“Yurdu işgal edilen ulusu niçin incittiklerini sormamak”

Anadolu’da ayaklanmalar sona ermiş, eşkıya çeteleri ortadan kaldırılarak kuvvetli bir ordu kurulmuş ve I.İnönü Zaferi kazanılmıştır.

Tarih 25 Ocak 1921… İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Paris toplantısında verdiği demeçte şöyle diyecektir: «… İstanbul hükümeti felç halinde ve Mustafa Kemal Türkiye’nin gerçek hakimidir.»

Sonraki gelişmeleri Nutuk’tan özetleyerek verelim:

Sadrazam Tevfik Paşa, Mustafa Kemal’le telgraf başında karşılıklı görüşmek ister.  Bir gün sonra Tevfik Paşa’dan gelen telgrafta, 25 Ocak’ta alınan kararlara göre, Doğu Sorunu’nun çözümü için 21 Şubat’ta, Londra’da, İtilaf Devletlerinin temsilcileriyle Osmanlı ve Yunan hükümetlerinin delegeleri bir araya gelecektir. İtilaf Devletlerinin İstanbul temsilcilerinin bir koşulu vardır: “Mustafa Kemal Paşa’nın veya Osmanlı tarafından yetki verilmiş delegelerin, Osmanlı delege heyeti arasında bulunmaları”.  Sadrazam Tevfik Paşa bir de şifreli telgraf geçecek ve Yunanlıların, Londra Konferansı’nda güçlü görünmek için, on güne kadar saldırı hareketi başlatacaklarını bildirecektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal’in, bir gün sonraki cevabı şöyledir:

“İtilaf Devletleri Londra’da toplayacakları konferansta, Doğu Sorunu’nu hak ve adalet çerçevesinde çözmeye karar vermişlerse, davetlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetine doğrudan doğruya yapmalıdırlar.” (28.01.1921)

Mustafa Kemal bununla da yetinmez, kendiliğinden ve özel olarak bir telgraf daha yazar Sadrazam’a. “Dolaylı olarak davetli olduğumuz konferansta ülkeyi ayrı ayrı temsil edecek iki heyetin ne kadar büyük sakıncalar doğuracağını tamamıyla anladığınıza eminiz… Bunun için padişahın, artık milli iradenin belirdiği yegâne yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni tanıdığını resmen ilan etmesi gerekmektedir.”

Anadolu’daki hükümetin yürüdüğü yol tavizlere açık bir yol değildir.

Mustafa Kemal, Sadrazam Tevfik Paşa’ya aynı gün, 4 madde içeren üçüncü bir telgraf daha çeker. Padişah’tan istenen, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni tanıdığını bir padişah buyruğu (hatt-ı hümayun) ile duyurmasıdır. Padişah eskisi gibi İstanbul’da oturacaktır ancak İstanbul’da artık hükümet adı altında bir heyet kalmayacaktır. Büyük Millet Meclisi’nce onaylanan bütçeden Padişah ve hanedan için ödenek ayrılacak, memur ve diğer maaş sahiplerinin aylıkları da verilecektir.

Sadrazam Tevfik, heyeti toplayacağını ve ertesi gün bilgi vereceğini yazar. Gelen cevap niyetlerini yansıtmaktadır. Mustafa Kemal şöyle diyecektir: Tevfik Paşa ve arkadaşları, Anadolu’yu İstanbul hükümetine bağlamaya çalışıyor. Öyle bir hükümete ki, dünyada varlığına karşı çıkılmıyorsa, düşmanın amaçlarını kolaylaştırmaya yarayacak nitelikte görüldüğü içindi.”

Bu yapıdaki “hükümetler” her devirde var olmuş ve olmaktadırlar; iktidarda kalabilmek adına birtakım güçlere her hal ve şartta “evet” diyen hükümetlerdir bunlar…

Mustafa Kemal 30 Ocak’ta Sadrazam’a verdiği yanıtta “Durumun henüz gereği kadar anlayış ve doğrulukla değerlendirilmemekte olduğunu gördüm.” diyecek ve Padişah’ın bir kez daha aydınlatılması için de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun Temel Maddeleri’ni gönderecektir.

Bakanlar Kurulu Başkanlığı tarafından Sadrazam’a verilen yanıtla da gerçekler hatırlatılacaktır: “Ulusal çıkarlara en uygun sonuçların elde edilmesi, Londra Konferansı’na katılacak delegelerin doğrudan doğruya ulusal iradeyi temsil eden Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiş ve gönderilmiş olmasıyla mümkündür. Uğursuz Sevr Antlaşması’nı imzalamış bir heyetin mirasçılarından olan heyetiniz delegelerinin, vatan ve ulus için yararlı olan sonuçları elde edebilmeleri mümkün değildir.”

Ardından o sırada Ankara’da bulunan eski sadrazam İzzet Paşa da çektiği telgrafla; İstanbul’un işgal altında olduğunu, oradaki hükümetin ulusun çıkarlarını korumaya gücünün yetmeyeceğini belirtir. Sadrazam Tevfik de, İtilaf Devletlerinin verdiği notaya göre Londra Konferansı’na “yalnız olarak Anadolu delegeleri” nin kabul edilmeyeceğini belirtir. Sadrazam Tevfik bununla da yetinmez, Fevzi Paşa’ya da tehdit ifadeleri içeren bir telgraf çeker: Anadolu hükümeti isteğinde ısrarcı olur da konferansa katılma fırsatı kaçırılırsa, İstanbul ve Boğazlar Osmanlı egemenliğinden çıkacak, İtilaf Devletleri Yunanistan’a para ve asker yardımı yaparak Türk unsurunu iyice ezecektir… Sadrazam duyum (!) ve bildirimlerini (!) sürdürür: Yunanlılar konferansı etkilemek amacıyla Şubat’ın yirmi birinde 70-80 bin kişiyle saldıracaktır… Fransa kamuoyu incitilmemelidir, Kilikya saldırısından kaçınılmalıdır, vs. vs.

Mustafa Kemal, bu “sözde korkutucu” ve anlam yoksunu ifadeler üzerine şunları söyleyecektir: “Yurdumuzu işgal edenlerin kamuoyunu incitmemeyi tavsiye edenlere, yurdu işgal edilen ulusu niçin incittiklerini ve incitmekte devam ettiklerini sormamak, neden bu Osmanlı devlet adamlarının belirgin özellikleri olmuştu?”

Ankara hükümeti, “hükümet etme” konusunda asla taviz vermeyecektir.

Londra Konferansı ile ilgili haberleşmelerin tümü genel kuruldu okunarak Meclis’e bilgi verilir. Mustafa Kemal, ateşkes antlaşmasından bu yana iki tür hükümetin birbirini izlediğini söyler.

Biri, Her ne pahasına olursa olsun İtilaf Devletlerine karşı kesin olarak boyun eğme düşüncesini temsil eden” Damat Ferit başkanlığındaki hükümettir. Mustafa Kemal bu hükümeti, “ülkenin kötülük ve hainlik yapmaya eğilimi olan ne kadar nankör evladı varsa, hepsini kışkırtıp silahlandırarak, ulusal savunmaya kendilerini adayan vatanseverlere kaşı devamlı kullandılar.” sözleriyle tarif eder ve ilave eder:  “…son Bizans İmparatoru’nun tahtının mirasçısı bir hanedandan gelen bugünkü halife ve sultanın hükümeti; tutsak olmak istemeyen ulusu, kendi eliyle bağlayarak düşmanlara teslim etmeye çalışıyordu.”

Anadolu’da aylarca savaşılan bu bozguncular, düşmanların hesabına cephelerimizi arkadan vurmuştur.

İkinci tür hükümet Tevfik Paşa’nın başkanlık ettiği heyettir. Hem Anadolu savunmasından yana olduklarını söylerler hem de istenilen barışa “aymazlık ve inatla” engel olmaya çalışırlar.

Mustafa Kemal bu “Hükümet/Heyet” için de şöyle diyecektir: “Bütün Anadolu’yu, özgürlük ve bağımsızlığına aşık bütün ülke çocuklarını ve bugünkü zulüm görmüş İslam dünyasının ruhunu temsil eden Büyük Millet Meclisi, İstanbul’un hasta ve özgürlükten yoksun bir heyetine bağlı olmayı hiçbir zaman kabul edemez.”

***

Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey’in başkanlığında ayrıca ve bağımsız bir delege heyeti kurulur. Heyet, “özel olarak davet edilmemiz durumunda”, zaman da göz önünde bulundurularak, Roma’ya gönderilir. Resmi davet gelmesi üzerine de Heyet, Londra’ya gider.

Konferans, 27 Şubat-12 Mart 1921 tarihleri arasında sürer ancak olumlu bir sonuç çıkmaz. İtilaf Devletleri Türk ve Yunan heyetlerine bazı öneriler içeren bir proje verir ve hükümetlerinden verilecek cevapları bildirmelerini ister. Bize verilen projenin içeriği, “Sevr projesinde değişiklik yapılacağını ümit ettiren bazı belirsiz sözler…” dir.

Mustafa Kemal bu konuyu şu sözlerle sonlandırır: “İtilaf Devletleri, delege heyetimiz aracılığıyla yaptıkları önerilerin yanıtını beklemeden, daha delege heyetimiz yoldayken, Yunanlılar, bütün ordusuyla, bütün cephelerimize karşı saldırıya geçtiler.”

II. İnönü Zaferi öncesi günler başlamıştır…

 

Canan Murtezaoğlu

 

Nutuk; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, sayfalar, 374-393