazi olarak yapılmakta, sermaye-öz sermaye ilişkisi kurulmamaktadır.

Piyasa ekonomisinin geçerli olduğu ülkelerde yatırım yapmaktaki amaç kâr elde etmek olduğuna göre, sağlanan kârla, firma sahip veya sahipleri tarafından sağlanan sermaye arasındaki ilişkinin belirlenmesi açısından, kârlılık analizleri anlamlı bir gösterge olmaktadır. Kısacası işletmeye koyulan sermaye ile elde edilen kâr arasında önemli ve yakın bir ilişki vardır.

Firmanın öz sermaye içinde bulunan kârını (Netkar/öz sermaye) anlamlandırabilmek için dikkate alınması gereken konulardan biri de öz sermaye tutarının doğru olmasıdır. Yani kredi kuruluşlarına (özellikle bankalara) sermaye yapısını güçlü göstermek için farazi sermaye artırımlarının yapılmamış olması gerekmektedir. Enflasyon muhasebesi yapılsa bile, yeniden değerlenme yoluyla güncel hale getirilen sermaye tutarı doğruyu vermez. Yanlışa yanlış ile katkı sağlanmış olur.

Eğer kâr tutarı gerçeği yansıtmıyor ise elde edilen kârın yüksek olmasına güven duyulamaz, gerçek kâr ile fırsat kârları gerçekte karşılaştırılamaz.

Bir firmanın kârlılık oranı ilk bakışta yüksek görünse dahi, firmanın sermayesini daha kârlı şekilde kullanma olanağı varsa, yüksek kârı yeterli bir sonuç olarak görmemek lazım. Öz sermayemiz daha fazla kâr elde etme olanağı veriyorsa, aslında elde ettiğimiz yüksek kâra nazaran, öz sermaye kârı kadar zarar etmiş durumda oluyoruz.

Bilgi ve iletişim teknolojisinin ulaşılamaz bir şekilde ilerlediği bu yüzyılda, akıllı teknolojiler finansal uygulamaları bilimsel olarak hesaplayıp tarafımıza ulaştırdığında, kararlarımızı bu verilere göre almak ve uygulamak zorunda kalacağız.

İletişim teknolojisinin sağladığı bilgi akışları sayesinde kendi lehimize olan farazi işlemler de yapamayacağız. Bu itibarla, şimdiden doğru, gerçek ve şeffaf bilgilere dayalı finansal analizler ile işletme yönetmenin alt yapısını sağlayıp, geleceğe adaptasyon sürecimizi bugünden başlatmalıyız. Aksi takdirde hıza ayak uyduramayıp, adapte olma zamanımız yetersiz kaldığında firmalarımız yok olma tehlikesi gösterecektir.

Düşük ücretlerden dolayı emek yoğun çalışan, teknolojiyi yatırımlarını ikinci plana atan işletmelerde bu sıkıntıların yaşandığını görmeye başladık bile.

 

Cengiz Hergünlü – SMMM-Bağımsız Denetçi

www.hergunlu.com