Yalnızlık

Sabah yine mecburen markete uğradım. Manav kısmı dışarıda olduğu için burayı tercih ediyorum. Sabah saatlerinde de tenha oluyor… İçeriye girdim, ürünlere bakıyorum. Derken bir hanım dikkatimi çekti. Hem market arabasını yürütüyor hem de kendi kendine konuşuyordu. Tam uzaklaşacakken, “Eldiven arıyorum ama bulamıyorum. Sebzeleri seçmek için eldiven gerekiyor” dedi. Bir taraftan da sağa sola bakınıyordu. Eldivenler tam karşısındaydı.  “Şurada!” diyerek yerini gösterdim. “Ah hanımefendiciğim” dedi, “Ben bakar kör oldum.” Bir an anlayamadım. Gerçekten de “bakar kör” sandım. Kadın devam etti, “Gözümün önündekini görmüyorum efendim” dedi, “Ama yaş 77 oldu. Bu da çok normal değil mi?”

Cevap vermemi beklemeden devam etti; “Olsun! Ben çok iyi bir hayat yaşadım. Çok güzel bir evliliğim oldu, hanımefendiciğim. Çok iyi bir eşim, ailesine çok düşkün mükemmel çocuklarım oldu. Amerika’da yaşıyorlar. Biliyor musunuz, buralara geldiğim için bana çok kızıyorlar. ‘Gitme oralara anne’ diyorlar. Ama ne yapayım! Buraya gelip biraz hava alıyorum, iyi geliyor.”

Anlamıştım. Yalnızdı ve markete hem hava almak hem de birileriyle iki çift laf etmek için geliyordu. Ben gülümseyerek yüzüne bakıp, bütün bunları düşünürken o yeniden anlatmaya devam etti, bacağını göstererek, “Geçirdiğim bir motosiklet kazası nedeniyle bacağımdan sakatlandım. Ama olsun, şimdi iyiyim.” Demek bu nedenle aksayarak yürüyordu.

Ardından sorularını bana yöneltti; çocuklarım var mıydı, evli miydim ve bildiğimiz benzeri sorular.

Acelem vardı ama kırmak istemediğim için biraz daha sohbetine ortak oldum. Sonrasında da özür dileyerek yanından ayrıldım. İçeriye ödeme yapmaya girdim, çıkarken, o da içeriye giriyordu. Yine kendi kendine konuşuyordu. “İyi günler” dedim, başını kaldırdı, “İyi günler hanımefendi.” dedi.

Böylesine konuşmaya ihtiyacı olan bu zarif kadın aklımdan hiç çıkmadı. Bu kadar yalnızlık çektiğine göre belli ki eşini kaybetmişti. Eşine ne olduğunu söylememişti, ben de sormamıştım. Çocukları da uzaktaydı.

Günümüzün dev gibi binalarında komşuluk neredeyse sıfır olduğu için insanların bu kadar yalnız kalması da ne yazık ki sıradanlaştı. Binamızdaki yan komşudan bile haberdar olamayacak kadar vurdumduymaz mı olduk?

Biz nasıl bu kadar yalnızlaştık, hangi ara birbirimizi yalnızlığa mahkûm ettik.

Nerede bizim o mahalle kültürümüz… Birkaç saat görünmeyince komşusunun kapısını çalan insanlığımız… Pişirdiği yemekten bir tabak komşusuna vermeden sofraya oturmayan cömertliğimiz… Komşudan cenaze çıktı diye en az on beş gün radyo-televizyon açmayan inceliğimiz… Sevinçlerde, kederlerde ortaklığımız…

Sahi, bizi biz yapan değerlerimize ne oldu?

Neden birbirimizi bu kadar yalnız bıraktık?

Çok mu kendimize daldık… Dertlerimizin derdine mi düştük yoksa bencillik mi bizi esir aldı?

Başımıza her ne geldiyse derhal kendimizi tedavi etmeli; özümüze geri dönmeliyiz. Yoksa ortada “biz” diye bir şey kalmayacak.

Yalnızlık Allah’a mahsustur…

Tülay Hergünlü – SMMM