Yerli malı yurdun malı, her Türk onu kullanmalı

12- 18 Aralık tarihleri arasında Yerli Malı Haftası kutlanırdı… Hatırlayan var mı?

Şöyle 1980 öncesine doğru uzanalım. Yaşı ellinin üstünde olan herkes okullarda kutlanan Yerli Malı Haftası’nı mutlaka hatırlıyordur. Evlerimizden getirdiğimiz yemişlerle düzenlediğimiz müsamereler, okunan şiirler, şarkılar…

Her malın en iyisi/ Kumaşların her cinsi,
Yurdumuzda yetişir/ Meyvenin birincisi.
Yerli mal alacağız/ Yerli mal satacağız,
Paramız çoğalacak/ Hep zengin olacağız.
Yurdumuzu her yanı/ Bacalarla süslüdür,
Yerli malı kullanmak/ Her Türk’ün ülküsüdür.
Artık vatanımıza/ Yabancı mal giremez,
Temiz kazancımıza/ Hiç kimse el süremez.*

Amaç, ülke çocuklarını yerli malı kullandırmaya özendirmekti. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, günümüzde olduğu gibi kapılarımız, yabancı mallara ardına kadar henüz açılmamıştı. Tarımımız, tekstilimiz, hatta sanayimiz bile yerliydi. 1924-1938 arasında Atatürk’ün muhteşem projelerini, Cumhuriyet’in o ilk dev fabrikalarını şöyle bir hatırlayalım… Neler yoktu ki;

Fişek Fabrikası’ndan, şeker fabrikalarına, uçak fabrikasından, silah sanayi; tabanca, havan ve mühimmat fabrikalarına, tersanelerden, elektrik santrallerine, dokuma, bez, basma, yünlü, ipekli fabrikalarından, çimento, kiremit, klor, demir ve çelik ocakları fabrikalarına, otomobil montaj fabrikasından, kükürt fabrikasına, antrasit, kömür yıkama, taş kömürü ve havagazı fabrikasına, sigara fabrikalarından, buğday silolarına, kâğıt ve karton fabrikalarından, şişe ve cam fabrikalarına, süt fabrikasından, gülyağı fabrikasına kadar tam 46 fabrika! Hepsi  bizim, tamamı yerli sermaye ve tarım kooperatifleri…

Atatürk, yerli üretime ve yerli malı kullanımına büyük önem vermektedir. İzmir İktisat Kongresi’nde (1923) yaptığı konuşmada, bağımsızlığın korunması için yerli malı üretilmesi ve kullanılmasının önemine dikkat çeker. Bu düşünceden hareketle “Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti” kurulur. (1929) 

Yerli Malı kullanımıyla ilgili konuşmaların yapıldığı günlerde Atatürk Yalova’dadır. Akşam, sofrada konuşulanları dinler ve şöyle der; “Bundan sonra önder olarak benim de yerli malı kullanmam gerek. Gardıroptaki elbiselerimi getirin. Köşkün önünde yakın!”  Ortam bir anda derin bir sessizliğe bürünür. Sessizliği, Falih Rıfkı Atay bozmaya cesaret eder ve “Paşacığım, elbiseleri yakmayın, birer tanesini bizlere verin. Biz de hatıra olarak saklayalım!” der. Atatürk hafifçe gülümser ve “Peki!” der. Orada hazır bulunan herkese birer kat elbise verilir. Atatürk o günden sonra bir daha İsviçre’den kumaş getirtmez ve elbiselerini yerli kumaştan diktirir. Dışarıdan getirtilen kumaşlar artık Sümerbank’ta dokunmaktadır. Atatürk’ün ayakkabılarının Beykoz Kundura Fabrikası’nda üretildiği de bilinmektedir.”**

Yerli malı kullanımını özendirmek amacıyla 1929’dan 1946’ya kadar “Millî İktisat ve Tasarruf Haftası” adı altında bir dizi etkinlikler düzenlendi. Sonra birileri çıktı ve “Siz üretmeyin, biz size satalım… Zaten bizden izin almadan satamazsınız, kota koyarız.” dediler. Atatürk’ün fabrikaları, özelleştirme marifetiyle ya birilerine yok pahasına devredilip satıldı ya da teknolojileri yenilenmeyerek âtıl hale getirildi. Paha biçilemez menkulleri, arazileri, makine ve teçhizatları da kapanın elinde kaldı.  

Okullarda “Yerli Malı Haftası” olarak kutlanan bu önemli etkinliğin adı 1983’ten itibaren, Turgut Özal iktidarında “Tutum Yatırım ve Türk Malları Haftası” olarak değiştirildi. Ülkeyi yabancı mallar cenneti haline getiren Özal iktidarı döneminden itibaren eski önemini kaybeden etkinlikte kurulan sembolik sofralarda ithal mallar, yerli malların yerini aldı.

Artık, Türkiye’de fabrika bacaları hedeflendiği şekilde tütmüyor. Meyvelerin ve sebzelerin birincisi ülkemizde üretilmiyor. Hep yabancı mal alıyoruz, az yerli mal satıyoruz. Dış ticaret açığımız hiçbir zaman kapanmıyor. Zenginleşmek bir yana, ülke ve birey olarak hep borçluyuz. Çocuklarımızın hatta torunlarımızın geleceğinden yiyoruz.

Ne demişti Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk; 

“Türkler! Türk malı alınız, Türk malı kullanınız; Türk parası, Türk toprağında kalsın!”

İşte biz, Yerli malımıza, yerli malı haftamıza, hatta paramıza bile sahip çıkamayarak hem kendimize hem ülkemize hem de Atatürk’e ihanet ettik!

Bırakalım 1946’dan sonrasını, son yirmi yılda nasıl yönetildiğimize bakalım ve kusuru başkalarında değil kendimizde arayalım…

 

Tülay Hergünlü – SMMM

 

*Hacer Süheyla Hergünlü’nün çocukluk yıllarından bir şiir
** Hergünlü, “İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne”, Doğu Kitabevi, Sayfa: 84-85