Tarih felsefesi ve devletin evreleri

Tunuslu İbn-i Haldun, bilimsel tarihçiliğin ve sosyolojinin temellerini atan, ünlü bir düşünür, devlet adamı ve tarihçidir. Anadolu’daki Türk-Yunan savaşını yerinde izleyen, yazıları ve Türklerin davasına karşı giderek artan sempatisi nedeniyle baskı gören ve kurucusu olduğu Koraís kürsüsünü bırakmak zorunda kalan İngiliz tarihçisi Arnold Joseph Toynbee şöyle tanımlıyor İbn-i Haldun’u: “Herhangi bir zamanda, herhangi bir ülkede, herhangi bir zihin tarafından yaratılmış en büyük tarih felsefesinin sahibi.”

İbn-i Haldun, felsefesini şöyle açıklar; “Tarihin içinde saklanan mana ise incelemek, düşünmek, araştırmak ve varlığın sebep ve illetlerini dikkatle anlamak ve hadiselerin vuku ve cereyanının sebep ve tertibini inceleyip bilmekten ibarettir… Bundan ötürü tarih, hikmet=felsefe ilimlerinden sayılmaya layıktır.”*

14. yy’da yaşayan İbn-i Haldun, devleti insan hayatına benzetir. Devlet de ölümlüdür. Haldun’a göre devletin beş evresi vardır. İlk devre “zafer ve maksatlara erişmedir”, yönetici (hükümdar) milletinin (kavminin) “fikir ve oylarını almadan tek başına bir iş yapmaz.” İkinci devrede kavmini işe karıştırmaz, devletin idaresini paylaşmaz.” Üçüncü devrede devletin “servet ve meyvelerinden faydalanılır; büyük binalar, büyük köşkler, kaleler” yapılır. Dördüncü devre “kanaat ve barışla yaşama” çağıdır. Beşinci ve son evrede ise “israf ve saçıp dağıtma” başlar. “Kötü terbiye tesirinde yetişenlere cömertlik gösterilir … idare edemeyecekleri büyük memuriyetlere tayin” edilirler. “Devlet, tedavisi kabil olmayan hastalığa tutulur… bu hastalıktan kurtulamaz, devlet yıkılır.”

20.yy’da Osmanlı dahil birçok hükümdarlık bu seyir içinde veya benzer şekilde yürüdü ve tarihe karıştı. Yüzyılın sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Yugoslavya ve Çekoslovakya dağıldı. 21. yy’ın beşte biri tamamlandı tamamlanmasına da örneğin Ortadoğu’da çatışma, savaş bitmedi, bitecek gibi de görünmüyor.

2023’te 100. yılını idrak edecek olan Cumhuriyet’imizi korumalı ve ona sahip çıkmalıyız. Mustafa Kemal Atatürk bu konuda da gerekeni söylemiş ve yol göstermiştir.

“Gerçekten memlekete hizmet etmek isteyenlerin kalbi açık olmalıdır; açık söylemelidirler. Millet ile, milleti yönetenler çok açık görüşmelidirler. Olan şeyler ve yapılacak şeyler olduğu gibi ifade olunmalıdır. Yoksa, safsatalar ile milleti aldatmak, onu birbirine düşürmek demektir. İlkemiz, daima millete karşı gerçekleri ifade olmalıdır. Milleti aydınlatma, bu demektir. Millete gerçeği açıklayanlar, kendilerinin de aldanmadığına emin olmalıdır. Arkadaşlar, benim bütün yaşamımda izlediğim yol budur!” 1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 8.12.1929)

Milleti aydınlatmak için yürümemiz gereken yol bellidir.

Canan Murtezaoğlu

 

*İbni Haldun; Mukaddime I, Şark İslam Klasikleri, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı, s.5