Türkiye’de faili meçhul aydın kıyımları

70’li yıllar Türkiye’de öğrenci olaylarının, sağ-sol ve Alevi-Sünni çatışmalarının, faili meçhul cinayetlerin ortalığı kasıp kavurduğu yıllar olarak tarihe geçmiştir.  Ülke hem dışarıdan hem de içeriden kotarılan eylemlerle kargaşaya sürüklenmiş, evlatları birbirini boğazlar duruma gelmiş, aydınları da ardı ardına işlenen cinayetlerle katledilmiştir. 1979 yılı, aydın kıyımının en fazla yaşandığı yılların arasındadır. İşte bunlardan birisi de Abdi İpekçi’dir.

“İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne” adlı çalışmamızdan bazı bölümleri aktaralım:

1 Şubat 1979 günü Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçi’yi, Maçka’daki evinin yakınlarında arabasının içinde vururlar.  Bu değerli gazetecinin öldürülmesi Türkiye’de büyük bir yankı uyandırır. Abdi İpekçi’nin “Durum” adlı köşesinde yazdığı son yazının başlığı  “İran’da Beklenenler” dir. Ne ilginçtir ki aynı günlerde Humeyni, 14 yıllık sürgün hayatının ardından İran’a dönmüştür. İpekçi’nin öldürülmesi üzerine gazeteci yazar Uğur Mumcu, 3 Şubat günü kaleme aldığı yazısında kıyasıya eleştirdiği hükümete şöyle yüklenir:

“Ve olan oldu! İpekçi öldürüldü!..

Bir hükümet, iktidar koltuğunda ‘iktidar’ olmasını bilmezse, sonuç bu olur! Bir hükümet, güvenlik örgütlerine sözünü geçiremezse, sonuç bu olur! Bir hükümet, olup bitenleri, kapalı tribün seyircisi gibi izlerse sonuç bu olur! O uygar gazeteci, o en yetkin gazete yöneticisi, kanlı kefenler içinde ilerici Türk basınının namusunu simgeliyor şimdi… Ey hükümet, ‘karıncaezmez’ hükümet, uyan artık! Bu aymazlıktan uyan artık. İstanbul’da kan kusan çetelerin hakkından gelemiyorsan onurunla çekil git!  Senin iktidarında insanlar kurbanlık koyunlar gibi, birer birer öldürülüyor ve istihbarat örgütlerin tek satır rapor bile veremiyorsa, bu olaylardan sorumlu olan sensin! Ya çekil git ya da görevini yap! Hiç inkâr etmeyin! Milletvekili ve senatör olmanızda Abdi İpekçi gibi yazarların payı vardır. Ve bu insanlar, sizin iktidarınızda vurulup vurulup öldürülüyorlar. Haram olsun! Verilen oylar ve aldığınız aylık ve ödenekler de haram olsun sizlere!..”

Abdi İpekçi’nin öldürülmesine isyan eden ve içi kan ağlayan Uğur Mumcu, kendisinin de benzer bir akıbete uğrayacağını nereden bilecekti!         

Abdi İpekçi’nin öldürülmesinin ertesi günü gazeteler siyah başlıklarla çıkar. Polis, katilin bulunması için çok yönlü bir araştırma başlatır. Katil zanlısının gazetelerde boy boy robot resimleri yayınlanır ve nihayet Mehmet Ali Ağca isimli bir kişi suikasttan beş ay sonra İstanbul’da bir kıraathanede kâğıt oynarken yakalanıp cezaevine konur.  Ağca, Kasım ayında bir grup tarafından cezaevinden yurt dışına kaçırılacak; 1981’de, Papa II. Ioannes Paulus’e suikast girişimi ile dünya kamuoyunun gündemine oturacaktır. Papa suikastı nedeniyle İtalya’da ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Ağca, Papa tarafından affedilecek, 2000 yılında İtalya Cumhurbaşkanı’nın affını onaylamasıyla Türkiye’ye iade edilecektir. Abdi İpekçi cinayetinden ölüm cezasına çarptırılan Ağca, 1991 yılında yürürlüğe konulan İnfaz Yasası gereği cezası 10 yıl hapse çevrilecek, gasp suçlarından aldığı 36 yıl hapis cezası ise çıkartılan Af Yasası nedeniyle 7 yıla inecek, 2006 yılının Ocak ayında da serbest bırakılacaktır. Abdi İpekçi’nin katili olarak kabul edilen ve mahkemede “Ben Abdi İpekçi’nin katili değilim. Sadece aktörlük yaptım!” sözleri dikkate alınmayan Mehmet Ali Ağca’nın yurt içi ve yurt dışı bağlantıları hiçbir şekilde tespit edilemeyecek, suikast emrini kimin ya da kimlerin verdiği ise aydınlatılamayacaktır.

Aydın kıyımı devam etmektedir. Abdi İpekçi’den sonra 12 Mart döneminin İstanbul Siyasî Şube Müdürlerinden olan avukat Ilgız Aykutlu, evinin önünde kimliği belirlenemeyen kişilerin silahlı saldırısı sonucu hayatını kaybeder. TİP Adana İl Eski Başkanı Avukat Ceyhun Can ve Çukurova Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tıp Fakültesi Nöroloji Kürsüsü Başkanı Profesör Dr. Fikret Ünsal öldürülür. Adana’da öğretmen lojmanları basılır; 6 öğretmen öldürülür. İstanbul’ da Hergün gazetesi taranır; 1 kişi öldürülür.  Kasım-Aralık aylarında; TÖB-DER İstanbul şubesi eski başkanı Talip Öztürk, gazeteci, İlhan Egemen Darendelioğlu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ümit Doğanay ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil öldürülür. Tütengil olayında; “Anti Terör Birliği” imzalı bir de bildiri bırakılmıştır. Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Gül de 1979’ da öldürülenlerin arasında yerini alır.

Yazar Metin Aydoğan, Türkiye’de aydın kıyımının arkasında Amerikan İstihbarat teşkilatı CIA olduğunu iddia etmekte ve şunları söylemektedir:

“Türkiye’de, gençler üzerinden gerçekleştirilen kirli siyasetin; uzun erimli bir program olduğu, bu programın dışarıda hazırlandığı, ulusal varlığın en önemli unsuru olan aydınların hedef alındığı, artık bilinen bir gerçektir. Gençleri ve aydınları etkisizleştirmeye ve kimi zaman yok etmeye yönelen eylemler, durumu açıkça ortaya koymaktadır… Aydın kırımının amaç ve kapsamını gösteren kanıtlar, yalnızca olayların kendisi değildir. En yetkili kişiler, kimi zaman, durumu ortaya koyan açıklamalar yapmaktadırlar. CIA Başkanı Richard Helms bunlardan biridir. Helms, 12 Mart’tan sonra yaptığı açıklamada, ‘Evet, 12 Mart’ı hazırlayan oluşumları (çatışmaları diye okuyunuz), ajanlarımızın aracılığıyla biz düzenledik!’ demiştir.”  (Metin Aydoğan; “Türkiye’de Aydın Kıyımı”)

Ne demiştik; Bugünün Amerikan bezi aslında dünün İngiliz sicimi ile dokunmaktadır.

Tülay Hergünlü – SMMM

 

 *Tülay Hergünlü, “İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne”, Doğu Kitapevi,  Sayfalar, 355-357, 347-348