“Mabet sosyalizmi” nin muhteşem uygarlığı

“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” ve “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifiyle “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti” kurulur. (1931) Amaç, Türk tarihinin ilk kaynaklarının araştırılmasıdır.

Atatürk’ün, bizzat katılarak çalışmalarını izlediği Tarih Kongrelerinde* Sümerlerle ilgili tebliğler sunulduğunu biliyoruz.

İlk Kongre’ye katılanlardan ve Şumer (Sumer) ler Hakkında Mülahazat” başlıklı tebliğini sunan Avram Galanti Bey (İstanbul), konuşmasını küçük küçük görüşler halinde ve Maarif Vekâleti’nin, yeni tarih kitabı hakkındaki sorusuna cevap olarak yapacağını belirtir. Bir başlık da Sümerlerdir. Birkaç cümlesini paylaşalım:

“Şümer’in resimli çömlekçilik harsı (kültür), Türkistan’da kâin Ano’da görünüyor. Langdon “4000” sene evvel bir büyük présistorik medeniyetinin vasati Asiya’dan İran yaylasına, Suriye’ye ve Mısıra geldiğini ve bu Asiyalı kavmin aşağı yukarı son şeceresi olan Şümerlilerin “5000” sene evvel Mezopotamya’ya girdiğini zannetmeye mütemayildir. (Cambridge, cilt 1. S.362) Galanti Bey sözlerini, C Leonard Woolley’in “The Sumerians” adlı yayımlanmış eserinden cümlelerle sürdürür. “Bunlar (Şümerliler) metinlerin, ‘Karabaş’ tâbir ettikleri siyah saçlı adamlar olup, etimolojisinde değilse de, teşekkülünde biraz eski Türkçeye (Turanca) benzeyen mütelâsik (agglutiné: yapıştırılmış; örnek: sevmek fiilinden, sevdirme, sevdirmemek) bir dil konuşurlardı…. Fakat Şümerlilerin dağlarda yaşayan adamlar kıyafetinde tasvir edilmelerine bakılırsa bunların dağlı bir memleketten geldikleri ifadesi tezahür eder.”

İkinci Türk Tarih Kongresi‘ne katılan;

Prof. Dr. Andrea (Berlin), “Sumerlerin Monumental Sanatları” başlıklı tebliğinde şöyle der: “Olup bitmiş olanı aynen almaktansa, oluşun derinliklerine nazar atmak hiç şüphesiz daima daha güzel bir şeydir… Böylece Sümerleri- onları sonra gelen diğer bütün milletlerden temayüz (seçkinleşmek) ettiren- çok daha büyük, çok daha geniş bir entelektüel seviyede görüyoruz. Bu belki, cihanda o devrin entelektüel seviyesi, belki de yalnız Sümerlere has olan bir seviye idi.”

Prof. Dr. Kerim Erim’in (İstanbul), Sümer Riyaziyesinin (matematik) Esas ve Mahiyetine Dair” başlıklı tebliğine göre: “Sümer medeniyetinin, 4000 gibi eski bir tarihe kadar çıktığını bugünkü arkeolojik tetkikat göstermiştir; Sümer-Babil medeniyetine ait vesaik, 200 kadarki tarihe kadar gelir. Sümer-Babil riyaziyesinden bugün elimizde 200 kadar tablo metin vardır ki, bunların vazifesinin hesabı kolaylaştırmak olduğu gözükür… Sümer-Babil riyaziyesinde cebir çok mütekâmildir.”

Yani Sümerlerde matematik son derece gelişmiştir.

Dr. Ş: Akkaya (Ankara) ise “Sümer Dilinin Babil Diline Tesiri” adlı kapsamlı tebliğinde: “Çok dikkate şayandır ki, tanrılar çoktu fakat tanrılık birdi.” diyecektir.

Tebliğlerdeki ayrıntılar, 1930’lu yıllara kadar elde edilen bulgulara dayanmaktadır. Ancak o zamanki bilgiler bile Sümerlerin gerçekten de çok ileri bir uygarlığa sahip olduklarını göstermektedir. O gün bütün bu gelişmelerden toplumunu haberdar eden akıl, Mustafa Kemal’in aklıdır. Çünkü o, Türk milletinin sorumluluğunu yüklenen, aydınlanması için de yol ve yöntem gösteren çağlar üstü bir liderdir.

Türk Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın cümleleriyle verelim:

“Şimdi Atatürk diyor ki mademki biz Türk’üz, mademki Anadolu’nun genel halkı Türk’tür diyor, binaenaleyh Türkler nerden geldi? Burada mı doğdu, yoksa hakikaten Orta Asya’dan mı geldiler? Atatürk tarih okumuş adam, ne zaman geldiler, tarihi en eski ne zamana kadar gidiyor, bunların araştırılması lazım, bunları araştıracak insan yetiştirmek lazım… Atatürk, Fransızca kitapta yazan ‘Sümerler Orta Asya’dan gelmiş olabilirler, dilleri Ural-Altay dilleri grubundan olabilir.’ yazısının altını çizmiş, yanına kocaman eski harflerle “mühim” yazmış. Daha o zaman eski harfler kullanıldığından. Kendi gözümle gördüm. Onun için diyor, bu fakülteye Sümeroloji konacak.”**

***

Günümüze gelindiğinde, Sümerler ve Orta Asya Türkleri arasındaki bağ, bilimin ilerlemesi ve yapılan diğer çalışmalarla daha da netlik kazanmıştır.

Sümerlerin Orta Asya’dan geldiğinin bir kanıtı da “Kalde Zodyakı” adlı tablettir. Yazar Kenan Yelken şöyle demektedir: “Tablet üzerindeki yıldız kümelerinin şekilleri, aralarındaki uzaklıklar ve parlaklıklar incelendiğinde bu görüntünün ancak Hazar Denizi’nin doğusunda 40-46 enlemlerinde alınabileceği bilimsel olarak belirlenmiştir. Bu bölge ise Türkmenistan’dır. Yani Sümerler Kalde Zodyakı’nı Türklerin MÖ. 9 binli yıllarda göçe başladıkları atavatanları olan Orta Asya’da bulunan Türkmenistan’ın Anav bölgesinde yazmışlardır. Yani Sümerler kesin olarak bir Ön Türk koludur.”***

Prof. Dr. Ekrem Memiş’in uzun makalesinden bazı bölümleri de özetle paylaşalım:

“Kalkolitik (Mezopotamya’da Kalkolitik devir M.Ö. 5000-3000 yılları arasına tarihlenmektedir.) devrin sonlarına doğru Mezopotamya’da çömlekçi çarkı, silindir mühür ve yüksek mabet gibi birtakım yeni kültür unsurlarıyla karşılaşılmaktadır ki, bunlar, M.Ö. 3500’lerde Mezopotamya’ya gelen Asya kökenli Sümerlere aittir…

Sümerlerin inanışına göre, yeryüzündeki bütün yaratıklar ve varlıklar tanrının malı idi. Fakat tanrının olan bu toprakları verimli hale getirebilmek için bataklıkları kurutmak, suları kanallarda toplamak gerekiyordu. Bütün bu büyük ve zor işleri, ancak müşterek emekle başarabilirlerdi. Böylece bütün şehir halkı birlikte kanallar açıyorlar, toprağı birlikte ekiyorlar ve yine ürünleri birlikte topluyorlardı. Bu sosyalizm, gücünü tanrıdan aldığı için, Mezopotamya’da Sümerlerle başlayan bu rejime “mabet sosyalizmi” ya da “teokratik sosyalizm” denilmektedir… Bu sistem gereğince her vatandaş ürünlerini mabede teslim etmek zorunda idi. Mabette görevli bulunan rahip memurlar, toplanan bu ürünleri, her ailenin ihtiyacı oranında paylaştırıyorlardı. İhtiyaç fazlası ürünlerle de, taş, kereste ve maden gibi memlekette mevcut olmayan maddeler, dış ülkelerden satın alınıyordu.

Sümerler, bu ilkel sosyalizmin doğal bir neticesi olarak, çok geçmeden M.Ö. 3200’lerde yazıyı da keşfetmeye muvaffak olmuşlardı. Zira rahipler, her vatandaşın mabede getirdiği malı unutmamak veya teslimatı vesikalandırmak için, kil tabletlerin üzerine ancak kendilerinin anlayabileceği şekilde her şahıs için belli bir işaret, onun karşısına da getirdiği malın resmini yapmağa başladılar.” ****

Karışıklıkların giderilmesi için de “determinatif” (belirleyici) usul uygulanacaktır.  “Bu yönteme göre, bir ismin kadın ismi mi, erkek ismi mi yoksa tanrı ismi mi olduğu, ismin önündeki determinatiflerden anlaşılıyordu.” demektedir Prof. Memiş.

Memiş’in makalesinde, Sümer dilinin Türkçe dil grubuna mensup olduğu ve Ural-Altay kazılarının neticesinde de Sümerlerin “yuvarlak kafalı (brekisefal) bir kavim” oldukları belirtilir. Sümerlerin, gökyüzünü temsil eden Anu’ya tapmaları – Türklerin İslamiyet’ten önce Gök Tanrı’ya tapmaları gibi-, “Meopotamya düzlüklerinde yığma toprak tepeler oluşturup, mabetlerini bu tepeler üzerine inşa etmeleri de Orta Asya ile bağlarını göstermektedir. Sümerlerin sıcak Mezopotamya iklimine rağmen koyun yününden yapılmış elbiseler giymelerini de Onların, iklimi sert ve yüksek bir memleketten gelmiş olduklarına işaret eder ki, bu memleket de hiç şüphesiz Orta Asya’dır.” şeklinde ifade eder Prof. Memiş.

***

Binlerce yıllık dinler tarihindeki birçok kavramın, birçok olayın Sümerlerden geldiği düşüncesi de yaygındır. Örneğin; 12 rakamı ve kavramının Sümerlerden çıktığı biliniyor; 12 burca dayanan bir yıl, 12 aydır. Yahudilikte, Yakup’un 12 oğlu, Hıristiyanlıkta İsa’nın 12 havarisi vardır. Kur’an’da dört yerde geçen “12 rakamı” nın üçü İsrailoğlulları ile ilgilidir.  Dördüncüsü ise; “Doğrusu, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü kitabında, Allah katında ayların sayısı on ikidir…” (Tövbe, 36) cümlesiyle verilmektedir.

Bilim insanları tarafından “seçkin” ve “büyük ve geniş bir entelektüel seviyeye sahip” olarak tanımlanan; yazıyı bulan, ileri derecede matematik bilgisine sahip, ilk hukuk devleti kabul edilen, tufan yaşayan Sümerler bu medeniyet seviyesine nasıl ulaştılar? Bilgilerinin kaynağı neydi?  Söz konusu, bilgi kaynağını irdelemek ise şu soruyu sormak da yanlış olmayacaktır:

Acaba Sümerler, “Ve ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğretti… her birine egemenlik ve ilim verdik…” (Enbiya/Peygamberler, 79-80), “… demiri yumuşattık” (Sebe,10), “Gözetlememiz altında, sana bildirdiğimize göre gemiyi inşa et…” (Hud,37) gibi Kur’an’da çokça geçen ifadelerin benzerlerine, binlerce yıl öncesinden muhatap mı oldular?

Bilimin aydınlığı insanlığın yoldaşı olsun! (“OKU!”, s.4)

Canan Murtezaoğlu

 

*I. Türk Tarih Kongresi, 02-11 Temmuz 1932, Ankara – II. Türk Tarih Kongresi, 20-25 Eylül 1937, İstanbul
**https://www.eral.k12.tr/unlu-yazar-muazzez-ilmiye-cig-yazi-dizisi-bolum-1/
***Kenan Yelken; https://www.kenanyelken.com/sumerler-turk-mudur
****https://www.academia.edu/30707014/Ortado%C4%9Fuda_T%C3%BCrklerin_Varl%C4%B1%C4%9F%C4%B1_Tart%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1_Prof_Dr_Ekrem_Memi%C5%9F