Türkiye’de iş hayatında dürüstlükten-denetime

1950’lerde çok partili döneme ve 1980’lerde serbest piyasa ekonomisine geçiş, girişimcilerin ticari hayata dair ahlaki değer yargılarının ve dolayısı ile iş süreçlerinin değişimine neden olmuştur. Bu değişimin, girişimcilerin ekonomik zihniyetleri üzerinde etkileri ise, 1980 yılına gelinceye kadar, normalticari ahlak’” çerçevesinde devam ettiği sonucunu veriyor.

“Dürüstlükten-denetime” makalemi tasarlarken, ekonomi gazetelerini taradım ve “Eczacıbaşı’ndan sıfır tabanlı bütçe devrimi” diye bir makaleye rastlayınca,  Cumhuriyet’imizin kurulduğu tarihten bu günlere kadar gelebilen birçok değerli firma olmasına rağmen, Eczacıbaşı firmasını bu süreçte örnek olarak almaya karar verdim.

Son zamanlarda, ülkemizde iş ve işletme faaliyetlerinde denetim kavramına oldukça yer verilmekte ve bazen isteyerek, bazen de yasal zorlamalar neticesinde firmalar, denetim yaptırmak durumunda kalmaktadırlar.

Özellikle mali hesap denetimleri, konumuzu oluşturmaktadır. Denetim yapmanın temeli ise; önce bütçeleme yapmanın gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Eczacıbaşı’nın sıfır tabanlı bütçesi gibi olmasa da, bütçe yapılmak zorundadır. Bütçeleme olmadığında ise denetim yapılmasının bir anlamı kalmaz.

Denetimi;  işletmeyle ilişkili tüm tarafların kendi aralarındaki hesap verilebilirlik ve dürüstlük ilişkilerini dengeleyen çalışmalar bütünü’” olarak tanımladığımızda ise, üçüncü kişilerin haklarını korumak için denetimin,  güven duyma ihtiyacına cevap veren, önemli bir yardımcı mekanizma haline gelmesidir.

Cumhuriyet kurulduğu yıldan itibaren genel olarak ekonomi; devlet ve iş adamları ilişkileri ile şekillenmiştir. Bu dönemde iş adamlarımız, kendilerini “dürüst” olarak sunarlar ve “kendi çıkarlarından çok halkı ve ülkeyi düşünen” bireyler olduklarını vurgularlar. Yirminci Asır dergisine röportaj veren iş adamlarından Nejat Eczacıbaşı; muvaffak olmalarının nedenlerini farklı gerekçelerle açıklamış olsa da dürüstlüğü, başarının en önemli anahtarı olarak gördüğünü anlatmıştır.

Bu dönemdeki Türk iş adamlarının bir diğer dikkat çeken özelliği, işlerinin başında bizzat bulunmaya verdikleri önemdir. İlk girişimciler, üretim sürecinin bizzat içerisine dâhil olarak baştan sona tüm süreci yakından takip ederler. Lüks tüketimin ve israfın başarıyı örselediğini belirtirler.

Genel olarak bu dönemde, dürüstlük, tasarruf, lüksten kaçınma, ihtiyatlı davranma gibi değerlerin iş adamlarının zihniyetine hâkim olduğu görülmektedir. Türk girişimciler arasında işini iyi yapmak ve iş faaliyetlerini insani değerler çerçevesinde sürdürmek erdem olarak görülmektedir.

Bu hususlara ek olarak, ilgili dönemdeki girişimcilerin, dürüstlük için hesap verebilmek ve ihtiyatlılığı koruyabilmek adına, “hesap-kitap” yapmayı önemli bir araç olarak gördükleri de söylenebilmektedir.

Türk girişimcisinin, dürüstlük ve denetime bakış açısı, Türkiye’nin 24 Ocak 1980’de serbest piyasa ekonomisine attığı adım ile yeni bir sürece girmiştir. Bu yeni dönemin en belirgin özelliği zengin olmaya duyulan özlemin artmasıdır. 1980 yılına gelinceye kadar, girişimcilerimiz hâlâ israftan kaçınan, tasarrufa önem veren, dürüstlüğü her şeyden önemli kabul eden şirketler olarak faaliyetlerine devam etmektedirler.

Örneğin Vehbi Koç, 20 Ekim 1985’te Hürriyet Gazetesi’ne verdiği röportajda, “Sizi şerefimle temin ederim ki hiç vergi kaçırmadım. Bu memleketin huzur içinde ilerleyebilmesi için iş adamlarının vergilerini tam vermesi taraftarıyım.” demiştir. Benzer biçimde Nejat F. Eczacıbaşı da dürüstlüğün ve iş ahlâkının önemine pek çok farklı konuşmasında vurgu yapmıştır.

Günümüzde ise; girişimcinin kişisel dürüstlüğü ile ilgilenilmese de, işletmesinin faaliyeti ve mali durumu ile ilgili hesap verebilir” olması beklenmektedir.

1980’lerden sonra bu bakış açısı yeni girişimciler için farklılık göstermektedir.

Artık rekabet, dürüst davranana fırsat tanımayacak kadar “sertleşmeye” başlamıştır. Artık tasarruftan ziyade tüketim ile övünen, israftan kaçınmak yerine lüks içerisinde yaşamaya çalışan, yaşayamasa da buna imrenen bir zihniyet hâkim olmaya devam etmektedir.

Dolayısı ile şirket sahiplerinin, bu süreçte dürüstlüğü en önemli erdem olarak göstermemesi olağan sürecin neticesidir. Fakat iş adamlarının içselleştiremediği dürüstlük bu dönemde, ekonomik ilişkilerin devamlılığı ve sağlığı için gerekli olan bir mekanizma haline yine gelmiştir. Bu bağlamda, artık şahısların güvenilirliği ilişkili taraflar tarafından sorgulanmasa da, sahip oldukları şirketlerin kendilerini ispat etmeleri zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Dürüstlüğün garantörü olarak “denetim mekanizması” gelişmiş ve günümüze kadar önemini arttırarak süregelmiştir.

Dürüstlüğe duyulan ihtiyacın tamamlayıcısı olan denetimin temelini oluşturan bütçelemenin gerekliliğini ise, dürüstlüğün önemini en iyi bilen, geleneksel yapıdan gelen işletmelerimiz, bu ihtiyacı en iyi şekilde gidermek için, olayı bir adım daha ileriye taşıyarak, sıfır tabanlı bütçe uygulamalarını kullanarak, şüpheleri giderme ve güven verebilme yolunu izlemeye devam etmektedirler.

Dürüstlüğün önemini kavrayamayanların ise yaptırdıkları denetimler pek sonuç vermemekte, birçok yolsuzluk gün yüzüne çıkmaktadır. Bunun sonucunda, denetim yapan işletme ve kurumların da denetlenmesi durumu ortaya çıkmış olup, devlet benzeri denetim işletmelerinin gözetim görevini üstlenmiştir. Kamu gözetimi kurumunun kuruluş amacı budur.

Bu arada devleti kim denetleyecek diye sormayın, konumuz o değil çünkü.

Fakat yeri gelmişken hatırlatayım; bir zamanlar devleti denetleyen “Devlet Denetleme Kurulu” diye bir kurum vardı!

 

Cengiz HERGÜNLÜ – SMMM-Bağımsız Denetçi

www.hergunlu.com

 

*Eylül 2020 tarihli “Muhasebe ve Denetime Bakış” dergisinin Pınar Daloğlu’nun makalesine ait 280-282.sayfalarından yararlanılmıştır.