Sürdürebilirlik raporlarının ahlaki boyutu

Bazı üretim işletmelerinin bulunduğu sanayi bölgelerinde, çoğu zaman yolların bozuk, yağmur yağdığında çamurla dolan veya fabrika artıklarının yığın halinde olduğu bölümler, fabrikalardan dışarıya verilen atık suların aktığı görüntüler Türkiye’de kanıksanmış faaliyetler arasındadır.

Böyle yerlere işiniz olup gittiğinizde, üretim sanayisinin bir gereği gibi kabul edilip olağan karşılanır. Yıllar öncesinde daha kötü olduğu aşamaları vardır. Ancak günümüze yaklaştıkça, etrafı bahçeyle çevrilmiş, gezinti yerleri olan fabrikaların artmaya başladığını göz ardı etmemiz de mümkün değil.

Normal ulaşım araçlarına uzak olan, bozuk ve çamurlu yolların bir kısmının yürünmek zorunda olduğu bazı işletmelerde, işe zamanında geldiğiniz için sevindiğiniz, fakat çamurlanan paçalarınızı temizlerken, kendinizi değersiz hissettiğiniz bir ruh haliyle iş başı yaparsınız.

Akşam iş çıkışı aynı sıkıntıları yaşadığınızda, kâr yapan bu işletmelerin, bozuk olan bu yolları neden yapmadığını veya yaptırmadığını düşünür ve kendinizle konuşarak sorgularsınız. Araç sahibi olduğunuzda paçalarınızın çamur olmasından kurtulursunuz, fakat aracınızın gördüğü zararlar şu anda konumuzun dışında.

İfade etmeye çalıştığımız işletme türlerinde; bütçe kalemlerinin içine çevre düzenlenmesi veya personele değer verici yönde kalemler girmez. Bütün ana konular satış hedefleri ve kâr marjlarının yüksekliği üzerine kurgulanır.

Ancak; dünyada bir takım olumlu gelişmelerin yansıması sonucunda, ticari zorunluluk veya yasaların getirdiği zorluk çerçevesinde, bazı olumlu ve insani gelişmeler meydan gelmektedir.

Önemli bir gelişme olan 1987 yılı sonrasında, Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun yayınladığı Brundtland Raporu’nun yayınlanmasıyla, çevre konuları ön plana çıkmaya, sonrasında sosyal konuların da içine alındığı gelişmelerle çevre ve çalışanlara verilen değer konusunda farkındalıklar nihayet gelişme göstermeye başlar.

İşletmeler her ne kadar faaliyetleri sonucunda kâr elde etmek veya kârını maksimize etmek amacıyla kurulmuş olsalar da, sosyal ve çevresel değişimlere karşı sorumlulukları vardır. Tabi ki; duyarlı olmak ve içselleştirmek gerekir.

İhtiyaçlarımızı giderecek bütün kaynakları doğadan elde ettiğimize göre, çevreye zarar vermeden faaliyetlerimizi yürütmeliyiz. Bugün dünyanın bir ucunda yaşanan doğal âfetlerin, dünyanın başka bir tarafında üretimi durdurabilecek boyutta etkileri olabilmektedir.

Ayrıca hızla artan nüfusa karşılık dünyanın azalan kaynakları, artan doğal felaketler, yaygın tedarik zincirleri ve hızla gelişen teknoloji, şirketlerin farklı risk fırsatlarla karşı karşıya kalmalarına neden olmaktadır.

Bu ve benzeri riskler göz önüne alındığında, tek başına finansal raporların şirketlerin geleceğine yönelik hedeflerin tutturulmasına yeterli olmadığı, ayrıca şirketlerin çevresel ve sosyal anlamda yönetimsel raporlama yaparak geleceğe ait performanslarını ölçmeleri gerekir.

İşletmeler sadece sattıkları ürünleri, kârlılık oranlarını değerlemekle değil, başta çalışanlara karşı değer yaratmak ve faaliyette bulundukları çevreye karşı ne kadar duyarlı olduklarını gösteren raporları da hazırlamak zorundadırlar.

Finansal bilgilerin raporlandığı bilgiler yanında, finansal olmayan bilgilerin raporlanması anlamında, işletmelerin bulunduğu çevreye ve topluma ne kadar duyarlı olduklarını göstermek durumundadırlar. Küreselleşen dünyada, çevresel felaketler sonucunda sosyal sorumluluk kavramları olan işletmelerin sürdürülebilirlik raporlarına yatırımcılar tarafından talep artmakta olup, dünya ticareti bu kapsamda ilerlemeye devam etmektedir.

Bu anlayışla “sürdürülebilir raporlama” nın, insana ve çevreye verilen değerler yaklaşımı anlamında, ahlaki boyutuyla ele alınması kavramı; insan yaşamının, başlı başına parasal sonuçlara dayalı olarak gerçekleşen finansal raporlama sonuçlarına göre sürdürmenin imkânsızlığına karşın bir gösterge olmaktadır. Bu tür göstergelerin artması umuduyla.

Cengiz Hergünlü – SMMM-Bağımsız Denetçi

www.hergunlu.com