Tarih kesinlikle iyi bir ‘danışman’ rolü oynayabilir

Irak’ın üzerinde bulunduğu bölgenin tarihi, coğrafi, ekonomik ve stratejik önemi aşikârdır. Irak’ta Sünni, Şii ve Kürt nüfusun bulunması iç politikayı son derece volatil bir hale getirmiştir. Irak’ın doğu sınırı Perslerle Arap insanları arasındaki derin farkların su yüzüne çıktığı bir güzergâhtır. Dünyadaki petrol talebiyle beraber Irak’ın artan önemi de aşikârdır. Ancak Irak, aşırı dinci teröristler tarafından Batı dünyasına verilen savaşın en kritik cephesi olarak algılanmaktadır. (Hinote, a.g.e., s. 42.) Dolayısıyla son derece hassas dengeler üzerinde duran Irak’ın güvenliği Hıristiyan Batı ile İslam Âlemi’nin çatışma yeri olmaktan çıkmalı, Irak halkı düşünülerek yönetim Irak halkına bırakılmalıdır. Fakat Irak halkını kimlerin oluşturduğu da artık ayrı bir sorun haline gelmiştir.

Irak’ın binlerce yıldır birbirinden bağımsız olan etnik gruplarının yapay bir şekilde bağlanması, bugünkü sonucu doğurduğuna göre, bir Federasyon veya üç ayrı devletin (Kürdistan, Şii Irak, Sünni Irak) doğması, ilk bakışta mantıklı bir çözüm olarak düşünülebilir. Ama İngilizlerin ellerinden çıkan ve ikiye ayrılan hiçbir devlet barış ortamı içinde değildir. Sınır anlaşmazlıkları, kaynakların bölüşümü ve hele de aşiret kanunlarının var olduğu bölgelerden bahsediyorsak, bölünme iyi bir seçenek olmayabilir. Böyle bir durumda Türkmen toplumu, ezilip yok olmaya mahkûm kalabilir. (Şimşir, a.g.e., s. 537) Afganistan-Hindistan (sonradan Afganistan–Pakistan), Hindistan-Pakistan, Kuzey İrlanda-İrlanda, İsrail-Filistin gibi bölünmelerden sonuç alınamamıştır. Bu coğrafyalar, İngiliz emperyalist politikalarının yarattığı problemlerden bir kaçıdır.

Tarih tekerrürden ibarettir sözü her daim geçerli olmasa da tarih kesinlikle iyi bir ‘danışman’ rolü oynayabilir. Şu halde Britanya Irak’ı, bugünkü Amerikan dış siyaseti için bir ders olmalıdır ve olmuştur. Ancak şunu da unutmamalı ki, geçmişte olduğu gibi gelecekte de hegemon bir güç, her ne pahasına olursa olsun, kendi refahı ve güvenliği için her şeyi yapacaktır. Önemli olan milletlerin ‘Ya İstiklal Ya Ölüm’ diyecek cesaretlerinin ve beraberliklerinin olmasıdır. Avrupa’ya ve emperyalizme başarıyla meydan okuyan Mustafa Kemal’in yolu tüm mazlum devletler için bir yol olmuştur ve olacaktır. (Dr. Ayfer Yazkan Kubal; Osmanlı – İngiliz İlişkileri ve Irak’ın Doğuşu, İlgi Kültür Sanat Yayınları,s. 260-270 )

Siyasi emeller veya entrikalar için Türk iç siyasetinde etnik köken mevzusu bugünkü iktidar tarafından şuursuzca kullanılmıştır.  İktidarın çizdiği tabloda veya kurduğu oyunda yer almamak muhalefetin öncelikle düşünmesi gereken bir siyasadır.  Bu ülkenin temel taşlarından bir olan “halkçılık” ilkesi, esasında eşitlik kavramının bir başka şekilde ifade edilmesidir.  Eşitlik ve halkçılık ilkesinin gerektiği şekilde uygulanmamış olması, halkın içinden kimi kesimlerin kayrılmış kimi kesimlerin dominant olması; meseleyi “bu ülkede yaşayan farklı milletler vardır” ifadesine çevirmek, kanımca, yanlıştır.  Esas olan milletin her ferdinin devlet nezdinde aynı değere sahip olmasıdır.

Dr. Ayfer Yazkan Kubal