Şeyh Sunusî’nin bağımsızlık görevi

Libyalı Şeyh Sunusî*, Türk’ün bağımsızlık savaşında Atatürk’ün yanında yer almış gerçek bir din önderidir. Mustafa Kemal’le tanışması Trablus cephesinde olmuştur.

Bir dinsel hareket olan Sunusiye, Afrika’yı sömürmek isteyen İngiliz, Fransız ve İtalyan güçlerine karşı direnmiştir. Şeyh Sunusî de bu direnişin lideridir. (1902–1933) Sunusî, Trablusgarp Savaşı’nda, Libya topraklarının işgali üzerine, Osmanlı subayları ile birleşmiş ve İtalyanlara karşı direnişi örgütlemiştir.

“Trablus savaşı iki devlet arasında bir harp değildir… Trablus’ta savaşa hazır bir Osmanlı ordusu yoktur…”** Trablus’un, İtalyanlar tarafında abluka altına alınması ve Trablugarp şehrine kuvvetlerini çıkarması üzerine, Mustafa Kemal, Enver Bey ve diğerleri Mısır üzerinden, Fethi Bey ve Halil Paşa da Tunus üzerinden Trablus’a geçerler. İstanbul’dan Trablus’a kaçan gönüllü subaylara, İstanbul Hükümeti şu şartı koşacaktır: Yakalandığınızda, hükümetin bilgisi dışında seyahat ettiğinizi söyleyeceksiniz.

Enver Bey daha kıdemli olduğu için Bingazi cephesi ondan sorulmaktadır. Mustafa Kemal hastalanır ve bir müddet İskenderiye’de kalır, sonra da cepheye katılır; Derne cephesi kumandanlığını alır, karargâhı ise bir mağaradır. Ancak Derne’de gözlerinden rahatsızlanır, yüksek derecede ateşlenir. Israrlar üzerine hastaneye kaldırılan Mustafa Kemal’in göz hastalığı artacak, arkadaşlarından önce oradan ayrılacak ve Viyana’da uzunca bir tedavi görecektir.

Trablus cephesi bir “gönüllüler cephesi”** dir; “bir avuç genç subayın şeref harbi” ** dir. Düşmanın elinden alabildikleri silah, yiyecek ve ilaçla savaşlarını sürdürmektedirler. Mustafa Kemal, Trablus seferini “karanlık” ** bir sefer olarak adlandırmaktadır. Ancak kararlıdırlar. Bu bir avuç insanla İtalyanlar, kıyı çıkarma alanlarında tecrit edilirler.

Ne yazık ki, bu gönüllü subaylar, Osmanlı’nın Balkan Harbi’nde yenildiğini, çarpıştıkları toprakların Uşi Antlaşması ile İtalyanlara bırakıldığını, İtalyanların gönderdiği bir delege subaydan öğreneceklerdir. Acı veren bir şey daha vardır: İstanbul, memlekete dönmelerini İtalyanlar eliyle kendilerine bildirmektedir. Libya cephesinin gönüllü subayları fevkalade üzgündür ancak asla sarsılmazlar. “Hatta bu durum üzerine bir aralık, Şeyh Sunusî’nin manevi nüfuzu altında bir ‘Müslüman Afrika Devleti Grubu’ kurmayı bile düşündüler.” diye yazacaktır Şevket Süreyya Aydemir.** Bu maksatla haritalar açılacak, Müslüman Afrika bölgelere ayrılacak, Enver Bey yerinde kalacak, Mustafa Kemal de Afrika’ya çağırılacak ve bu bölgelerde İstiklal  savaşları başlatılacaktır. Osmanlı ordusunun hizmetinden ayrılmayı, bağımsızlıklarını ilan edip idareyi ele almayı düşünmektedirler.
Ancak tam o sıralarda İstanbul’dan sarsıcı haber gelir: Düşman Çatalca önlerindedir!
Hepsi İstanbul’a dönecektir…

***
Trablusgarp savaşlarında kahramanlıklar gösteren Şeyh Sunusî, Mustafa Kemal’le dost olmuştur. Osmanlı I. Dünya Savaşı’nda kaybedince Sunusî Türkiye’ye gelir. Kurtuluş Savaşı başladığında ise Bursa’dadır. Mustafa Kemal’e haber gönderir; Millî Mücadele’ye katılmak istediğini belirtir. Bunun üzerine Atatürk, Ahmet Sunusi’ye bir mektup yazarak onu Ankara’ya davet eder. (1920)

25 Kasım’da Meclis’te, Sunusî’nin şerefine bir yemek verilir. Sunusî yaptığı konuşmada; “İslamiyet’in yok olmasının muhakkak görüleceği bir halin meydana çıkması üzerine Müslümanların ümitleri kesildiği bir sırada Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, arkadaşlarıyla beraber din uğruna savaşmaya başladılar. Ve siz de beraber savaştınız, cihat ettiniz. Bu hizmet bütün İslam âleminin devamına, İslam âleminin kurtuluşuna ait mukaddes bir vazifedir.”*** der. Sunusî, İslam’ın kurtuluşunu Anadolu’daki milli ordunun direnişine bağlamaktadır.

Mustafa Kemal de cevaben şöyle diyecektir: “… Bu gece huzurlarıyla müşerref olduğumuz zat, İslam âleminde büyük bir esasa dayanan mukaddes bir teşkilatın başında bulunan yüce bir zattır… Dolayısıyla bundan sonra kendilerinin İslam âlemine yapacakları hizmetler, şimdiye kadar olan hizmetlerini taçlandıracaktır. Ve bu sayede Türkiye Devleti’nin, bütün İslam cihanının dayanak merkezi olan Türkiye devletinin de sağlamlaştırılmasına hizmet etmiş olacaklardır. Seyit Ahmet Şerif Sunusî Hazretlerinin gelecekteki hizmetlerine şimdiden gerek şahsım ve gerek TBMM namına teşekkür arz eylerim.”***

Mustafa Kemal, Kürtleri millî harekete kazandırmak için Şeyh Sunusî’yi Güneydoğu Anadolu bölgesine ve Kuzey Irak’a gönderecektir. Kürt-Arap-İslam dünyasında etkili bir isim olan Sunusî, il il gezecek, vaazlar verecek ve birçok Kürt aşiret reisini Millî Mücadele’ye katılmaları için ikna edecektir.

Bu durum İstanbul’daki Amerikan temsilcisinin de raporunda yer alacak ve Sunusî’nin, “muhtemel bir Kürt ayaklanmasını önlemek için Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeye gönderildiği”*** yazılacaktır. (26 Ocak 1922)  Sunusî, Diyarbakır’a vardığını bir telgrafla Mustafa Kemal’e bildirecek, (18 Mart 1921) bir telgraf da II. İnönü zaferi nedeniyle çekecek ve “Başarılarınızı taçlandıran son zaferden dolayı ne kadar memnun olduğumu tarif ve izah edemem. Sevincimden secde-i şükrana kapandım.” diyecektir.**** (18 Nisan 1921)

Diyarbakır’da kalan Ahmet Sunusî, Ramazan Bayramı nedeniyle Mustafa Kemal’e bir tebrik telgrafı daha çekecek, Atatürk de bu nazik davranışa bir telgrafla yanıt verecek (12 Haziran 1921) ve bu tebrik metni, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlanacaktır.

Anadolu’yu dolaşan Şeyh Sunusî Musul’a kadar gider. Bu durum, İngilizlerin dikkatini çeker ve Londra’ya rapor gönderilir. Her gittiği yerden Atatürk’e telgraf çeken Sunusî, “halka gerekli dini öğütleri verdiğini”*** belirtmektedir; Millî hareket bir “cihat”*** tır ve her Müslüman’ın desteklemesi farzdır.

Doğru insanın, doğru bilgiyle yürümesi halkın üzerinde istenilen etkiyi bırakmaktadır. Bir din bilgini olan Sunusî, İstanbul’un, düşman emrindeki şarlatan din istismarcılarından değildir; o, Allah ile aldatmak gibi bir yolda asla değildir. Sunusî, Trablusgarp günlerinden yakından tanıdığı Mustafa Kemal’e inanmış, vatanı savunmanın, bağımsızlığın önemini içselleştirmiş ve bu inancını da din diliyle halka anlatmak için görev talep etmiş bir eylemci önderdir.

“Konstantin habisinin melun askerleri Osmanlı milletini mahvetmek amacıyla saldırırken, onları perişan eden Mustafa Kemal’i ödüllendirmeniz gerekir.” diyen Sunusî, basına verdiği bazı demeçlerde de Ankara’yı, “yalnız Anadolu’nun değil bütün dünya Müslümanlarının yararlanacağı meyve veren bir ağaç” a benzetmiş ve Anadolu seyahatinin amacını, “halka durumu anlatıp onları aydınlatmak, bunun için nereye gidilmesi gerekiyorsa oraya gidilmek suretiyle üzerine düşen vazifeyi yerine getirmek olarak”  özetlemiştir.

11 Eylül 1923’te Atatürk, Halk Partisi Genel Başkanlığı’na seçildiğinde, Meclis Başkanlık odasında, Mersin’den Ankara’ya gelen Şeyh Sunusî’yi kabul edecektir.

Tüm bağımsızlık erlerine selam olsun…

Canan Murtezaoğlu

 

 

Yararlanılan kaynaklar:
* İsim, Senusi ya da Sünusi olarak da yazılmaktadır.
** Şevket Süreyya Aydemir; Tek Adam Cilt I, s.148-153
*** Sinan Meydan, https://odatv4.com/ataturkun-yanindaki-o-libyali-sizi-izliyor–2603111200.html
**** Prof. Dr. Utkan Kocatürk; Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Atatürk Araştırma Merkezi
*****https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/648586