Bir Delinin Hatıra Defteri

1809’da başlayan ve yalnızca 43 yıl süren yaşamına özlemleri, düşleri; bunalımları ile birlikte pek çok eser sığdırdı Nikolay Vasilyeviç Gogol. Masallar, Müfettiş, Palto, Ölü Canlar, Burun, Bir Delinin Hatıra Defteri, Fayton, Evlenme, Petersburg Hikâyeleri bunlardan bazıları. Puşkin’in derinden etkilediği yazar, öykülerinde çağının ve içinde yaşadığı toplumun değer yargılarına, bu değer yargılarıyla biçimlenen kişiliklere bakışını yansıtır.

Bir Delinin Hatıra Defteri, öyküyü okumayanların; oyununu izlemeyenlerin bile, en azından adını duyduğu bir yapıt. Bu öyküdeki sıradan memur, saygın olmayan toplumsal konumundan hiç memnun değil. Ancak onun niyeti Gogol’un yaptığını yapmak, düzene başkaldırmak değil. O, ezilen olmaktan kurtulup ezenlere benzemek istiyor, bunu da çevresindeki soylu ve güçlü olanlara kusursuz hizmet ederek sağlayacağına inanıyor. Bu arada onlardan birinin kızına âşık oluyor, dahası kızın da kendisini sevdiğine inanıyor. Ancak çok çalıştığı halde, üst sınıfta yerini alamadığı gibi sevdiği kızın da bir soyluyla evlenmek üzere olduğunu öğreniyor. İş başa düşüyor ve kendisinin İspanya Kıralı olduğunu açıklıyor, sonrasında başına gelenlerin de, bu güçlü konumunun bedeli olduğunu düşünüyor. Öykü, İspanya olduğunu sandığı akıl hastanesinde, çektiği korkunç acılardan; gördüğü eziyetlerden kendisini kurtarması için annesine yalvarışıyla son buluyor.

Bir Delinin Hatıra Defteri’nin adını taşıyan kitapta toplam üç öykü var. Diğerleri Palto ve Burun. Palto’da, sıradan birisinin zorlukla aldığı paltosunun çalınması sonucu deliye dönüşü, durumu ilettiği bakan tarafından aşağılanması, ölmesinin ardından paltonun, bakanın ve çevresinin peşini bırakmayışı anlatılıyor. Burun’da ise bir memurun bir sabah burnunun kaybolmasından yola çıkılarak, yoksulluğun yol açtığı toplumsal çarpıklıklar dile getiriliyor.

Üç öyküdeki karakterin ortak özelliği; aşağılanan toplumsal statüleri ve vasıfsız, liyakatsiz kişilerin hak etmedikleri yerlere getirildiği adaletsiz sistemin kurallarına göre çabalayarak çare aramaları.

Sistemin adaletsizliğini yok sayarak, görmezden gelerek ya da kabullenerek kişisel kurtuluş peşinde olan bireylerin sonu, bugün de yalnızlaşmak, zavallılaşmak, kendisine yabancılaşmak değil midir? Varabildikleri yerlere, içinde yer aldıkları kurumlara bakılmaksızın!

Dostoyevski’nin, Çehov ve Gorki’yi de kastederek “hepimiz onun paltosundan çıktık” dediği Gogol’un eserlerinin izleri günümüzde de derinliğini koruyor.

Canan Canbeyli – Kimya Mühendisi