Demokrasi, nereden nereye?

Demokrasinin ne olduğu, nereden çıktığı, nasıl geliştiği, hangi süreçlerden geçtiği ve demokrasinin geçmişini araştırmak hem akademik çevrelerde hem de ilgi duyanlarda bir merak konusu olmuştur. Ben de ilgi duyanlardanım ve Çağdaş Paylaşımcı Demokrasi Modeli adlı ilk kitabımda şunları yazmışım:

Demokrasi tarihi içinde; ilk demokrasi yönetimi denemelerinden biri olan Atina demokrasisi, Antik Çağ demokrasisi, bilinen iyi bir örnek olarak, demokrasi tarihi içinde yerini almadan önce de demokrasi denemelerinin milattan önce 7000’li yıllara, Sümer, Elam ve Akatlara kadar gittiğini görebiliriz. Günümüze gelene kadar geçen sürede çok değişik ad, şekil ve modellerde demokrasiler kuruldu, denendi. İlkel demokrasi örneklerinin kutsal kitaplarda da yer aldığını sezinleyen, söyleyen düşünür ve aydınlar vardır.

Demokrasi tarihini bilmek, araştırmak ve nereden gelerek nereye gittiğini öğrenmeye çalışmak insanın devamlı bir arzusu olmuştur.

İçinde yaşadığımız çağda; demokrasi en iyi yönetim şekli, biçimi olarak yer almaktadır. Fakat en iyi yönetim şekli olarak var olan demokrasi, doğal olarak yenilenme ihtiyacı duymakta ve istemektedir. Çünkü insanın yaşama başlaması ile başlayan demokrasi tarihi, insanın kendisi ile beraber tüm tatlı ve acıları yaşamış ve denemiştir.

Demokrasinin nereden geldiği, nasıl geldiği insanın bildiği bir konudur.

Demokrasinin nereye gideceği, nasıl gideceği de yine insanın düşünme ve aklını kullanması ile bilebileceği bir konudur. İnsan, bir yerlerden gelip bir yerlere gidiyor ise, demokrasi de onunla beraber bir yerlere gidecektir.

Çağımızda yaşanan demokrasinin sorunları demokrasinin nereye gideceğinin cevabını, bu sorunların çözüm öneri ve düşünceleri de nasıl ve ne şekilde gideceğinin cevabı olacaktır.

Demokrasi bir yönetim sistemi modeli olduğuna göre acaba eski Türklerde yönetim sistem ve modellerinde neler vardı ve bugünlere nasıl geldik sorusu bende de merak uyandırmıştır. Eski Türklerde yönetim sistem ve modellerini araştırdığımda gördüğüm manzara şöyledir:

“Danışma” fikri ve düşüncesi hem Doğu hem Batı toplumlarında ve Türklerde, yönetimde çoğu kez dikkate alınan bir kavram olmuştur. Yani danışarak yönetim sistemi ve modellerine sıkça rastlanmaktadır.

Eski Türklerde “toy” vardır. Meclis toplantı anlamında kullanılan toy, Oğuz Destanı’nda da geçmektedir. Eski Türklerde görülen “Kurultay” kavramı da aynı şekilde Oğuz Destanı’nda görülmektedir. Oğuz Türkçesi’ndeki kurultay karşılığı “kengeş” tir. Türklerin kurdukları Hun, Tabgaç, Göktürk, Uygur, Eftalit, Hazar, Avar vb. imparatorluk ve devletler toy ve kurultay uygulamaları yönetim sistemlerinde görülmektedir. Kengeş meclisi, toy ve kurultayların demokratik bir müessese olarak meclis geleneğinin ilk çekirdekleri olduğu araştırma kitaplarında yazılıdır. 

Türklerin İslam’ı kabul etmesinden sonra yönetimde danışma anlamında yeni terimler görülmeye başlamıştır. Bunlar istişare, şûrâ, müşâvere ve meşveret terim ve kavramlarıdır. Dört Halife döneminde şûrâ ve meşveret anlayışı uygulanmış iken, Emeviler döneminde yönetimde saltanat usulünün tercih edilmiş olması ile şûrâ ilkesinin kurumsallaşması önlenmiştir.

Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde görülen “divan” kavramı kelime olarak Farsçadan Arapçaya oradan da Türkçeye geçmiş olan bir kelimedir. Eski Türklerdeki kurultay geleneği divan şeklinde devam ettirilmiştir. Osmanlılarda meşveret yöntemi ile çalışan diğer divanlardan bazıları Ayak Divanı, İkindi Divanı, Çarşamba Divanı ve Cuma Divanıdır.

Osmanlıda on yedinci yüzyıldan sonra Divan-ı Hümayun sistemi önemini kaybetmeye başlamış ve III. Selim döneminde Meşveret Meclisleri önem kazanmaya başlamıştır.

Tanzimat döneminde karşılaşılan Batılılaşma düşüncesi ile meclis, parlamento kelimeleri de kullanılmaya başlamıştır.

Meclis’in, kuvvetler ayrılığı ilkesinin gelişmesinde önemli bir rol oynadığını söyleyen ve yazanlar bulunmaktadır.

Osmanlı divan ve meşveret meclisinin yapısı temsili bir nitelik kazanmamıştır. Meşrutiyet döneminde ve ancak Batı düşünceleri etkisiyle temsili bir oluşum yaşanmıştır.

Osmanlıda son meclis 1918 yılında Padişah tarafından feshedilmiş ve ülke topraklarının düşmanlar tarafından işgali üzerine yeni Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 tarihinde ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından Ankara’da çalışmalarına başlamıştır.

Şevket Süreyya Aydemir,  Tek Adam adlı eserinin ikinci cildi sayfa 279’da yeni açılan meclisi anlatırken şöyle yazar;

“Meclis kürsüsünün arkasındaki duvarda Arapça, fakat mânalı bir levha vardır: “İşlerinizde meşveret ediniz!” Bir zaman gelecek, bu levhanın yerini Türkçe bir levha alacaktır: “Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir.”

 

Bahtiyar Çetinbaş – İnşaat Mühendisi ve Kentsel Dönüşüm Uzmanı

 

Kaynaklar:
Bahtiyar Çetinbaş, Çağdaş Paylaşımcı Demokrasi Modeli, Sokak Kitapları Yayınları, İstanbul.2017, sh.21-22
Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Remzi Kitapevi 1966, İstanbul, Cilt 2 İkinci Baskı, sh.279
Ayhan Ceylan, Doktora Tezi, İst. 1998, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümü