Ulusu oluşturan çimento

“Siyasi emeller veya entrikalar için Türk iç siyasetinde etnik köken mevzusu iktidar tarafından şuursuzca kullanılmıştır.” diye belirtmiştik,  “Tarih kesinlikle iyi bir ‘danışman’ rolü oynayabilir” başlıklı yazımızda.

 Lozan Antlaşması, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan gayrimüslimleri “azınlık” kabul etmiş, tanıdığı haklara uluslararası garanti vermiş, onların dışında dil ya da din azınlığı bulunmadığını benimsemiştir. Bu çerçeve içinde yer almayan gruplara ulusal hukuk garantisi verilmiştir.  Ülke içinde ve dışında ‘yeni azınlıklar’ yaratılmaya çalışılmak istendiği aşikârdır.  Ancak bu çaba ulusu oluşturan çimentonun da bozulması demektir.  O çimentodur ki Kurtuluş Savaşı’nı vermiştir ve gerekirse yine verecektir.  Ortak iletişim aracı Türkçe olmakla beraber, ülkemizde yerel diller de basın, sanat ve özel yaşamda kullanılmaktadır.  Esas dikkat edilmesi gereken bu farklılıkların her kesim tarafından saygı görmesidir.  Başka bir deyişle yerel dillerin, belli kesimler tarafından hor görülmemesi saygı ve eşitlik çerçevesince kabul edilmesidir.  Özerklik, özyönetim veya federatif sistemler bölgeye göre sağlıklı sonuç verebilir.  Ancak ülkemiz coğrafyasında böyle tartışmalar Türkiye’yi yeni bir Irak’a da çevirebilir.  Dünya üzerindeki her kültür, her dil en yüksek saygıyı hak eder.   Bunlar dünyanın ve insanlığın ortak mirasıdır.  Bizler ayrışmak yerine birbirimizi kucaklamayı, birbirimize saygı duymayı öğrenmeliyiz.  Siyasetçilerin kısa vadeli şahsi kazançları için yapılan konuşmalarını, halk reddetmelidir.  Halkın bu gücü vardır, zira hiçbir aile yoktur ki farklı kültürlere karışmamış olsun.  Ahlaklı siyasetçilerin de popülistler kervanına katılmayıp, hak edilmiş saygıyı, herkesin göstermesi gerektiğini vurgulamaları gerekmektedir.  Aksi halde daha çok genç olan ve ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde dünyaya meydan okuyarak kazandığımız cennet vatanımız, Ortadoğu coğrafyasındaki yangın yerlerinden bir haline gelebilir. 

Dr. Ayfer Yazkan Kubal