Üst akıl

Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’de çetin şartlarla sınanan insanlık, 2021’e zorlukları geride bırakacağı günlerin özlemi ve umuduyla girdi. Eskiden basmakalıp söylenen “sağlık ve huzur” dileklerini, eminim bu yıl tüm hücrelerimizle hissederek söyledik hepimiz. Ben de tüm insanlığa, her şeyden önce sağlık diliyorum; hem beden hem de akıl sağlığı… Zira şu sıra en çok ihtiyaç duyduğumuz şey bunlar. Bedeni anladık da akıl sağlığı niye diyecek olursanız, söyleyeyim…

Her sene yeni yılla birlikte, ortaya bir sürü insan çıkar ve yeni yılda “olacak/olabilecek” olaylar hakkındaki beklentilerini anlatırlar. Çoğu insan da büyük bir ilgiyle, belki de güzel bir iki cümle duyabilmek umuduyla, dinler onları.

Bilinenin ötesini merak etmek, insanın doğasında var tabi. İyi ki de var, zira merak olmasaydı, bilim de yapamazdık… İnsanı, uzayı, evreni keşfetmemize yardımcı olan merak başımızın üstüne de, merakın dozunu kaçırınca, bazen kendi topuğumuza sıkıyoruz gibime geliyor… Bu konuda nerede duracağımızı bilemezsek, sömürülme ihtimalimiz de artıyor.

Adına ister falcı deyin ister kâhin, ister astrolog isterseniz fütürist ya da başka bir şey, artık ne derseniz, her yıl çıkıp önümüzdeki yıl şöyle olacak, böyle olacak diye yoruma başlarlar… Kimisi yorumlarının “bilimsel” olduğunu iddia eder, kimisi de bakla falı bakar gibi sallar! Doğruydu eğriydi bilimsel mi değil mi işin o tarafına girmiyorum, çok da ilgilenmiyorum doğrusu. Açıkçası ben de ara sıra bu tür yorumları izlemiyor değilim hani! Merak işte! Eğleniyorum da bazen onları dinlerken ne yalan söyleyeyim. Ama diyeceğim başka bir şey.

Geçenlerde bir video izledim. Bir yazar ve televizyon sunucusu olan bir reklamcı, yabancı bir derginin* kapağından yola çıkarak, “üst aklın 2021 planlarının şifreleri” ni çözüyordu. Belki izlemişsinizdir siz de… Videoda söylenenleri tartışmayacağım… Benim videoyla ilgili en çok takıldığım konu, uzun zamandır duymaya alıştığımız şu “üst akıl” meselesini tekrarlıyor oluşuydu.

Bir “üst akıldır” gidiyor! Her şeyi planlayan o “üst akıl!” Ne akılmış! Savaş çıkardı, ekonomik krizler yarattı, en son virüs üretti…

Doğrusunu isterseniz bu kavramla, insanların pasif hale getirilmeleri için çabalandığını, bilinçaltımıza teslimiyetin işlenmeye çalışıldığını düşünüyorum ben. Her fırsatta, her şeye kadir (!) bir “üst aklın” varlığının dile getirilmesinin, bilerek ya da bilmeyerek bu kavramı ortaya atanlara hizmet etmek olduğunu düşünüyorum.

Günümüzde güç kavramı, ekonominin yanı sıra bilim ve teknolojiyle özdeş malum…  Ekonomisi güçlü olan devletler dünyayı yönetiyor, şekillendiriyor… Ama ekonomik gelişmişliğin yanına bilim ve teknolojik gelişmişliği de katamadığınız sürece, ekonomi de para etmiyor. Arabistan örneği ortada; zenginliği, “altın klozet” üretiminin ötesine geçemiyor! Üstelik Müslüman (!) ülke! Neyse, o konuya girmiyorum.

Yukarıdaki anlamda güç sahibi devletler, hem kendileri hem de dünyanın geleceğinin şekillenmesi adına, uzun vadeli projeksiyonlar yapabilirler, dünyada söz sahibi olmanın, güçlerini kaybetmemenin yollarını arayabilirler elbette, zaten yaptıkları da bu, kabul! Ancak benim sıkıntılı gördüğüm konu şu ki; bu tip söylemlerle, yani “üst akıl şöyle yapacak, böyle yapacak, insan nüfusunu azaltacak, yok 21 sayısı tehlikeliymiş de, şeytan dünyaya egemen olacakmış…” falan filan diye insanlara korku salıp, öldük bittik, psikolojisine sokmayı, tam da şeytani bir faaliyet olarak görüyorum ben! İşte şeytan tam da böyle ele geçirir insanları: Korkutarak ve umutsuzluğa sürükleyerek…

“Şeytan” sadece 2021’de değil, insanın var olduğu zamandan beri işini iyi yapıyor zaten! İnsan nerede, şeytan orada! Farkında değil misiniz?

Bugün benim ailemdeki gençler de dahil çoğu genç, yaşamından bezdi!  “Bu dünya da yaşanmaz oldu!” demeye başladılar. Bir de onları böyle olumsuz söylemlerle beklentilere sokmak, tam da şeytani bir faaliyet bana kalırsa…

Benim bildiğim tek üst akıl var; o da beni yaratan Allah! O’nun izin vermediğini kimsenin yapabilme şansı yok! Bunlara kafa yorup, enerjimizi tüketip, morallerimizi bozacağımıza, içinde bulunduğumuz şu yeni dönemde “şeytan/lara inat”, iyiliği ve güzelliği nasıl yaygın hale getirebiliriz, geleceğimizin teminatı olan gençlere gelecek umudunu nasıl aşılayabiliriz konularında zaman ve enerji harcamalıyız bence. Biz iyiliğe kafa yorup yaşama geçirmeye çabalarsak, o iyilik kelebek etkisiyle büyür. İyiliğin olduğu yerde benim iman ettiğim “üst akıl”, kurulan tuzaklara, kötülüğe izin vermez. Yeter ki aklımızı bilimin ışığıyla aydınlatalım, laf değil güzel iş üretelim ve de enerjimizi aşağıya çeken komplo teorilerine kulaklarımızı tıkayıp yolumuza devam edelim.

Ben ne yapabilirim ki diye düşünüyorsanız, bir iyilik üretin elinizle. İnsanlara yararı dokunacak güzel bir iş yapın. Hiçbir şey gelmiyorsa elinizden, iyilik adına güzel bir fikir üretin. Ben öyle yapmaya çalışıyorum.

Sizin “üst aklınız” nedir bilmem ama benimki iyilik edenleri, güzel düşünüp güzel davrananları seviyor.

 

Meltem Kaynaş Kazezyılmaz – Planlama Uzmanı

 

*The Economist