Yeni teknolojide aynı yollardan mı yürüyoruz?

Geçmişi bilmek, günümüzde yapılanları daha istikrarlı hale getirmek için ışık tutar. Aslında olayları ilgili dönemin şartlarına göre değerlendirmek gerekirse de, uluslararası çıkar çatışmalarında yöntemler değişiyor, fakat amaçlar değişmiyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, üretim dünyasındaki değişiklikler, genellikle sosyal büyük değişimlere yol açmıştır. Modern dünya, Sanayi Devrimi’nden bu yana, üretim dünyasıyla bağlantılı teknoloji ve kurumlarda yapılan değişimlerle oluşmuştur. Bu değişimlerden sağlanan güç ile dünyayı yönlendirmeye ve  “serbestleşme ekonomisi” adında uyduruk bir takım türevsel yollarla (ana amacı saklayan, fakat farklı yan yollara yönlendirme ve kontrolü ele alma yöntemi) hissettirmeden, diğer gelişmekte olan ülkeler, güzel güzel sömürülmeye başlanmış ve devam etmektedir.

Çağına göre değerlendirdiğimizde “mekanizasyon” dönemi yani seri üretim yöntemine, bağlı olarak verimliliğin artması sonucunda servet artışı doğmuş, kapitalist ülkeler artmış ve kapitalizm dünya ekonomisini yönlendirmeye başlamıştır. İşbölümünün artmasıyla, üretim süreçlerinin uzmanlaşma gerektiren küçük parçalara bölünmesi ve verimlilik artışları meydana gelmiştir. Bunun sonucunda teknolojinin ve servetin sahibi olan bu ülkeler, doğal olarak dünyayı yönlendirmeye ve hatta baskı ile sömürmeye başlamıştır.

Bu ülkelerde, tarımsal büyümeden sanayi malları üretebilen büyümeye geçilmiştir. Sanayi Devrimi’nden bu yana geçen son 200 yılda dünya ölçeğindeki ülkeler arasında gelir dağılımı eşitsizliklerinin arttığı görülebildiği gibi, bu dönemde, söz konusu eşitsizlikleri belirleyen en önemli etkenin, sanayileşme ve daha fazla verimlilik sağlayan teknolojilerin kullanımı olduğu, raporlar halinde yayınlanmaktadır.

Sanayileşmede ilerleyen Avrupa’nın önde gelen kapitalist ülkeleri, bir yandan sanayi ürünlerine yeni pazarlar ararken, diğer yandan kendilerine bol ve ucuz gıda maddeleri üretecek ülkeler aramaya başladılar. Avrupa kökenli mamul sanayi mallarının kırsal alanlara girmesini kolaylaştırmak amacıyla bizim gibi ülkelerdeki kırsal alandaki üreticiler ile geniş bir ilişki ağı kurdular. Üretici ve tüketici köylülere faizle borç para vererek, ticareti genişletmeyi, yani kendi sanayi mallarını satmayı ve yaratılan tarımsal ürünlerden de, ucuz bedellerle pay almayı başardılar.

Kendi ülke sanayimizi, yeni teknolojiler üreterek, geliştirmeden, sadece satın alarak, gerçek anlamda sanayileşebilen bir ülke durumuna gelmek mümkün değil gibi. Danışmanlık yaptığım bazı şirketlerde, yurt dışından kullanılmış makine ithal etmek istediklerinde, bir takım teşviklere yol açabilmesi için, yasa gereği bu makineler “yeni gibi” kabul ediliyor. Teknolojide yeni gelişmeler olduğunda verimlilik artışı standartların gerisinde kalmış olan bu makineler, hala kullanılmaya devam ediyor. Dünya standartlarında, teknolojiniz düşük ve bağımlı kalırsa, sermaye birikimi yeterli olmuyor.

Robot teknolojisinin durdurulamaz gelişimi, tıpkı ilk makine çağının gelişimi, Sanayi Devrimi’nde olduğu gibi, insan kasının yerine makine gücünün geçmesi gibi, bilgisayar ve robotların, çevremizi anlamak ve biçimlendirmek için beyinlerimizi kullanma kabiliyetimizi en üst seviyeye çıkarmamıza destek vereceği kabul edildiğinde ve bilgisayar teknolojisinin ekonominin her unsuruna hızla sirayet ettiğini, ABD’deki güncel istihdamın % 47’sinin son teknolojik gelişmeler sayesinde bilgisayarlaşmanın hedefinde olduğu tahmin edilmektedir. ABD Savunma Bakanlığı, bugün üniformalarını Çin’den almaktan kaçınmak için bilgisayarla kontrol edilen dikiş makineleri geliştirmektedir.

Geçmiş dönemlerdeki otomasyon sonucu oluşan hızlı verimlilik artışlarının, kitlesel işsizlik değil yeni iş sahaları ve yeni istihdam olanakları yarattığına göre, bu sefer de durumun farklı olmayacağı iddia edilmektedir. Bu gelişme aslında geniş ölçekli endüstriyel otomasyonun gerçekleştiği ilk makine çağının devamıdır. Önemli olan, ülke olarak bizim bu yenilikler aşamasında, hangi aşamada olduğumuzdur.

Hâlâ teknolojik gelişmeleri başkalarının yapmasını bekleyip, satın alma, ithal etme yoluyla ilerlemeyi mi ya da kendi robot teknolojilerimizi üretmeyi mi tercih edeceğiz? Aslında mesele bilişim dünyasının büyük ilerleme kaydettiği yolunda atılan adımlar değil, tam olarak meselenin toplumsal ve siyasal bir tercihe bağlı olması, ama, sürecin de, bilimsel bir kaçınılmazlık olduğudur.

Daha önceki siyasal gelişmelerde olduğu gibi, önemli olanın, teknolojinin kimin elinde olacağı, ayrıcalıklı seçkin sınıfların hâkimiyetine girip girmeyeceğidir. Böyle düşündüğümüzde, robotların hâkim olduğu bir dünyada, oluşabilecek ekonomik durgunlukların ardından, sorunun, mantıken robotlara değil, yine devlet politikalarının başarısızlığına bağlı olacağıdır. Fırsatlar artık kaçmamalıdır.

 

Cengiz Hergünlü – SMMM-Bağımsız Denetçi

www.hergunlu.com

 

*Peter Frase’nin “Dört Gelecek”, kapitalizmden sonra hayat kitabının 8 ve 9. sayfalarından yararlanılmıştır.